GÖRÜNTÜLÜ

Zeynep Karayılan: Umut hakkı bir an önce tanınmalı

‘Umut hakkı’nın bir an önce tanınması gerektiğini vurgulayan ÖHD Amed Şubesi Eşbaşkanı Avukat Zeynep Karayılan, müzakere sürecinin işletilmesi için Önder Apo’nun özgürlüğünün sağlanması gerektiğini belirtti.

ZEYNEP KARAYILAN

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AKBK), Önder Apo’ya tanınması gereken “umut hakkı”nı 15-17 Eylül tarihleri arasında gündemine alacak. Komite, 12 Haziran’daki toplantısında “Gurban Grubu” başlığıyla bu gündemi eylül ayı toplantı listesine ekledi. Bu kapsamda Önder Apo, Emin Gurban, Civan Boltan ve Hayati Kaytan’ın “umut hakkı”nın sağlanması için Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği değerlendirilecek.


Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin gündemine alacağı “umut hakkı”na ilişkin ajansımıza konuşan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Amed Şubesi Eşbaşkanı Avukat Zeynep Karayılan, umut hakkının bir insanın ömür boyu hapishanede tutulamayacağını ve bir gün mutlaka özgürlüğüne kavuşabilme ihtimalinin olması gerektiğini ifade eden bir kavram olduğunu belirterek şunları aktardı:

“Umut hakkı, AİHM'in verdiği kararlar neticesinde geliştirilen bir haktır. AİHM, 2001 ile 2008 yılları arasında başka ülkeler aleyhine vermiş olduğu kararlarda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının ölünceye kadar infaz edilmesinin günümüz şartlarında yeri olmadığını; bir insanın özgürlüğüne kavuşma umudunun olması gerektiğini vurgulamıştır. Bu konuda yasal düzenleme yapmayan ülkelere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3’üncü maddesi olan 'işkence yasağı'nı ihlal ettiğine yönelik kararlar verdi.

Bu kararlar neticesinde geliştirilen bir hak. Bu noktada, Sayın Öcalan hakkında da 2014 yılında Türkiye aleyhine karar verdi. Bildiğiniz üzere, Sayın Öcalan’a 1999 yılında idam cezası verilmişti. Bu tarihten sonra, 2002 yılında çıkarılan kanuni düzenlemeyle idam cezası ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrildi.

Sayın Öcalan’ın avukatları tarafından yapılan başvuru sonucunda, 2014 yılında Türkiye aleyhine ihlal kararı verildi ve mahkeme Türkiye’den düzenleme yapmasını istedi. Ancak Türkiye, AİHM kararını 11 yıldır uygulamadığı gibi, AİHM'in kararlarını inceleyen ve denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de 10 yıldır bu kararı denetlemedi ve bu noktada hareketsiz kaldı.

Bu 10 yıllık süreç içerisinde hak ve hukuk örgütlerinin ısrarlı başvurusu sonucunda komite, geçtiğimiz yıl gündemine almak zorunda kaldı ve Türkiye'ye bu eylül ayına kadar düzenleme yapması için süre tanıdı. Ama Türkiye, verdiği eylem planında umut hakkını kullanmayacağını söyledi.”

‘TÜRKİYE UMUT HAKKI'NI KULLANMAMAKTA ISRAR EDİYOR’

Türkiye'nin umut hakkı'nı tanımamakta ısrarcı olduğunu belirten Zeynep Karayılan, “Bunun nedenleri ortadadır. Çünkü Sayın Öcalan demek, Kürt halkı demek; binlerce siyasi tutsak demek, özgürlük mücadelesi veren gerillalar demek. Bu noktada Sayın Öcalan hakkında yapılan bir değişikliğin, Kürt halkına sirayet edeceği orada. Gerek devlet gerek iktidar bunun bilincinde. Bu sebeple gerek devletin gerekse de hegemonik güçlerin Kürt sorununun çözümsüzlüğünde ısrarcılığının önü açılıyor” dedi.

‘GEREKLİ YAPTIRIMLAR UYGULANMALI’

Umut hakkının uygulamaması halinde Türkiye'nin çeşitli yaptırımlarla karşı karşıya kalacağına dikkat çeken Zeynep Karayılan, şunları ifade etti:

“Öncelikle ihlal prosedürünün işletilmesi devreye girecektir. Bu noktada Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, kararı veren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kararı tekrardan gönderir ve ihlal prosedürünün işletilmesini ister. Ayrıca siyasi yaptırımlar da olabilir; Türkiye'nin Avrupa Konseyi içindeki oyu askıya alınabilir. Bununla birlikte diplomatik baskı ve itibar kaybı olabilir. Avrupa Konseyi devletleri, Türkiye'nin hukukun üstünlüğü ilkesini uygulamadığını ilan eder ve bu da Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde, fonlarda ve diplomatik görüşmelerde ciddi sıkıntılar yaratır.

En ağır yaptırım olarak değerlendirdiğimiz ise, Türkiye'nin Avrupa Konseyi üyeliğinin askıya alınması ya da tamamen sona erdirilmesidir. Evet, konu Sayın Abdullah Öcalan olduğunda gerek ulusal gerekse de uluslararası mercilerin tavrı ve yaklaşımları ortadadır. Burada Komite'nin 10 yıldır hareketsiz kaldığını söylüyoruz. Komitenin siyasi baskılardan ve konjonktürlerden arınıp Türkiye aleyhine mevzuat neyse onu uygulaması gerekiyor. Umuyoruz ki, 15-16 Eylül’de yapılacak toplantıda Türkiye'yi harekete geçirecek bir karar çıkar.”

‘SAYIN ÖCALAN’IN FİZİKİ ÖZGÜRLÜĞÜ SAĞLANMALI’

Sürece katkı anlamında umut hakkının bir an önce tanınması gerektiğini vurgulayan Zeynep Karayılan, “27 Şubat’ta Sayın Öcalan tarafından tarihi bir çağrı yapılmıştı. Bu çağrıdan sonra PKK, tek taraflı olarak ateşkes ilan etti. Sonrasında, silahlı mücadeleyi bırakma ve fesih kararı aldı. Sayın Öcalan tarafından tekrardan tarihi bir çağrı yapıldı. Bu çağrı sonrasında Besê Hozat öncülüğünde 30 silahlı gerilla silahlarını ateşe verdi. Baktığımızda bu adımlar Sayın Öcalan tarafından atılan tek taraflı adımlardır. Artık devlet kanadının adım atması gerekiyor.

Sayın Öcalan bu noktada ciddi bir sorumluluk aldı ve PKK de bu sorumluluğa samimiyetle cevap verdi. Devlet kanadında ise Meclis çatısı altında bir komisyon kuruldu ve bu komisyon birçok kesimi dinledi. Ancak atılan adımlar karşında komisyonun bu kadar yavaş ve hantal olması, süreci zamana yayması, ciddi kaygılar uyandırıyor. Adımlar karşılıklı atılmalı. Umut hakkı, entegrasyon, yasal değişikler ve demokratik siyasetin önünün açılması ancak yasal düzenlemelerle vücut bulabilir.

Bu doğrultuda, her ne kadar Sayın Öcalan fiziki özgürlüğü noktasında bir talebinin olmadığını belirtse de biz hukukçular olarak bunu dile getirmek zorundayız. Öncelikle yapılması gereken, Sayın Abdullah Öcalan hakkında verilen ve 11 yılı aşkın bir süredir uygulanmayan umut hakkının hayata geçirilmesidir. Bu süreçte, önemi ortada olan Sayın Abdullah Öcalan'ın özgürlük koşullarının ortaya çıkması gerekiyor” diye belirtti.