Yaşamın gerçeği içinde hiçbir şey anlamsız değildir. Her şey kendi içinde bir anlam taşır. Buna göre, anlamın gücünü yüklenmek bizler için son derece önemlidir. Kendi anlamımızı yüklenerek en büyük farkımızı da yaratırız. Bizim anlamımız, özellikle de kadın olarak; köklerimize, varlığımıza, toplumumuza ve özgürlüğe ulaşmaktır. Anlamımız, yaşama dair bakışımızdır ve hakikati en güçlü biçimde dile getirme yöntemimizdir. Duygu ile aklın dengesidir. Aynı zamanda güzelliği görmek ve onu yaratmaktır. Bu özellikler daha çok kadının varlığına aittir; çünkü kadın, yaratım gücü ve hakikatin dilini kullanma yetisiyle öne çıkar.
Bahar mevsimi, yani yaşamın mevsimi, en derin anlamıyla kadın için aynı zamanda mücadele ve değerleri yükseltme mevsimidir. Yaşam, beraberinde toplumsallaşmayı getirmiş; toplumsallaşma etrafında da insanlığın en kadim yaşam değerleri ve ölçüleri gelişmiştir. Toplumsallaşma, kadın etrafında bir bilinç, ahlak ve estetik yaratmıştır. Bu toplumsallaşma kendi başına toplumların ortak kültürünü incelikle dokumuştur. Yaşam, toplum, kültür ve güzellik; anlamın peşinde olan insanlık etrafında en çok bahar mevsiminde yeşermiş ve anlamın gücünü kazanmıştır. Ancak aynı dönemde egemen erkek aklı, kadının sesini, ortaklığını, adalet talebini, sevgisini ve örgütlülüğünü yok etmek istemiştir. Kadının sesini tümden kesmeye yönelmiştir.
8 Mart 1857’de yaşanan vahşet, bu yıkıcı tutumun bir sonucuydu. Tekstil atölyelerinde en ağır koşullarda erkeklerle birlikte çalışan binlerce kadın, emeklerinin karşılığını erkeklerle eşit biçimde alamıyordu. İş aynı işti, ancak kadın emeği aynı değerde görülmüyordu. Kadınlar, emeklerini eşit bir hak olarak satabilmek amacıyla greve gittiler ve işi durdurdular. Kadın emeğinin görünür olması ve değerinin tanınması için bu eylem son derece önemliydi. Bu durum işverenler ve sermayedarlar tarafından büyük bir tehdit olarak görüldü. Aynı işi yapmalarına rağmen kadın emeği erkek emeği kadar değerli sayılmıyordu. Ucuz emek, atölye ve fabrikaların çarkları arasında dönüp duruyordu.
KADINLAR MÜCADELEYLE ADIM ADIM ÖZGÜRLÜK YOLUNU AÇTI
Kadınların eşit ücret talebi sermaye için büyük bir tehlike sayıldı ve grevi kırmak amacıyla her türlü baskı ve zorbalık devreye sokuldu. Çünkü bu talebin başarıya ulaşması sermayedarlara büyük bir darbe olacak ve her yerde örnek teşkil edecekti. Bu nedenle kadınların eylemine karşı en vahşi yöntemlere başvuruldu. Atölyelerin kapıları kilitlendi ve insanlıktan uzak bir vahşetin sembolü olarak, kadınların çalıştığı fabrikalar ateşe verildi. Ateş önüne çıkan her şeyi yaktı; canlı ve cansız ne varsa yok etti. Bu korkunç katliam sonucunda onlarca kadın, kirli ve kan emici bir zihniyetin kurbanı oldu. Bir dönem ‘cadılık’ adı altında binlerce kadını yakan zihniyet, bu kez de hak talep eden kadınların cesaretine ve zekâsına karşı ateşi kullandı. Kadınları yakmak, aslında kadın varlığını ortadan kaldırma isteğiydi; yok etme girişimiydi.
Ancak dünyayı kendi varlığıyla binlerce kez yeniden kurabilecek güçte olan kadın iradesi, bu acıyı kendi varoluşunun baharına dönüştürdü. Kadın bedenlerini yakan o ateş, biz kadınların hafızasında en acı şekilde yerini aldı. Fakat aynı zamanda en güçlü ve en anlamlı gücümüz haline geldi. 8 Mart, tüm kadınların baharı ve dayanışması oldu; bu dayanışma ile kadınlar adım adım özgürlük yolunu açtı. Bu yakıcı acı, uzun soluklu ve geniş kapsamlı mücadelenin en güçlü miladı oldu. 8 Mart, her yıl kadınların mücadelesini daha da büyüttüğü bir gün haline geldi. Ancak en büyük mücadele, kadınların bir araya gelmesi oldu. Kafeslere kapatılmak istenen kadınlar, en büyük buluşmalarını 8 Mart’larda gerçekleştirdi. 8 Mart; mücadele alanı, hesap sorma alanı, buluşma alanı ve kadının onurlu coşku ve özgüven alanı oldu.
Bu yılın 8 Mart arifesinde, kadınların en fedakâr yoldaşı olan Rêber Apo öncülüğünde, Kürt kadınları olarak bir kez daha öz değerlerimize layık bir yaşamın inşasına yöneliyoruz. Daha önce ‘Jin, Jiyan, Azadî’ sloganıyla dünya çapında kadınlar, kadının varoluş anlamını sahiplendi. Bu isyanın yarattığı duygu ve coşku sistemleri sarstı. Bu coşkunun yeniden canlandırılması ise yine Rêber Apo’nun 27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla, merkezinde kadın özgürlüğünün yer aldığı bir yaşam alanının inşasını gündeme getirdi. Rêber Apo’nun bu çağrısı en çok kadınlar tarafından sahiplenilmeli ve güçlendirilmelidir. Çünkü yaşam, toplum ve barış; kadının varlığıdır ve kadim toplum kültürümüzde de yerini almıştır. Bu tarihsel anlamı derin günlerde 8 Mart’ı selamlıyor, kadınların kazanımlarını kutluyoruz. Rêber Apo’nun çağrısından aldığımız güçle 8 Mart’ları özgürlüğün, yaşamın ve umudun bayramı haline getireceğiz.