HBDH Gerillası İmera Fera Yeşilgöz: Sosyalizmin yolu kadın özgürlüğünden geçer

HBDH Gerillası İmera Fera Yeşilgöz, Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nun kapitalist moderniteye karşı kadın eksenli komünal yaşamı esas aldığını belirterek, sosyalizmin inşasının kadın özgürlüğünden geçtiğini söyledi.

IMERA FERA YEŞİLGÖZ

Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nun felsefi ve sosyolojik derinliğini değerlendiren HBDH Gerillası İmera Fera Yeşilgöz, kapitalist moderniteye karşı en büyük direnç odağının kadın eksenli komünal yaşam olduğunu vurguladı. Fera, “Sosyalizmi kadın özgürlüğüne eşitleyen bu manifesto, toplumsal kurtuluşun anahtarıdır” dedi.

Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) Gerillası İmera Fera Yeşilgöz, Önder Apo tarafından kaleme alınan “Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu” üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Manifestonun, kapitalist sistemin yarattığı yıkıma karşı demokratik toplum modelini güçlü bir alternatif olarak ikame ettiğini belirten İmera Fera, toplumsal dinamiklerin kökten değiştirilmesi gerektiğine işaret etti.


“MANİFESTO, TOPLUMU YENİDEN ÖZNE HALİNE GETİRİYOR”

İmera Fera Yeşilgöz, manifestonun toplumu nesneleştiren kapitalist yaşam biçimine karşı radikal bir duruş sergilediğini ifade etti. Toplumun, bir araya gelerek ortaklaşan insanların kolektivite üzerinden kendilerini gerçekleştirdikleri bir değerler sistemi olduğunu dile getiren Yeşilgöz, şu belirlemelerde bulundu:

“Manifesto, toplumun kendisinden başka bir öznesinin olmadığını ortaya koyuyor. Toplumsallığın oluşumunda toplum, hem özne hem de nesnedir. Toplum kurulan, yıkılan ve yeniden kurulan bir fiil halidir.”

KADIN EKSENLİ TARİH OKUMASI VE “KASTİK KATİL”

Manifestoda yapılan tarihsel çözümlemelerin tamamen kadın eksenli olduğunu vurgulayan HBDH Gerillası, toplumsallığın inşasının kadınla başladığını, ancak bu yapının “kastik katil” olarak tanımlanan egemen erkek tarafından saldırıya uğratıldığını belirtti. Tarihsel süreçte yaşanan bu kırılmayı bir “yarılma” olarak nitelendiren Yeşilgöz, toplumu ayakta tutan kültürün kadına dayalı bir sosyoloji olduğunu ifade etti.

Ataerkil kapitalizmde kadının konumunu Duygu Asena’nın meşhur kitap başlığına atıfta bulunarak özetleyen İmera Fera, “Ataerkil kapitalizmde adeta kadının adı yok. Kadının varoluşunun yok sayıldığı, emeğinin hiçleştirildiği ve bedeninin her anlamda denetim altına alındığı bu sistemde, kadının yaşam hakkı ve güvencesi ortadan kaldırılmıştır. Her gün artarak süren kadın cinayetlerinin arkasında, basına yansıyanların ötesinde bilinmeyen, duyulmayan ve gizlenen büyük bir gerçeklik var” şeklinde konuştu.

İKİ YOL AYRIMI: KASTİK CANAVAR VE KOMÜNAL DİRENİŞ

Tarihsel yarılmanın toplumu büyük bir sorunsallıkla ve çatallanmayla karşı karşıya bıraktığını söyleyen İmera Fera, günümüzde iki ana kolun karşı karşıya geldiğini belirtti. Birinci kolun egemen, elit ve kastik katillerin dayattığı korkunç bir toplumsallık olduğunu; ikinci kolun ise bu “kastik canavara” karşı geliştirilen direniş olduğunu ifade etti. Bu direnişin temel gücünün ise “komün” olduğunu vurguladı.

Tarihsel çözümlemelere göre komünün tasfiye edilmesinin, kadının eve kapatılması süreciyle doğrudan paralel olduğunu hatırlatan Yeşilgöz, “Tarihi yeniden kazanmak için komünal kadının yeniden açığa çıkarılması gerekir” dedi. Sistemsel ve toplumsal kadın rollerinin kökünden kazınarak büyük devrimci fırtınaların kopartılabileceğini belirten Yeşilgöz, manifestonun bu soruya net bir devrimci yanıt verdiğini söyledi.

“KADIN EŞİTTİR KOMÜNALLİKTİR”

Demokratik modernitenin, kapitalizme karşı komünal yaşam değerlerini koruyan bir sistemler bütünü olduğunu söyleyen İmera Fera, bu sistemin merkezinde sosyalizm ve komünün yer aldığını dile getirdi. Felsefi ekollerin, mezheplerin, işçilerin ve emekçilerin bu değerlere tutunduğunu ancak sistemin en çok kadına dayandığını belirterek şunları ekledi:

“Manifesto, toplumdaki ilk sömürünün cins alanında gerçekleştiğini tespit eder. Cins kırımı, özgür toplumsallaşma kültürünün kadın şahsında kırılmasıdır ve ilk temel kaybediş noktası burasıdır. Bu nedenle sosyalist olmanın ve sosyalizmi inşa etmenin yolu kadın özgürlüğünden geçer. Burada sosyalizm, kadın özgürlüğüne eşitlenmiştir. Kadının kendisi komünalliktir; kadın eşittir komünalliktir.”

Yeşilgöz, bu felsefeden hareketle, yaşam değerlerinin örgütlendiği en devrimci hücre olan kadın komünlerinin her yerde kurulması gerektiğinin altını çizdi.

PANDEMİ DENEYİMİ VE ATAERKİL KAPİTALİZMİN ESNEK ÇALIŞMA TUZAĞI

Ataerkil kapitalizm ile Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu arasındaki farkları somut örneklerle açıklayan Fera, yakın dönemde yaşanan pandemi sürecine dikkat çekti. Kapitalizmin pandemi döneminde yarı zamanlı ve esnek çalışma modellerini en çok kadın işçiler üzerinde denediğini belirten Gerilla İmera Fera, “Kapitalizm, kadınları esnek çalışma saatleriyle kamusal alanda denetlerken, aynı zamanda özel alan denetimiyle de eve hapsetmeyi sürdürülebilir kılmayı hedefledi” dedi.

ÖNCÜ MİSYON: KOMÜN MODELLERİ İLE GELECEĞE DOĞRU

Manifestonun ise bu kuşatmaya tam tersi bir perspektifle yaklaştığını söyleyen Yeşilgöz, sözlerini şöyle tamamladı:

“Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu, kadını toplumla yeniden buluşturmayı esas alır. Kadının eve kapatılmasını, komün değerlerinin yitirilmesi olarak görür. Kadın özgürlüğünü toplum özgürlüğüne, toplum özgürlüğünü de kadın özgürlüğüne eşitleyen bu yaklaşım çok ileri bir perspektiftir. Komün örgütlenmesinin öncü ve kurucu unsurunu kadın olarak tayin etmek oldukça devrimcidir. Bu perspektifle örgütlenen komün modellerinin, kadın özgürlüğü yolunda büyük adımlar atacağı kesindir.”