Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerinin neredeyse her gün yaşandığı ülkede verilere göre yılın ilk altı ayında 144 kadın erkekler tarafından katledildi. Şüpheli kadın ölümleri de aynı oranda artarken, ölümlerin ardından başlatılan soruşturmaların ise etkili yürütülmediğine dikkat çekiliyor. Sadece iki haftada dört şüpheli kadın ölümünün yaşandığı Wan’da ise bir ay içinde bu sayı beşe yükseldi. Son iki yılda 25’e çıkan bu rakamlar kadın kurumları tarafından da sık sık dile getiriliyor. Yargı mekanizmaları nedeniyle yaşanan ölümlerin çoğu “intihar” denilerek kapatılırken, birçok vaka ise üstü örtüldüğü için basına dahi yansımıyor.
Van Barosu Başkan Yardımcısı Jiyan Özkaplan, kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri, cezasızlık politikaları ve bölgedeki toplumsal yapının kadınlara yönelik şiddet üzerindeki etkisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özkaplan, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının üzerinden beş yıl geçtiğini hatırlatarak, bu süreçte kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet olaylarının arttığını söyledi. Türkiye ve Kürdistan’da artan bu kadın cinayetlerine herhangi bir çözüm bulunamadığına ve etkili tedbirlerin uygulanmadığına dikkat çeken Özkaplan, Serhat bölgesindeki tablonun daha ağır olduğunu belirtti.
Van ve çevresinde kadınların yaşadığı sorunların yalnızca bireysel vakalar olarak ele alınamayacağını ifade eden Özkaplan, ekonomik ve toplumsal koşulların kadınların yaşamlarını doğrudan etkilediğini söyledi. Özkaplan, “Burada yoksulluğun nedenleriyle kadınların yalnızlaştırılması, eşlerin batı illerine giderek orada bir yaşam sürdürmesi ve kadınların Kürdistan’da yalnız bırakılması, bir başına bırakılması aslında bu şiddeti doğuran sebeplerden biri” ifadelerini kullandı.
‘AİLELER ÖLÜMLERİN ÜZERİNİ KAPATMAYA ÇALIŞIYOR’
Devletin kadın cinayetlerini önlemek için ciddi politikalar geliştirmesi gerektiğini belirten Özkaplan, koruyucu tedbirlerin de etkin şekilde uygulanması gerektiğini söyledi. Kadın cinayeti davalarında fail savunmalarında kullanılan bazı gerekçelerin de şiddeti meşrulaştırdığını belirten Özkaplan, Van’da yaşanan ölümlere dair verilen kararlara da dikkat çekti. Yargı kararlarının yanı sıra kentin sosyolojik yapısına da dikkat çeken Özkaplan, “Van’da çok ciddi bir baskı var. Hem şüpheli ölümler hem de cinayetlerde ailelerin olayların üzerini kapatmaya çalıştığını görüyoruz. Şüpheli ölümler intihar gibi gösterilmeye çalışılıyor. Yine cinayetler çoğu zaman takipsizlikle sonuçlanıyor. Arka perdesi araştırılmıyor. Basına yansımayan, bize ulaşmayan vakalar da oluyor. Bu şekilde bir süreç yürütülünce yaşanan şiddet ya da intihara sürüklenme durumları da maalesef açığa çıkarılamıyor” ifadelerini kullandı.
‘KADIN İNTİHARLARI NORMAL KARŞILANIYOR’
Van ve Serhat bölgesindeki toplumsal yapının kadınlara yönelik şiddet üzerindeki etkisine dikkat çeken Özkaplan, bu konuda feodal yapının önemli bir etken olduğunu söyledi. Özkaplan şu aktarımda bulundu: “Özellikle burada kapalı bir toplum söz konusu. Kadını halen bir birey olarak görmeme meselesi var. Bu durumda kadının katledilmesi ya da kadının intihara sürüklenmesi çok normal karşılanabiliyor. Buna karşı bir refleks geliştirilmiyor, hatta kabullenme durumu söz konusu olabiliyor. Şüpheli şekilde intihara sürüklenen kadınlar var. Burada ailenin, en güvenli olması gereken alanın etkisi çok büyük.”
Bu durumun nedenleri arasında yoksulluk ve iktidarın sürdürdüğü politikaların da bulunduğunu ifade eden Özkaplan, bu politikaların zincir halinde birbirini etkilediğine dikkat çekti.
Açılan davalarda baro komisyonu ve kadın örgütlerinin müdahil olma taleplerinin de kabul edilmediğini vurgulayan Özkaplan, bu durumun dosyaların sahipsiz bırakılmasına yol açtığını söyledi. Özkaplan, son süreçte takip ettikleri dosyalarda da benzer sonuçlarla karşılaştıklarını belirtti.
‘DEVLET ETKİLİ BİR POLİTİKA YÜRÜTMÜYOR’
Kadın cinayetlerinin artmasına rağmen devletin koruyucu ve önleyici tedbirler konusunda yetersiz olduğunu belirten Özkaplan, “Kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda etkili politikalar geliştirilmiyor. Devlet aslında buna yönelik hiçbir politika üretmedi. Politika üretmek yerine kadına yönelik şiddetle mücadele durumlarına sürekli bir engel çıkarma politikalarıyla ilgilendi. Bunların başında da yargı mercilerinin verdiği kararlar var. Mahkemeler bu indirimi uygulayarak aslında potansiyel faillere bir mesaj veriyor. Bu cinayetleri işleyen katiller hak ettikleri cezadan çok daha az bir ceza alarak aslında buna devam ediyor ve hiçbir pişmanlık göstermiyor. Bu tarz durumlar cezasızlık politikasıdır. İyi hal indirimi ve haksız tahrik indirimi de şiddetin artmasında önemli etmenlerdir” ifadelerini kullandı.
‘BİZLERE ÇOK İŞ DÜŞÜYOR’
Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerinin artmasının devlet ve yargı politikalarıyla bağlantılı olduğunu belirten Özkaplan, kadın örgütlerinin mücadelesinin önemine dikkat çekti. Özkaplan son olarak şunları söyledi: “Bizlere çok iş düşüyor. Kadın örgütleri, baroların Kadın Hakları Merkezleri ne olursa olsun bu dosyalardaki adalet mücadelemizden kesinlikle vazgeçmemeli. Yerel yönetimler ve kadın örgütleri olarak bütün kadınlara ulaşmak, kadınlara haklarını anlatmak, var olan koruyucu tedbirleri anlatmak anlamında kolektif bir şekilde dayanışma içerisinde çalışmamız gerekiyor.”