Türkiye’de kadınlar her alanda, her yerde taciz ve baskı ile karşı karşıya kalıyor. İş yerinde, okulda, hastanede, adliyede kadınlar her daim ayrımcı bir yaklaşımla karşılaşıyor. Baskılar, kadınların giyimlerinden sanal medya paylaşımlarının incelenmesine kadar indirgenmiş durumda.
Geçtiğimiz günlerde bir kadın avukat, sanal medyada yaptığı paylaşımlar nedeniyle giyiminden dolayı hedef gösterilmiş ve hakkında soruşturma açılmıştı.
Kadın avukatların karşılaştıkları ayrımcılığa dair Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şube yöneticisi Rezan Gezer, ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.
‘HUKUK ALANINDA KADINLARIN SAYISI ARTMIŞ OLSA DA HÂLÂ CİDDİ EŞİTSİZLİKLER VAR’
Avukatlık mesleğinin pratik alanlarında erkek egemen zihniyetin tam anlamıyla hissedildiğini belirten Rezan Gezer, şunları ifade etti: “Erkek egemen bir adalet sistemi içinde çalışan kadın avukatların deneyimlerine bakmak hem mesleki hem de toplumsal açıdan büyük önem taşıyor. Türkiye’de ve dünyada hukuk alanında kadınların sayısı artmış olsa da güç ve karar mekanizmalarında hâlâ ciddi eşitsizlikler var.
Geçmişten bugüne süreklilik gösteren bu eşitsizliklerin temelinde pek çok faktör yatıyor. Mesleğin pratik alanında kökleşmiş erkek egemen zihniyet ve teorik alanlarda kadınları görünmez kılan, dışlayan tutumların devam etmesi bunların başında geliyor. Ancak tarih boyunca olduğu gibi bugün de bizler -bizden öncekilerle, bizimle ve bizden sonraki kuşak hukukçu kadınlarla birlikte- bu erkek adalet sistemiyle mücadele etmeye devam edeceğiz.
Çünkü biz kadın avukatlar yalnızca dava takip etmiyoruz; aynı zamanda hukukun dilini, yaklaşımını ve pratiğini dönüştürmek için çalışıyoruz. Yani bir yandan mesleğimizi icra ederken, bir yandan da bu sistem içerisindeki yanlışlara direniyoruz.”
‘ADALETE ERİŞİMDE EŞİTLİK OLMALIDIR’
ÖHD’nin kadın avukatlara yönelik çalışmalarında en önemli taleplerinin, kadınların adalete erişiminde eşitlik ilkesi olduğunu vurgulayan Rezan Gezer, şunları söyledi: “ÖHD’nin kadın avukatlarla ilgili çalışmaları ve kadın avukatların talepleri, genel olarak kadınların adalete erişiminde eşitlik, kadına yönelik erkek şiddetine karşı etkin hukuki ve devlet koruması, toplumsal cinsiyete duyarlı adli süreçler ve avukatların mesleki bağımsızlığının korunması ekseninde şekillenmektedir.
Bu çabalar hem avukatların mesleki haklarını güvence altına almayı hem de kadınların hukuki korunmasını ve eşit hak talebini güçlendirmeyi amaçlıyor. Biz ÖHD olarak takip ettiğimiz tüm dosyalarda kadın özgürlükçü paradigma ile savunmalar yaptık ve alanda varlığımızı her zaman bu şekilde sürdürdük. Bu anlayış ile kadın meslektaşlarımızın karşılaştığı tüm sorunlara aynı duyarlılıkla cevap olduk.
Kadın meslektaşlarımızın, yani bizlerin talepleri de çoğu zaman hem mesleki eşitlik hem de toplumsal cinsiyet odaklı hukuki eşitlik ve güvenlik ekseninde şekilleniyor. Örneğin; barolarda şekli değil gerçek eşitlik, mesleki yaşamda ve adli süreçlerde cinsiyete dayalı şiddet ve ayrımcılığa karşı somut önlemler, Türkiye Barolar Birliği ve yerel baroların toplumsal cinsiyet odaklı politika üretmesi, kültürel ve yapısal ayrımcılığın ortadan kalkması gibi birçok talep söz konusudur ki bu talepler çözümü basit ve temelde değişiklik yaratan hususlardır.”
‘KÜRT KADIN AVUKATLAR ÖZELLİKLE SİYASİ DAVALARDA GÖREV ALINCA DAHA FAZLA BASKI HİSSEDİYOR’
Kürt kadın avukatların ayrıca baskı altında olduklarına dikkat çeken Rezan Gezer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kürt kadın avukatlar, özellikle siyasi davalarda görev almaları halinde daha fazla baskı hissediyorlar. Bu duruma dair alanda çalışan meslektaşların beyanları ve insan hakları raporları var. Bu durum hem etnik kimlik hem toplumsal cinsiyet hem de insan hakları savunuculuğu kesişiminde değerlendirilmektedir. Keza, buna ilişkin meslek örgütlerinin açıklamalarına bakmak gerekir; özellikle ÖHD’nin mesleki faaliyetleri nedeniyle gözaltına alınan, tutuklanan ya da hakkında adli süreç yürütülen birçok meslektaşın olması, baskının temelinde kimlik sorununun olduğunu rahatlıkla göstermektedir.
Bunun haricinde, dernekçe de takibini yaptığımız dosyalarda, farkında olduğumuz yargı erklerinin tavırları, bu yargı gücünün baskı aracı olarak kullanıldığını ortaya koyuyor.”