Apocu Hareketin belleği Hatice Ana
Hatice Ana hala bize yol gösteriyor, geriye vasiyet niyetine söylediği şu sözleri bırakarak: "Başkanın özgürlüğü için halk bir olacak. Çaresi neyse düşünecek. Özgürlük odur."
Hatice Ana hala bize yol gösteriyor, geriye vasiyet niyetine söylediği şu sözleri bırakarak: "Başkanın özgürlüğü için halk bir olacak. Çaresi neyse düşünecek. Özgürlük odur."
Almanya’nın Köln kentinde bir apartman dairesindeki somya yatağında, üzerinde Önder Apo’nun, Mazlum Doğan’ın resimleri bulunan tişört, ince zayıflamış elleriyle sarı-kırmızı-yeşil kumaşı sıkı sıkıya kavramıştı.
Yaşamının son yıllarını yatalak geçirmiş, biyolojik olarak hafızasını kaybetmiş olsa da bu görüntü onca yaşanmışlığın, sürgünün, zulmün, acının, direnişin, inancın, bağlılığın belleğinde ne kadar canlı olduğunun bir kanıtıydı.
İNADINA YAŞAMAK
Son nefesine kadar giydiği o tişörtte, elindeki üç renkli kumaşta hayat bulan, oğlu Rıza Altun’un deyimiyle Hatice Ana’yı Hatice Ana yapan o bellekti, o direnişti. Hayatı boyunca zulme karşı nasıl eğilip bükülmediyse, ölüme de uzun süre öyle direndi, yaşamının son yıllarını yatalak geçirdi, mücadeleyle tanıştığı ilk gün verdiği söze bağlı kalırcasına inadına yaşadı. 13 Temmuz 2014 tarihinde Köln’de yaşama gözlerini yumdu.
Kim derdi ki, Dêrsim'den Kayseri Sarız’a, oradan Ankara’ya sürgün olan Hatice Ana Tuzluçayır’da kökleri ile buluşacak? Kim derdi ki bir avuç gençle çıktığı yolda Hatice Ana, bir tarihin içinde kendisi de tarih yazacak… Hatice Ana’yı Hatice Ana yapanın ne olduğunu en iyi, şehit düşen oğlu Rıza Altun’un sözleri anlatır:
“Anamın bizimle ilişkisi daha farklıydı, gönüldendi… Hiçbir zaman kopmadı, sürekli bir ilişkilenme biçimi oldu. Apoculuk ve Apoculuğun Kürtçülük temelindeki ifade tarzı aslında herkeste bir etki yarattı. Diğer arkadaşların ailelerinde belki bir tereddüt yaşattı, ama benim annem böyle bir tereddüt de yaşamadı... Apoculuk adına ilişkilenmenin elbette bir bedeli olacaktı. Verdiği bu bedelin, daha sonra Hatice Ana’nın Hatice Ana olmasında büyük bir rolü vardır.”
MİLYONLARA AÇILAN KAPI
Apocu hareketin ilk günlerinde Önder Apo’dan Hâkî Karer’e, Mazlum Doğan’dan Kemal Pir’e, Doğan Kılıçkaya’dan Hayri Durmuş’a, Ali Haydar Kaytan’dan Sakine Cansızlara açılan o evin kapısı bir daha kapanmadı, yüreği gibi evi de nice yiğidi ağırladı. Hiçbirini kendi evladından ayırmadı. 1990’lı yıllarda ARGK’nin efsanevi komutanı Mahsum Korkmaz (Agit)’ın fotoğrafını evinin salonuna asan, polisler tarafından yırtılmak istenince, “Evimi ateşe ver. Ama bu fotoğrafı alma. Benim oğlumdur. Oğlumu vermiyorum. Eve gir ne alırsan al ama oğlumu almayacaksınız” diyen bir ana.
SIRTINI DAYAYACAĞIN BİR YOLDAŞ
Onlara sadece analık yapmadı, onlarla yürüyen bir yoldaştı. Oğlu Rıza Altun Apocu harekete katıldığında, ilk silahını ona hediye edendi, zindana düştüğünde okuma yazma bilmeden Amed’den Sinop’a, Eskişehir’den Antep’e kadar yollara düşen de yine o. Her bir yolculuğu, cezaevi önlerinde her bekleyişi Kürde reva görülen eziyetin, işkencenin bir özetiydi. Tutuklandı ama yılmadı, susmadı, boyun eğmedi. Oğlunu kurtarmak için Türk Meclisi’ni işgal edecek kadar kararlı, cumhurbaşkanlığı kapılarına dayanacak kadar cesurdu.
YETMEZSE YENİDEN DOĞURURUM!
Katil Esat Oktay Yıldıran, "Oğlun Rıza öldü" dediğinde, "Olsun, geride altı çocuğum ve torunlarım var; onları bu mücadele için büyüteceğim. Onlar da yetmezse yeniden doğururum!" sözleri bir tokat gibi inmişti celladın yüzüne.
Oğulları, torunları şehit düştüğünde "dost var, düşman var. Ağlayarak düşmanlarımı sevindirmem" diyen bir anaydı. “Sen ne biçim kadınsın, çocukların, torunların işkencede, ölüyor; sen bir damla gözyaşı bile dökmüyorsun” diyerek O’nu yargılayanların iki yüzlülüğünü “Binlerce Kürt çocuğu var, benimki onlardan farklı mı?” diyerek deşifre edecek kadar ilkeli bir kadındı.
Oğlu Haydar Altun, 1991 yılında Heftanîn alanında yaralı esir düşüp ardından Amed’de işkencelerle katledildiğinde de sarfettiği "İnşallah tek bir kelime konuşmadan şehit düşmüştür" cümlesi, aynı ilkeli tavrın, sarsılmaz duruşun örneğiydi.
Hatice Ana’yı tanımışsanız fiziki olarak bile o dik duruşu gözünüze çarpmıştır. İnancı, bağlılığı, iradesi, inadının dili olmuş bedeni onca tutuklama, işkence gördü bir kez olsun zaaf göstermedi. Türkiye’de barınamayacak duruma gelip Avrupa’ya sürgün gittiğinde de savrulmadı, sürgünde de Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin hep içinde, öncüsü oldu. Duygularını, düşüncelerini, ruhunu asla teslim etmedi. Sezgilerinin, hislerinin sesine hep kulak verdi.
Salih Doğan Yıldırım (Cumali) 28 Ağustos 2005 tarihinde Van'ın Başkale ilçesi kırsalında Türk ordusu ile girdiği çatışmada, Sinan Altun (Doğan) ise 21 Nisan 2006 yılında Xinere’de İran devletinin topçu saldırısında şehit düştüğünde hasta yatağında "Torunlarıma kötü bir şey oldu, bana söylemiyorsunuz" diye hisseden bir anaydı Hatice Ana.
O’NU ÜZEN TEK ŞEY
Tüm bu acıların, zorlukların, zulmün içinde Hatice Ana bir gün ah demedi. O’nu üzen şey neydi derseniz cevabı kendisi vermiş: “Çok çektik. Ama seve seve çektik. Kahırla çekmedik. Halen de yapıyoruz. Bir arkadaş evimize gelse evimize cennet girmiş gibi oluyor. Arkadaşlar gelmediği zaman üzülüyorum.
VASİYETİ NİYETİNE SÖZLERİ
Hatice Ana, şehit Rıza Altun’un deyimiyle O’nu Hatice Ana yapan tüm özellikleri, özgünlükleriyle hala bize yol gösteriyor, geriye vasiyet niyetine söylediği şu sözleri bırakarak:
“Başkanın özgürlüğü için halk bir olacak. Çaresi neyse düşünecek. Özgürlük odur. Apocular gönlümüzdeki istemlere cevap verdiler. Güzelce doğruca yaptılar işlerini. O yeter bana…”
ÜZERİMİZDEKİ EMEKLERİ TARİHSELDİR
Önder Apo ise, Hatice Ana’nın vefatı üzerine şunları belirtmişti:
“Hatice Ana ve nice analarımızın biz oğulları, kızları üzerinde emekleri tarihsel önemdedir. Analıkları yepyeni onurlu bir halkın doğumuyla sınanmış ve anlam kazanmıştır. Kürdistan mücadelesinin sizler gibi anaların emeği, sizlerin yetiştirdiği Kürdistan’ın yiğit çocuklarının kahramanlıkları ve fedakarlıkları üzerinden zaferle taçlanacağına her zaman inandım ve bu inancımı hala korumaktayım.”
Hatice Ana, Gülizar Ana(PKK’nin kurucularından Ali Haydar Kaytan’ın annesi) bir sembol oldular Kürdistan’da. Tıpkı oğullarının ardılları gibi bu iki ananın ayak izlerinden de binlercesi yürüdü, yürüyor. Özgür bir ülke uğruna hayatını adayan anaların önünde saygıyla eğiliyorum.







