GÖRÜNTÜLÜ

Dersim: Rıza Arkadaş yeni paradigma için müthiş bir emek verdi

"Bir öğretmen, bir komutan, öncü yönetim gücünü birleştiren bir kişiliğe sahipti” ifadeleriyle Rıza Altun’un çok yönlü kişiliğine değinen Ayten Dersim, Önder Apo'nun yeni paradigmasını yapıya kavratmak için çok emek verdiğini belirtti.

RIZA ALTUN

Mücadele arkadaşı Ayten Dersim, 25 Eylül 2019’da şehit düşen Rıza Altun’u anlatırken, onun özgürlük mücadelesindeki rolüne değinerek, Altun’un yalnızca bir militan değil; aynı zamanda eğitici, yol gösterici ve örgütsel birliği koruyan bir öncü olduğunu vurguladı.

Ayten Dersim’in Şehit Rıza Altun hakkındaki değerlendirmeleri şöyle: 


“Özgürlük mücadelemizin öncülerinden olan Heval Rıza’yı, şehadetinin yıl dönümünde saygıyla anıyorum. Yoldaşı olarak, onun yürüdüğü bu özgürlük mücadelesini ve kazanımlarını bir borç olarak görüp, o yolun yolcusu olduğumuzu belirtmek istiyorum.

Heval Rıza, hareketimizin öncülerindendi. Biz de Hareketimizin öncülerinden etkilendik. Özellikle onların zindan direnişi, bağlılıkları ve zindandaki mücadeleyi dışarıya taşıyıp halkla buluşturmaları, hepimizi bilinçlendirdi. Diyebiliriz ki bizler, biraz da zindan direnişçi yoldaşlardan etkilenerek mücadeleyle bağ kurduk ve bu özgürlük mücadelesinin her alanında direniş yürütüldüğünün bilincine vardık.

‘YENİ PARADİGMA İÇİN MÜTHİŞ BİR EMEK VERDİ’

O anlamda Heval Rıza’yı ilk duyuşumuz ve tanımamız, zindan direnişi ve onun orada yürüttüğü mücadele oldu. Tabii 2000 sonrası, onu bizzat tanımamız ve aynı zeminlerde mücadele yürütmemiz söz konusu oldu. O dönemlerde Önderliğimizin manifestosu, savunmaları gelmişti. Hepimizde anlamak üzerine ciddi bir okuma, tartışma ve bunu güce anlatma sorumluluğu doğdu.

Tüm güçlerimizin içinde ya da yönetimlerimizin içinde, savunmayı paragraf paragraf, satır satır anlayarak anlatan Heval Rıza oldu. Ondaki anlatım düzeyi ve yapıya kavratma yeteneği yüksekti. Önderliğin başlattığı yeni paradigma, yeni strateji ve yeni felsefeyi, gücü bu anlamda bilinçlendirmede müthiş bir emek veriyordu.

Hep şunu söylüyordu: ‘Savunmaları anlatmak, anlamakla mümkün olabilir. Biz anlatırken çoğu zaman savunmaları karıştırıyor ve sayfalarına bakarak söylüyorduk. Ama Heval Rıza, Önderliğin o derin felsefi birikimini ve tarihi bakış açısını müthiş anlatıyordu. İnsan onu dinlerken, gerçekten o tarihin içinde birlikte yürüyordu. 

Mesela kapitalist moderniteyi anlatmada müthiş bir derinliğe sahipti. Kapitalizm çıkış koşullarından günümüze kadar tüm toplumlarda neler geliştirmiş, neler uygulamış, insanlığa nasıl müdahale etmiş; detaylarıyla anlatarak müthiş bir emek ve çaba veriyordu. Bu, elbette onun öncülük vasıflarıyla, Önderliği tanımasıyla ve Önderliği nasıl daha iyi taşıyabileceğinin bilincini kendisinde oluşturmasıyla alakalıydı. O anlamda Heval Rıza’da gördüğüm en temel özellik, Önderlik gerçekliğini savunmalardan anlatmasıdır. Yani o, müthiş bir derinlik taşıyordu. Çünkü biz her birimiz bazı bölümleri veriyor, bütününü veremiyor, anlatamıyorduk. Her bir arkadaş bir bölümünü verirken, Heval Rıza tüm bölümlerini bir arada veriyordu. 

Özü itibarıyla Heval Rıza’nın böyle bir öncülük vasfı vardı ve öncü yönetim duruşunu sergileyen arkadaşlardan biriydi. Tabii, ilk grup aşamasından günümüze kadar kendini adadığı bu yürüyüşünde -bu hakikat ve özgürlük yürüyüşü- hiç tereddüt yaşamadan, ikircikliğe düşmeden, hep bir adanmışlık duruşu ve katılımıyla yürüdü.

‘HER KESİMDE İZLER BIRAKTI’

Heval Rıza’nın diğer bir başarısı, halkla -yani toplumun tüm kesimleriyle- kurduğu diyaloğuydu. Gittiği her yerde iz bırakıyordu. Halkın sorunlarını dinler, halkın ne istediğini fark eder, ona göre anlatım ve diyaloglarını geliştirirdi. Mesela toplum çalışmasında da öyle bir özelliği vardı. Bunlar neyi ifade ediyor? Bir devrimcide ve bir öncüde olması gereken temel özellikleri. Arkadaş yapısıyla diyaloğu, paylaşımı, tartışması, hiç yorulmadan sürekli anlatması, bir de toplumla olan diyalogları...

Hangi çalışmada, hangi alanda, hangi parçada kalmışsa, Heval Rıza çok belirgin bir rol oynamış ve iz bırakmıştı. Her gittiğimiz yerde arkadaşlar da halk da Heval Rıza’yı soruyordu. 

Bir de tabii Heval Rıza’nın diğer bir güzel özelliği, her devrimcide olması gereken espritüel yanıydı. Ders anlatımlarına ve sohbetlerine espriler katıyordu. Böylece anlatımı daha anlaşılır ve kavranabilir oluyor; yaşanmışlıklardan örnekler vererek kendi pratiğini günümüze taşıması, bilgi ve bilinci kalıcı kılıyordu.

Heval Rıza, çok ciddi bir bilgi birikimine sahipti. Tek bilgiyle de sınırlı değildi; bunu müthiş bir bilince dönüştüren bir duruşu ve katılımı vardı. Arkadaş yapısıyla da ilişkileri o düzeydeydi. Gerçekten yoldaştı. Yoldaşına değer veren, yoldaşını eğiten ve geliştiren biriydi. Kendisini o anlamda sorumlu görüyordu. Devrimcilerin en temel özelliklerinden biri de budur: Yanındaki tüm yoldaşlarına karşı kendini sorumlu görmek, onları eğitmek, geliştirmek ve bilinçlendirmek.

‘YOLDAŞLARINA KARŞI KENDİNİ HER ANLAMDA SORUMLU GÖRÜRDÜ’

Bir de yaşamda ve katılımda çok mütevazıydı. İlk grup aşamasından şimdiye kadar yürüyen arkadaşlardan biriydi Heval Rıza. ‘Şu işi yaparım, bu işi yapmam’ anlayışının ötesinde, yaşamın her alanında kendini sorumlu görürdü. Bir yoldaşına çay vermekten, bir yoldaşına hizmet etmekten veya bir yoldaşının ihtiyacını gidermekten kendini sorumlu görürdü.

Elbette bunlar, Önderliğimizin ve bu hareketin militanlarında geliştirdiği temel özelliklerdir. Çünkü Önderliğimiz, bizlerde yoldaşına karşı sorumluluk ve duyarlılık geliştirmeyi, mütevazı olmayı ve devrimin görev ile sorumlulukları karşısında kendini hem bilinçlendirmeyi hem hazırlamayı ve ona göre katılım göstermeyi amaçlamaktadır.

Heval Rıza, diplomaside bir diplomat gibi, toplum içinde bir halk önderi gibi çalışırdı. Parti içindeki çalışmalarda gerçekten müthiş bir eğitmendi. Önderliği taşımada, anlatmada ve paradigmayı kavratmada müthiş bir güç sarf ediyordu. 

Heval Rıza, bu hareketin öncülerindendir. Bu konuda da kendisiyle büyük bir mücadele içindeydi. Dediğim gibi, onun için toplumsallık da devrimci olmanın temel özelliklerinden biriydi.

Verdiği derslerde Önderlik gerçekliğini sürekli vurguluyordu. Önderlik gerçekliği elbette anlatılır; fakat sadece anlatılmakla kalmaz, aynı zamanda yaşanır. Önderliği Önderlik yapan en temel özelliklerden biri, kendini adanmışlıktır. Yani militan, kendini adadığı ölçüde bu sorumluluğun gereğini yerine getirir; kendini geliştirir, görev ve yükümlülükleri omuzlar ve tüm çalışmalardan kendini sorumlu görür.

Bu yüzden, Önderliğin özelliklerinden söz ederken hep şunu belirtirdi: Önderlik özelliği ezberlenerek ya da kronolojik bir sıralamayla kavranmaz. Önderlik, bir komünalite; kolektif bir yaşam anlayışıdır. Önderlik, sadece bu hareketi ve bu halkı aşarak insanlığın ortak değerine dönüşmüş bir Önderliktir. Bu nedenle, bireyci ya da liberal bir yaşam tarzını sürdürüp öte yandan ‘Ben Önderliğe bağlıyım’ demek, onun ifadesiyle, çok açık bir ikiyüzlülüktür.

‘ŞEHADETİ HEPİMİZE ÇOK AĞIR GELDİ’

Heval Rıza’nın bir diğer temel özelliği de şuydu: Kimin konumu, eksikliği, sorunu veya durumu neyse, bunu o bireye net bir şekilde söylüyordu. Şunu diyordu: ‘Ben belirtmezsem, ben söylemezsem, o birey kendisini göremez. Çok açık ve aleni söylüyorum.’

Bunu, bireyin kendi gerçekliğine bakması için yapıyordu. Bu, bir Önderlik tarzıdır. Çünkü Önderlik de bizleri, kadrosunu çözümleyerek yetiştirdi; sosyolojik ele alır, tarihiyle günümüze kadar getirir ve günümüzde ne olması gerektiğini net belirtirdi. Heval Rıza da ‘Siz kendinizi gerillaya veya mücadeleye adamışsınız ama adadığınız kadar kendinizi yetiştirmemişsiniz, büyütmemişsiniz. Hep bir yürüyüşünüz var ama o yürüyüş neye evriliyor, neye mal oluyor, neyi geliştiriyor, neyi büyütüyor? O konuda çok derin değilsiniz’ diyordu.

O yüzden paradigmayı bütünlüklü bir şekilde anlattığında, bir demokratik ulusun kadrosunun kendisinde neleri yapılandırması, geliştirmesi ve büyütmesi gerektiğini, kapitalist moderniteye karşı nasıl mücadele edeceğini çok kapsamlı belirtiyordu. 

O anlamda Heval Rıza’nın bu Hareketteki varlığı, yürüyüşü, sorumluluğu ve yürüyüş temposu gerçekten çok belirgindi. Şehadeti hem halkımıza hem toplumumuza hem de kadro yapımıza çok ağır geldi. Bu, aynı zamanda düşmanın düşüncemizden, yürüyüşümüzden, mücadelemizden ne kadar korktuğunun da ifadesidir. Heval Rıza’yı bu kadar hedef almaları, onun bu Hareketin öncüsü olmasından kaynağını alıyor.

Şimdi bize düşen nedir? Yoldaşları ve yol arkadaşları olarak, Heval Rıza’nın yarım bıraktığı Önderlikle fiziki ve özgürce buluşmayı sağlamak, Önderliği fiziki olarak özgürleştirmek ve bu halkın yıllardır yürüttüğü mücadeleyi sonuç alır düzeye getirmektir. Bunu sürekli belirtiyordu.

Bizim yaşama gerekçemiz, mücadele etme gerekçemiz ve var olma gerekçemiz, bu halkın ve halkların özgürce yaşamasını sağlamaktır. Bunun öncüleriyiz. 

Heval Rıza birçok sahada kaldı; Kuzey, Güney, Rojhilat, Avrupa ve diplomasi sahaları. Her gittiği çalışmada, sonuç alan bir tarzı vardı. İşini sonlandırmadan bırakmazdı. Hem arkadaşlarla yürüttüğü mücadele, bilinçlendirme ve yetiştirme konusunda hem de yürüttüğü çalışma itibarıyla böyleydi.

‘ŞEHİTLERİN YOLDAŞI OLMAYI BAŞARABİLMELİYİZ’

Bu bakımdan şunu belirtmek istiyorum: Bizler, bu öncülerimizin yürüttüğü mücadeleden etkilenerek bu Harekete katıldık. Bu hareket bugün milyonlara mal olmuş durumda. Bu hareketin sahipleri, öncüleri ve değerleri şehitlerimizdir. Biz, şehitlerin yoldaşı olmayı başarabilmeliyiz.

Heval Rıza’nın şehadeti ağır olduğu kadar, sorumluluğumuz da ağır oldu. Şehadeti gerçekten hepimize büyük ağırlık verdi ve düşündürdü. Heval Rıza’nın şehadeti karşısında yapmamız gereken şudur: Tüm yoldaşları, arkadaşları ve onunla aynı yolda birlikte yürüdüğümüz yolcuları olarak, kesinlikle bu mücadeleyi kazanmak, bu mücadeleyi büyütmek ve bu mücadeleyi toplumlara yaraşır şekilde yürütmek. Ayrıca Önderliğin fiziki özgürlüğünü ve özgür buluşmayı sağlamayı esas almak.

Bu anlamda, Heval Rıza’nın tüm ders ve toplantı anlatımları, şu an tüm güçlerimizde büyük ilgiyle dinleniyor. Tabii, şehadetinden önce de bu böyleydi; şehadetiyle birlikte daha da çok dinleniyor.

Biz, Heval Rıza’nın yoldaşları olarak, onun tüm anlatımlarını, tüm söylemlerini, tüm yaşam duruşunu, tüm o bağlılık aşkını bundan sonra omuzlayarak, sorumluluğunu taşıyarak layıkıyla yerine getireceğimizin sözünü veriyoruz.”