Fahriye ve Mahmut Mordeniz’in anısına

Licêli Mahmut ve Fahriye Mordeniz çifti, yurtsever ve mücadeleye bağlı ödünsüz yurtseverler oldukları için 28 Kasım 1996’da ‘beyaz toros’a bindirildiler; bir daha dönmediler.

MAHMUT VE FAHRİYE MORDENİZ

Geceden başlayan sağanak yağmurlardan sonra masmavi bir semayla uyanılmıştı bu kentte. Esen serin rüzgârlar, cadde kenarlarında bulunan kalın gövdeli çınar ağaçlarının geniş yapraklarına vururken, yanan yeşil trafik ışığında duran arabalar ise sabırsızlanmaya başlamıştı. Sabırsızlığın korna sesleri, tüm caddede yankılanıyordu. 28 Kasım 1996 sabahında şehrin beklenmeyen sıcak havası, giderek yerini soğuk rüzgârlara bırakıyordu. 

Esen rüzgâr ile Amed’in Şehitlik Mahallesi’nde duyulan çığlık birbirine karışıyordu. Bir hışımla kırılı kapıların ardından, 5 katlı binanın zemin katına kadarki tüm merdivenlerin basamaklarında sürüklenerek çıkarılan ak saçlı kadın, ‘beyaz toros’a bindirildi. Kadın, zorla bindirildiğinde kendisine hüzünle bakan kişiye korkuyla baktı ve hemen tanıdı. O eşiydi. Eşi hayvan pazarından alınmıştı ve kendisi gibi ‘beyaz toros’a bindirilmişti. Nereye götürüldüklerini bilmeyen; acıyan bedenlerine rağmen direnen bir anne ve baba. Niçin sürüklendiklerini ve neden alındıklarını biliyorlardı ama nereye götürüleceklerini bilmiyorlardı. Bilinmez adreslerdi götürülecekleri yer. Götürenler biliyor ama Fahriye ve Mahmut Mordeniz çifti hiç bilmiyordu. Nereden bilsinlerdi işkenceli bedenlerinin ‘Newala Qesaba’ya götürüleceğini ve alınlarından tabanca kurşunuyla vurulup gömüleceklerini.

O GÖZLER BİR DAHA AÇILMADI

Tavan arasında ya da bodrum katında bilinmez adreslerde işkenceler yapıldı. Bedenlerinde oluk oluk kanlar akmasına rağmen işkencelere teslim olmadılar. “Direnmek yaşamaktır” felsefesine inanarak zalimin elinde direndiler. Direndiler ta ki Newala Qesaba’ya gidene kadar. Newala Qesaba’nın çamurlu ve dondurucu soğuk arazisine gece saatlerinde baygın halde götürüldüler. Mahmut elleri arkadan bağlı yerde uzatılmıştı. Kanla dolan gözlerinin bir tanesini açıp baktığında eşi yerde, elleri arkadan birbirine bağlı ve kendinde değildi. Yüzleri maskeli kişiler ellerindeki kazma ve küreklerle toprak kazdıklarını gördü. Çok geçmeden belindeki tabancayı eline alan yüzü maskeli birinin, eşi Fahriye’nin alnına tabancayı dayadığını izledi. Kanlı gözünü kapattı. Ve silah sesi… Gözlerini açamadı. Ellerini yumruk yapıp sıkmaktan başka yapacağı hiçbir şey yoktu. İşkencelerden dolayı bedeni takatsiz, dili lal olmuştu. Çok geçmeden soğuk bir demirin alnına değdiğini hissetti. Ve o gözler bir daha açılamadı…

UYANAN TOPLUMDANDI KORKULARI

Sevgi dolu olan binlerce canı ölüm çukurlarına sorgusuzca gömdüler. Bir karışlık kazılı toprakta açılan mezarlarda gömüp üzerlerine toprak attılar. Kapanmak bilmedi açılan çukurlar, çünkü kapanmak için gelecek bedenleri bekliyordu, daha gelecekler vardı. Kana susamışlar, yakıp, yıkıp, yok etmelerine karşılık direnen binlerce insanı sahip oldukları güçten korktukları için katletti. Uyuyan bir toplumun uyanışı gerçekleşmişti artık. Agirî’de betonladık Kürdistan’ı diye bas bas bağıranlara inat bizler halen ayaktayız diye mücadele veren bir halkın karşısında korku içinde çırpındılar. Bodrumlarda, banyolarda, tavan aralarında binlerce insanı katlettiler. Kafelerde patlattılar gençleri. Kürt’üm diye meydanlarda bağıranları, ara sokaklarda tetikçilerin satırlarıyla katlettiler. En anlamlı anlarında kutlamalar yaparken zorla panzerlere bindirilip yok edilmeye çalışılan nice ak saçlı ana ve babayı götürdüler. 

HER ADIMDA DAHA DA GÜÇLENDİ MÜCADELE

Gerilla annesi, babası, kardeşleri diye kaçırıp bilinmez adreslere götürdüler, çünkü bu insanlar asırlardır yaşanan inkârcılığın, katliamların, komploların, zorbalıkların intikamını alma mücadelesindeydi. Bu uyanışın yaratıcısı olan Önderleri sarmalamıştı artık bu toplumun maneviyatını. Ruhsuz bedenlere can vermiş, ölü toprakların ve toplumunun uyanışını Ankara’dan “Kürdistan sömürgedir” diyerek başlatmıştı. Anlamlı ve yaratıcı, emeğe değer katan, kölelikten tiksinen, özgürlüğe umutlu Önderleri ellerini uzatmıştı özgürlüğünün vakti gelen halka. Uyanmak için gelen zamanın tadındaydı mücadele… Her adımda daha da güçlendi mücadele… Yanan özgürlük meşalelerini torunları daha da güçlendirdi ve herkes selama durdu Hakilerden Mazlumlara, Saralardan Numan Amedlere, Azad Siserlerden Doza Welatlara, Bengi Muşlardan Sofi Nurretinlere, Ali Haydar Kaytanlardan Rıza Altunlara, Asya ve Rojgerlere kadar.

İLKELİ DURUŞUYLA TAVİZ VERMEDİ

Mahmut Mordeniz, 1951’de Amed/Licê’de doğdu. Fahriye Mordeniz, 1956’da aynı topraklarda dünyaya gözlerini açtı. İkisi de Akro köyündendiler. Çocukluklarının en güzel dönemlerini köyde yaşadılar. Gençlik zamanında Fahriye ve Mahmut birbirlerine aşık olup evlendiler. 10 çocukları oldu. Xalê Mahmûd  ceketini omuzlarına atar, deri sivri burunlu ayakkabılarıyla surların dar sokaklarında yürüdüğü zaman heybeti karşısında etkilenmemek mümkün olmazdı. Hele bir de tütün tabakasından tütününü sardığı heybeti anlatmak yetmez. Özellikle Amed ve bölgelerinde 1990’larda Xalê Mahmûd denilince yiğit, korkusuz bir insan olarak tanınırdı. Katliamların ve cinayetlerin yoğun yaşandığı zamanlarda dağlarda savaşan kahramanlarına inanarak özgürlük mücadelesinden asla vazgeçmedi. Licê’nin ve Aqro’nun dağlarında en ilkeli duruşuyla düşman tarafından aldığı tüm tehditlere rağmen durmadan yoluna devam etti. Her tutuklanıp bırakıldığında evine işkenceli bedeniyle gelirdi ama azminden asla vazgeçmezdi. Düşmanına tavizler vermeden inandığı mücadeleye canını bile feda etmeyi göze aldı.

MÜCADELEYE İKİ EVLAT EMANET ETMİŞTİ

Fahriye Ana, yüreği adeta özlem ateşiyle yanan bir Kürdistan kadınıydı. Özgürlük mücadelesine iki oğul, iki evlat, iki canını emanet etti. İki evladının şahsında binlerce ceylana analık etti. Onları korudu, kolladı ve besledi. Mahmut’un kızkardeşleri Halise ve Mevlo analarla sonu ölüm bile olsa korkusuzca Amed gerillalarının anneleri olmayı büyük onurla başardılar. 90’lı yılların en zor anlarında üç kadın da evlatlarına sahip çıktılar. Dağlardaki ceylanlarına ana oldular, kurye oldular, hatta doktor bile oldular. Fahriye Ana, onlarca düşman tehdidi ve işkencelerine rağmen taviz vermedi. İnandığı davadan bir an bile olsa geri adım atmadan direnişçi kültürünü dağlarda mücadele veren yiğitleriyle birleştirdi. Bu yolu, hiçbir kaygıya yer vermeden yürüdü. 

BİR OĞLU ŞEHİT, DİĞERİ ESİR DÜŞTÜ

Evet, iki gerilla anne ve babası da yaşananlardan bir parçaydı. Son nefeslerine kadar inandıkları davadan vazgeçmeyiz, dediler ve katledildiler. 28 Temmuz 1997’de çok sevdikleri kıvırcık oğulları Zinar Amed (Ferman Mordeniz) de annesinin ve babasının takipçisi oldu. Her anı intikam ruhuyla dolu olan Zinar Amed kahramanca savaşıp ölümsüzler kervanına katıldı. Ferhan Mordeniz (Kasım Zinar Nûpelda) ise  1999’daki Kuzey alanından Güney alanına geçen Amed grubuna kurulan pusuda yaralı esir düştü. Halen cezaevinde mücadelesine devam ediyor. Her yıl dönümünde olduğu gibi bugün de yazı kaleme alarak 29. yıl dönümlerinde kısa da olsa onları, değerlerini, emeklerini anlatmak isteyerek anmak istedim.