Yalnızca İran ile ABD arasındaki nüfuz mücadelesinin merkezi değil, aynı zamanda Ortadoğu'da devlet dışı silahlı örgütlerin en örgütlü ve kurumsallaşmış yapılarından bazılarına ev sahipliği yapan ülke konumundaki Irak’ta yaşananlar, Irak'ın önümüzdeki yıllarda nasıl bir devlet modeline sahip olacağını belirleyecek tarihsel bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor.
Irak’ta merkezi ordu dışında silahlı grupların varlığı uzun süreden beri tartışmalara yol açıyor. Son dönemde bu tartışmaların büyümesinin nedeni ise, bu grupların en organize yapısı olan Haşdi Şabi’nin (Halk Seferberlik Güçleri), ABD ile İran arasında yaşanan savaşta oynadığı rol oldu.
ABD ile Irak arasında uzun süredir gerilime yol açan Haşdi Şabi’nin varlığı, bu grupların İran’ın lehine çatışmaların tarafı olmasıyla birlikte son dönemde ABD-Irak ilişkilerindeki en büyük krizlerden birine yol açtı.
ABD, Irak’ta merkezi orduya tabi olmayan ve organize yapıya sahip silahlı grupların bir kısmının varlığına uzun süredir itiraz etse de bu grupların bazılarının ortaya çıkmasında, bazılarının ise bugünkü gücüne kavuşmasında en büyük rolün 2003 ABD işgalinin yol açtığı gelişmeler olduğu kuşkusuzdur.
2003 ABD İŞGALİ VE IRAK SİLAHLI KUVVETLERİ
2003 öncesi dönemin Baas rejimine bağlı 450 bin kişilik Irak ordusu, 2003 yılındaki ABD işgaliyle birlikte Mayıs 2003’te ABD’nin öncülüğünde oluşturulan Koalisyon Güçleri Geçici Yönetimi’nin yayımladığı bir kararnameyle lağvedildi ve 2006 yılında Irak Silahlı Kuvvetleri adı altında modern anlamda yeniden yapılandırıldı.
Yeni ordu, doğal olarak ABD’nin gözetimi altında oluşturulmaya başlandı. Ancak ABD işgali sonrası ülkede yaşanan otorite boşluğundan faydalanan ve temelde üç gruba ayrılan silahlı gruplar, zamanla yeni kurulan merkezi ordunun karşısında Irak’ın gerçekliklerinden biri haline geldi.
Şİİ GRUPLAR
Irak’ta bugün faaliyet gösteren Şii silahlı grupların neredeyse tamamı, “Direniş Ekseni” olarak adlandırılan strateji doğrultusunda hareket etmektedir. 1979 İran Devrimi sonrasında İran’da kurulan rejim, kendisini bölgesel ve küresel ölçekte ABD ve İsrail karşıtlığı üzerinden tanımlayan ideolojik bir çizgi geliştirdi. Lübnan, Yemen ve Suriye’ye kadar uzanan geniş bir nüfuz alanı oluşturan bu çizgi, elbette Irak’a da sirayet etti.
Bugün dahi Irak'ta silahların yalnızca devlet elinde toplanmasını savunan merkezi hükümet ve ABD yönetiminin, devlet dışı tüm silahlı unsurların lağvedilmesi veya tamamen orduya entegre edilmesi amacıyla yürüttüğü planların önündeki en hassas siyasi dengelerinden birini, temelde İran yanlısı bu grupların söz konusu planlara uyum süreci oluşturuyor.
DEVLET İÇİNDEKİ SİLAHLI GÜÇ: HAŞDİ ŞABİ
Öncelikle Şii silahlı gruplardan birini olan ve İran-Irak Savaşı sürecinde İran’ın desteğiyle kurulan Irak İslam Yüksek Konseyi’nin silahlı kanadı olarak ortaya çıkan Bedir Tugayları ile yapılanmasını büyük ölçüde İran desteğiyle geliştiren Hizbullah başta olmak üzere önemli Şii silahlı grupların tamamı bugün Haşdi Şabi bünyesinde yer alıyor.
Haşdi Şabi’yi de kapsayan Koordinasyon Çerçevesi ise bugün ülkedeki Şii siyasi yapıyı büyük ölçüde kendi etrafında şekillendiriyor.
İlk olarak 2014'te DAİŞ’e karşı kurulan Haşdi Şabi, örgütün Musul’u ele geçirmesinin ardından Irak'ın Şii dini lideri Ayetullah Sistani’nin fetvasıyla tüm silahlı güçleri bir araya getirmeyi amaçladı. Fetvanın ardından çok sayıda farklı silahlı grup Haşdi Şabi çatısı altında birleşti.
Bünyesinde 40’tan fazla grubu barındıran ve yaklaşık 238 bin milise sahip olan Haşdi Şabi, bugün hem resmi devlet gücü hem de özerk siyasi-askeri aktör olarak konumlanıyor.
Bedir Örgütü (Tugayları), Irak Hizbullah Tugayları (Ketaib Hizbullah el-Irak), Asayib Ehil El-Hak, Nuceba Hareketi, Cihad Hareketi, Horasan Tugayları, Ketaibi Risali Hareketi, Seyyid Şüheda Tugayları (Ketaib Seyyid el-Şüheda), Ensarullah el-Evfiya, İmam Ali Tugayları gibi büyük grupların yanı sıra görece daha küçük yapılardan oluşan Haşdi Şabi aynı zamanda yetkililerinin sık sık “Irak’ın savunmasında temel güç pozisyonunda olduğunu” savunduğu bir organizasyon olarak öne çıkıyor.
SADR BLOĞU: SARAYA SELAM
2003 sonrası dönemde ABD işgaline karşı direnişin önemli aktörlerinden biri olan Sadr Hareketi, zaman içerisinde Irak milliyetçiliğini öne çıkaran ve İran'a tam bağımlı olmayan bir çizgi geliştirmeye çalıştı. Bu nedenle Sadr Hareketi ile İran’a yakın gruplar arasında zaman zaman ciddi görüş ayrılıkları yaşandı.
ABD’nin silahların devlete teslim edilmesi kararına ilk desteği veren ve son dönemde yaptığı açıklamalarda "yasa dışı silahlara hayır" vurgusunu öne çıkaran Şii Ulusal Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, bu yaklaşımını ulusal egemenlik perspektifiyle açıklıyor. Sadr, ocak ayından itibaren kendi hareketine bağlı Saraya Selam’ın Basra ve Kut kentlerindeki faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı. Irak’taki en büyük toplumsal tabana sahip Şii hareketlerden birinin silahlı kanadını tasfiye etme kararı, diğer gruplar üzerindeki siyasi baskının da artmasını kaçınılmaz hale getirdi.
Ardından Saraya Selam’ın tüm resmi ve gayri resmi güçlerinden Kerbela’da silahlarını bırakmalarını talep eden Sadr, 27 Mayıs’ta Saraya al-Selam’ın kendilerinden ayrıldığını duyurarak, Haşdi Şabi’ye bağlı tüm bileşenlerin silahlarını devlete teslim ettikten sonra partizan düzenden ayrılmasını umduğunu ifade etti.
HAŞDİ ŞABİ’NİN FESHİ TARTIŞMALARI
Haşdi Şabi güçlerinin dağıtılmasıyla ilgili ilk uyarı 2024’te Amerika’dan gelmişti. ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, 13 Aralık 2024’te Irak’ı ziyaret etmiş ve dönemin Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile yaptığı görüşmede, Irak’tan İran’a yakın Haşdi Şabi güçlerinin dağıtılmasını istemişti. Blinken, aksi durumda bunun Amerika ve İsrail tarafından yapılacağını bildirmişti.
Donald Trump ise yeniden ABD başkanlığı görevine gelmeden önce yayımladığı 5 Ocak 2025 tarihli mesajında, Irak’taki İran yanlısı milislerin dağıtılmasını isteyerek bu konuda Sudani’yi uyardı. Trump mesajında, Sudani’den silahlı grupların faaliyetlerini durdurmasını, onları dağıtmasını ve devletin kontrolü altına almasını talep etti.
Hemen ardından katıldığı bir törende konuşan dönemin Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise Haşdi Şabi’nin Irak’ın savunmasında temel güç pozisyonunda olduğunu vurgulayarak, “Hükümetimiz Haşdi Şabi’nin güçlendirilmesine bağlıydı. Güvenlik güçlerine destek verdiği gibi Haşdi Şabi’ye de destek verdi. Haşdi Şabi, güvenlik ve barış konusunda temel faktördü. Hizmet projelerinin başlatılmasının, kalkınmanın, idari ve ekonomik reformların önünü açtı” açıklamasında bulundu.
Sadr ise yasa dışı silahlar ve devlet dışındaki güçlerin elinde bulunan silahların toplanmasına ilişkin verdiği ilk mesajında, “Yasa dışı silahlara hayır, grupların elindeki silahlara da hayır” ifadelerini kullanarak tutumunu en başından ortaya koymuş oldu.
Irak’taki silahlı grupların lağvedilmesi yönündeki baskılar ve buna karşı ortaya konulan itirazların ardından ülke kritik bir eşiğe geldi. Irak’ta “ABD mi, İran mı?” sorusunun öne çıktığı 11 Kasım 2025 seçim süreci yaşandı. Bu süreçte ABD ve bazı Batılı ülkeler İran’ın etkisini zayıflatmayı amaçlarken, İran ise Şii partiler üzerinden siyasal nüfuzunu derinleştirmeye çalıştı. Hem İran’la yakın ilişkileri korumaya hem de ABD, Türkiye ve Körfez ülkeleriyle iş birliği kanallarını açık tutmaya çalışan Sudani ise 11 Kasım 2025 seçimlerinin ardından siyasi varlığını koruyamadı.
Seçim arifesinde ABD’nin Irak üzerindeki etkisi daha da belirginleşti. ABD, seçimden kısa bir süre önce Haşdi Şabi yasasında yapılmak istenen değişikliği engelleyerek, İran’a yakınlığıyla bilinen dört Şii milis örgütü olan Nuceba Hareketi, Seyyid Şüheda Tugayları, Ensarullah el- Evfiya Hareketi ve İmam Ali Tugayları’nı Yabancı Terör Örgütleri (Foreign Terrorist Organizations) listesine dahil etti. Başlangıçta Haşdi Şabi’nin tamamen lağvedilmesini savunan ABD, daha sonra Haşdi Şabi’nin Irak’ın güvenlik yapısına entegre edilmesi yönünde bir öneri sundu.
YENİ HÜKÜMET- DEĞİŞEN GÜÇ DENGESİ- SİLAHLI GRUPLAR ÜÇGENİ
Seçimlerden sonra yaşanan siyasi tıkanıklığın ardından, Koordinasyon Çerçevesi’nin adayı Ali Felah Zeydi, Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi.
Irak’ta kurulan yeni hükümette bakanlıklar yine etnik, mezhepsel ve parti kotasına dayalı güç paylaşımı çerçevesinde dağıtıldı. Ali Zeydi liderliğindeki kabinede parlamento çoğunluğunu oluşturan Şii blok (Koordinasyon Çerçevesi), bakanlıkların yaklaşık yüzde 52’sini kontrol ederken, Sünniler yüzde 26, Kürtler ise yüzde 17 düzeyinde temsil elde etti. 23 bakanlıktan 14’üne ilişkin parlamentoda yapılan oylama sonuçlanırken, diğer bakanlıklar için oylama beklemeye alındı. Bakanlık düzeyindeki siyasi temsil tartışmaları devam ederken, Ali Zeydi’yi kutlayan ilk isimlerden biri de elbette ABD Başkanı Donald Trump’ın Irak ve Suriye İşleri Özel Temsilcisi Tom Barrack oldu.
Göreve geldikten sonra ilk iş olarak önceki hükümetin yaptığı anlaşmaları inceleyen Başbakan Ali Zeydi, ABD’nin yıllardır baskı yaptığı silahlı grupların feshedilmesi konusunu zaman kaybetmeden gündeme aldı.
Hükümetin kurulmasının ardından Ali Zeydi, Necef’e giderek Ali Sistani ile görüştü. Zeydi, Sistani’den silahlı grupların silahlarını teslim etmesi konusunda hükümete destek vermesini istedi. Irak hükümetindeki Şii siyasi kanadı temsil eden Koordinasyon Çerçevesi ise silahlı grupların elindeki silahların kontrol altına alınması konusunda Zeydi hükümetine destek verdiğini açıkladı.
Silahların teslim sürecini denetleyecek olan ve hükümetin kontrolü altında faaliyet gösterecek Devlet Kontrolünde Silahların Toplanması ve Bağların Kesilmesi Komisyonu, “İstikrarlı bir devlet ve üretken bir ekonomi” sloganıyla kurulan Zeydi kabinesinin dört yıllık çalışma programının ilk maddesi olan silahların devlette toplanması kararı çerçevesinde kuruldu.
SADR, SİLAHLARI İLK TESLİM EDEN OLDU
Ayrıca parlamentoda yer almasa da en büyük muhalefet hareketinin lideri olan Mukteda es-Sadr, silahların bırakılması çağrısına yanıt vererek kendi silahlı gücü Seraya Selam’ın fesih kararı aldığını duyurdu. 4 Haziran’da ise Irak hükümeti askeri yetkililerinin de katıldığı ve Seraya es-Selam’ın Samarra’daki üssünde düzenlenen bir törenle silahlar resmi olarak Irak hükümetine teslim edildi.
HAŞDİ ŞABİ İÇİNDEKİ İLK ÇATLAK: ASAİB EHL EL-HAK
Kırktan fazla silahlı yapının oluşturduğu geniş bir koalisyon görünümünde olan Haşdi Şabi içinde de farklı eğilimler bulunuyor. Bu eğilimlere bağlı olarak, Haşdi Şabi bünyesinde devletle entegrasyona yakın duran yapılar ile silahlı direniş çizgisini sürdürmek isteyen gruplar öne çıkıyor.
Asaib Ehl el-Hak örgütü, yıllar boyunca Irak’taki en etkili silahlı yapılardan biri olarak faaliyet yürütürken, zaman içerisinde yalnızca askeri bir yapı olmaktan çıktı ve Sadikun Hareketi aracılığıyla parlamentoda da temsil edilmeye başladı.
ABD’nin silahın yalnızca devletin elinde bulunması gerektiği yönündeki baskısı ve örgütün bakanlık düzeyinde temsil elde edememesi, yapıyı bir tercihe zorladı. Örgüt, siyasi gücünü koruma adına silahlı kanadından vazgeçti.
Burada ortaya çıkan önemli tartışma başlıklarından biri ise silahlı örgütün resmi olarak tasfiye edilmesinin, örgütün gerçek anlamda etkisini kaybedip kaybetmeyeceği meselesi oldu.
İMAM ALİ TUGAYLARI SİLAH ENVANTERİNİ TESLİM ETTİ
Irak’taki silahlı gruplardan İmam Ali Tugayları, 2 Haziran’da yaptığı bir açıklamayla Haşdi Şabi ile ilişkisini sonlandırdığını duyurdu.
İmam Ali Tugayları, silah envanteri ile personel bilgilerini Zeydi hükümeti tarafından kurulan komisyona 10 Haziran itibarıyla teslim etti. Silahların teslimi, Irak Yüksek Komisyonu tarafından; Komisyon Başkanı Orgeneral Kays el-Muhammedavi, komite üyeleri ve İmam Ali Tugayları temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen törenle gerçekleştirildi.
SİLAH BIRAKMAYI REDDEDENLER
Öte yandan kendilerini “Irak İslami Direnişi” olarak adlandıran altı grup, silahlarını bırakmayacaklarını açıkladı. Bunlar; Irak Hizbullahı, Seyyid Şüheda Tugayları, Nuceba Hareketi, Seraya Evliya el-Dem, Eshabul Kehf ve Kerbela Tugayları oldu.
Eshabul Kehf, 2 Haziran’da yayımladığı bildiride Şii dini otoriteyi işaret ederek, “Bizden direnişi bırakmamızı isteyen her kimse, bize Merceiyet’in (Şii dini otorite) resmi yazısını getirmek zorundadır” ifadelerini kullandı.
Nuceba Hareketi ise 3 Haziran’da yaptığı sert açıklamada, ellerindeki silahların “Irak’ı, Irak halkını ve dini kutsalları savunmak için var olduğunu” vurgulayarak tüm direniş gruplarına “Silah bırakmayı tartışmayı dahi reddedin” çağrısı yaptı.
Irak Hizbullahı da silah bırakmayı reddettiklerini alaycı bir dille ifade ederek, “Silahını teslim etmek isteyenlerin silah sayımını yapmaya hazırız. Hatta devletin kullanamayacağı İHA, füze ve tanksavar gibi özel silahları parası mukabilinde satın alabiliriz” açıklamasında bulundu.
FEDERAL GÜVENLİK BAKANLIĞI PROJESİ
Silah bırakma tartışmalarının bir diğer boyutunu ise, ilgili çalışmaların hızlandırıldığı bildirilen Federal Güvenlik Bakanlığı Projesi oluşturdu. Temel amacının devlet dışındaki silahların toplanması, güvenlik güçlerinin birleştirilmesi ve kontrol altına alınması olduğu, ayrıca pêşmerge güçlerinin de bu yapıya dahil edilmesinin tartışıldığı belirtilen proje, beraberinde çeşitli tepkileri de getirdi.
ABD’nin müdahaleleri sonrasında Bağdat’ın petrol gelirlerinin kontrolü, sınır kapıları, maaş sistemi ve bütçe dağılımı gibi konulardaki etkisinin giderek Bağdat-Hewlêr hattında bir merkezileşme eğilimine dönüştüğü ve bunun hedeflendiği yönündeki iddialar güç kazandı. Bu merkezileşme eğiliminin güvenlik alanına da sirayet etmesi, gelecekte Kürdistan Bölgesi’nin idari ve güvenlik yapıları üzerindeki söz hakkını da etkileyebilecek bir gelişme olarak görülüyor.
Her ne kadar bu projenin pêşmerge güçlerini de kapsayacağı yönünde resmi bir açıklama yapılmamış olsa da Irak’taki güvenlik reformlarının uzun vadeli sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, bu konu önemini koruyan kritik başlıklardan biri olarak öne çıkıyor.
YENİ ÖZEL TEMSİLCİ TEMASLARI
ABD Başkanı Donald Trump’ın Özel Temsilcisi Tom Barrack ile Irak Başbakanı’nın Bağdat’ta yaptığı görüşmenin ardından, devlet dışı tüm silahlı grupların lağvedilmesini ve Starlink, Chevron ile TI Capital gibi şirketlerin Irak’ta stratejik projelere başlamasını içeren bir güvenlik ve ekonomi paketi açıklandı.
Bu paket, Washington’un güvenlik reformlarını ekonomik entegrasyonla birlikte yürütmek istediği şeklinde yorumlanırken, devam eden süreçteki tüm tartışmaların elbette geçmiş deneyimlere dayandığını hatırlamak gerekiyor.
Zeydi’nin hükümet programının, silah bırakma ve entegrasyon gibi süreçlerin tartışıldığı bu dönemde başarılı olup olmayacağı ise önümüzdeki günlerde netlik kazanacak.