Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışma, Tennessee Üniversitesi Knoxville Kampüsü’nden Mark Hubbe ve Tübingen Üniversitesi’ne bağlı Senckenberg İnsan Evrimi ve Paleoçevre Merkezi’nden (SHEP) Katerina Harvati tarafından yürütüldü.
Araştırmacılar, Homo cinsine ait 87 fosil kafatasını inceleyerek farklı evrim modellerini karşılaştırdı. Araştırmada, insan evriminin kesintisiz ve doğrusal bir süreçten ziyade uzun dönemli durağanlıklar ile zaman zaman yaşanan hızlı değişimlerden oluştuğu sonucuna ulaşıldı.
KÜLTÜR DE EVRİMİ ŞEKİLLENDİRDİ
Araştırmacılara göre, beyin hacmindeki büyüme ve yüzün küçülmesi yalnızca doğal seçilimin sonucu değil; beslenme, teknoloji, alet kullanımı, kültürel gelişmeler ve sosyal yaşamın sağladığı avantajlarla mümkün oldu. Kültürel yenilikler, ataların daha fazla enerjiye erişmesini sağlayarak büyük beyinlerin gelişimini destekledi.
İNSAN EVRİMİ DOĞRUSAL DEĞİLDİ
Çalışma, modern insanın özelliklerinin kaçınılmaz bir evrim çizgisinin ürünü olmadığını, genetik sürüklenme, çevresel koşullar ve kültürel değişimlerin birlikte etkisiyle ortaya çıktığını ortaya koyuyor.
Araştırmacılar, bundan sonraki çalışmaların insanın neden sürekli evrimleştiğini değil, hangi koşulların yeni özelliklerin ortaya çıkmasını mümkün kıldığını araştırmasının daha doğru olacağını vurguluyor.
DÖNÜM NOKTASI
Harvati, “Bulgularımız bir dönüm noktasıdır” diyerek sözlerini şöyle tamamlıyor: “İnsanların neden sürekli olarak daha büyük bir beyin ve daha küçük bir yüze doğru evrimleştiğini sorgulamak yerine, insan popülasyonlarının hangi koşullar altında mevcut kısıtlamalardan kurtulup yeni özellikler geliştirebildiğini incelemek daha anlamlı olacaktır. Bu yaklaşım, türümüzün evrimini daha iyi anlamak için özellikle yararlı olabilir.”