Acil destek güçleri, Sudan’ın kuzey Darfur eyaletinin başkenti El-Faşir kentine insansız hava araçlarıyla geniş çaplı bir saldırı düzenledi. Bu saldırılar sonucunda acil destek güçleri, şehrin önemli bir bölümünü ve Sudan Ordusu’nun 4. Piyade Tümeni Karargahı’nı kontrolleri altına aldı.
Hemideti güçlerinin en gelişmiş taktiklerle başlattığı saldırılar, mevcut kaos içinde doğal bir değişimi ortaya çıkardı. Ayrıca, silahlı grupların gelişmiş silahlar ve teknikler edindiği, bu silahların son dönemde mevcut ordular üzerinde ağır bir etki yarattığı da açığa çıktı. Bu yalnızca askeri anlamda bir kullanım değil, aynı zamanda sahada stratejik bir dönüşüm aracıdır; bununla birlikte savunma hatlarını zayıflatmayı hedefleyen psikolojik bir savaş niteliği de taşımaktadır.
TOPLU GÖÇ DALGASI
Bu savaşın ortaya çıkardığı insani sonuçlar tam anlamıyla bir felakettir. Uluslararası raporlara göre, Acil destek güçlerinin El-Faşir kentine girmesinin ardından ve kente yönelik saldırılarda, Sudan halkının tedaviye ve sağlık hizmetlerine en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde, El-Faşir Şehri Hastanesi’nin bir bölümü yıkıldı ve hastanenin hizmetleri durduruldu.
Korku, güvensizlik ve hizmetlerin yokluğu atmosferi içinde, Acil destek güçlerinin gerçekleştirdiği yoğun katliamlar sonucunda binlerce aile evlerini terk etmek zorunda kaldı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi’nin raporunda da belirtildiği üzere, bu eylemler etnik ve kabilesel temelde yürütülmektedir; bu durum yalnızca şiddetin tırmanması ve intikam alma durumuna yol açmakla kalmıyor, aynı zamanda insani durumu daha da kötüleştiriyor.
Bu konuda Sudanlı siyasi analist ve yazar El-Nûr Ahmed El-Nûr ANF’ye yaptığı değerlendirmede şunları aktardı: “El-Faşir’in ele geçirilmesi yalnızca askeri bir zafer adımı değildir; aksine, Darfur’da yeni bir gerçeği ortaya çıkardı. Bu durum, bölgenin son iki yüzyıldır yaşadığı etnik katliam senaryolarını yeniden gündeme getirmiştir.”
Acil destek güçlerinin El-Faşir kentine yönelik uzun süreli kuşatması ve iki yılı aşkın bir süredir devam eden saldırıları, şehir halkını çaresiz bıraktı; birçok kişi saldırıların şiddetlenmesi karşısında şehri terk etmek zorunda kaldı. Ancak en tehlikeli durum, bu saldırıların Afrika’daki iç çatışmalarda dronların kullanımına dair bir ön gösterim niteliği taşımasıdır. Bu da silahlı gruplar arasındaki güç dengesini daha fazla silahlanmaya yönlendiriyor. Ayrıca bu savaşların teknik düzeyde bir dönüşüme uğrama riskini de beraberinde getiriyor.
MEVCUT ENGELLER
Sudan Hükümeti Sözcüsü Abî Iz El-Dîn bir süre önce ANF’ye verdiği bir değerlendirmede, ‘El-Faşir’e yönelik saldırılar, komşu ülkelerde özellikle Tişad ve Güney Sudan’da endişe yarattı; çünkü bu çatışmaların kendi topraklarına da sıçramasından korkuyorlar’ dedi.
El-Faşir kenti, sınır hattına yakın stratejik bir konumda bulunuyor; bu nedenle küçük bir sarsıntı bile göç, silah kaçakçılığı ve silahlı grupların hareketliliğinin artmasının önünü açabilir. Ayrıca drone teknolojisi, geleneksel silahlarla savaşan bu devletler ve ordular için yeni zorluklar yaratmakta; teknik açıdan sahip oldukları savunma kapasitesini sınırlamakta ve onları bu tür saldırılar karşısında daha savunmasız hale getirmektedir.
Bu durum Arap Birliği’nin açıklamasında da hatırlatıldı; açıklamada, gerçekleştirilen eylemler kınandı ve savaşın durdurulması, sivillerin korunması ile insani yardımların ulaştırılabilmesi için güvenli geçişlerin açılması çağrısında bulunuldu.
Güvenlik Konseyi saldırıları kınadı ve bu saldırıların devam etmesi hâlinde, kitlesel katliamlar ve etnik temizliklerin önünü açabileceği uyarısında bulundu. Ayrıca El-Faşir kentindeki kuşatmanın kaldırılması çağrısı yapıldı. Konsey, Sudan’daki krizin yalnızca iç mesele olmadığını, artık bölgesel ve uluslararası bir tehlikeye dönüştüğünü vurguladı. Özellikle dış güçlerin bu silahlı gruplara destek verdiği, onları silahlandırdığı ve drone teknolojisi sağladığı bir dönemde bu durumun daha da riskli hale geldiği belirtildi. Eğer bu konu ciddiyetle ele alınmazsa, yeni yaptırımların uygulanabileceği ve bu sürece dahil olan devletlerin yeniden sorgulanabileceği ifade edildi.
SUDAN İÇİN ÖNGÖRÜLEN SENARYOLAR
Mevcut çatışmalar ve savaş ortamında, korunma eksikliği ve altyapı ile hizmetlerin çökmesi nedeniyle en çok siviller zarar görmekte; tüm bu durum, Sudan’da büyük bir insani felakete yol açmaktadır. Savaşın devam etmesi ve droneların yoğun kullanımı çözüm olanaklarını azaltmakta ve uluslararası aktörlerin müdahalesini gerektirmektedir. Bu müdahale yalnızca çatışmayı durdurmak için değil; aynı zamanda güveni yeniden tesis etmek, koruma sağlamak, parçalanmış bir siyasi süreci yeniden canlandırmak ve Sudan’ın istikrarını yeniden kazandırmak için de önemlidir.
Diğer bir açıdan, mevcut korkular, bu savaş ve çatışmaların Sudan’ın parçalanmasına yol açabileceği endişesini taşımakta. Uluslararası bir aktörün derhal araya girerek tarafları diyaloğa zorlaması gerekmektedir. Özellikle droneların kullanımıyla, Sudan ordusunun dış teknik destek çağrısında bulunması çatışmaların büyümesine yol açabilir. Ayrıca, komşu ülkelerin bölgesel bir güç oluşturup mevcut karmaşayı kontrol altına alma çabaları söz konusu olabilir. Ancak en tehlikeli senaryo, Darfur’un bölgesel güçler arasında bitmeyen bir savaş alanına dönüşmesidir. Bu durum, çatışmaların diğer bölgelere de yayılma riskini artırır, mevcut krizi derinleştirir ve kısa vadede siyasi çözümü daha da zorlaştırır.