Çakmak: Hem baş müzakereci hem de rehine olunmaz
Önder Apo’nun statüsü tartışmalarına değinen Avukat Serhat Çakmak, "Hem baş müzakereci hem de rehine olunmaz; kendisine yüklediğiniz sorumluluğa denk düşen koşulları sağlamanız gerekir" dedi.
Önder Apo’nun statüsü tartışmalarına değinen Avukat Serhat Çakmak, "Hem baş müzakereci hem de rehine olunmaz; kendisine yüklediğiniz sorumluluğa denk düşen koşulları sağlamanız gerekir" dedi.
‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ardından sürece ilişkin atılan adımlardan biri de Meclis’te kurulan komisyon oldu. Onlarca ismi dinleyen komisyon, görüşmeler sonunda raporunu yayımladı.
Raporun yayımlanmasının ardından durağanlaşan sürece dair sık sık "Önümüzdeki ay adımlar atılacak" söylemleri kulislerde dolaşırken, atılmayan hukuki ve toplumsal adımlar sürecin durağan bir noktada kaldığı yorumlarını da beraberinde getiriyor.
'SÜRECİN CANLI TUTULMASI HAYATİ ÖNEMDEDİR'
Meclis Komisyonu’na katılan isimlerden biri olan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Eş Genel Başkanı Avukat Serhat Çakmak, sürece ilişkin değerlendirmede bulundu. Mevcut tablonun yalnızca iki taraflı bir denklem olarak ele alınamayacağını belirten Çakmak, iç ve dış aktörlerin etkisine dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Süreç, bir siyasi iradenin ve bir örgüt adına süreci yürüten liderin mutabakatıyla başlamıştır. Her ne kadar iki tarafın iradesine dayansa da bu denklemin yalnızca bu iki aktörden ibaret olmadığı açıktır. Sürecin karşıtlığı üzerinden kendini var eden devlet içi yapılar ile uluslararası aktörler de bu denklemde etkili olmaktadır. Bu nedenle sürecin sürekli canlı tutulması ve ilerletilmesi hayati önemdedir. Aksi takdirde hem iç hem de dış dinamikler süreci zorlayarak sabote etme fırsatı bulacaktır.”
Geçmiş deneyimlere de değinen Çakmak, özellikle 2013–2015 döneminin önemli dersler barındırdığını ifade etti. Sürecin kesintiye uğramasının ağır toplumsal sonuçlar doğurduğunu dile getiren Çakmak, "O dönem süreç bir süre stabil seyretmiş, ardından seçim dinamiklerine kurban edilmiş ve bölgesel gelişmeler gerekçe gösterilerek sona erdirilmiştir. Kısa sürede atılan birkaç adım sürecin tamamen çökmesine yol açmıştır. Yaklaşık bu on yıllık dönemin toplumsal maliyeti son derece ağır olmuştur.
İnsanlar yaşamlarını, özgürlüklerini ve ekonomik güvencelerini kaybetmiş; yüz binlerce kişi göç etmek zorunda kalmıştır. Yaşanan kayıpların telafisi mümkün değildir. Bu nedenle bugün karşı karşıya olunan risklerin büyüklüğü unutulmamalıdır” diye vurguladı.
'SORUMLULUĞA DENK DÜŞEN KOŞULLAR SAĞLANMALI'
Statü ve hukuki çerçeve konusunun belirleyici olduğuna dikkat çeken Çakmak, müzakere yürüten aktörlerin konumunun netleştirilmesi gerektiğini söyledi. Çakmak, "Taraf olarak gördüğünüz muhatabınızı hukuken de nereye koyduğunuzu belirtmek zorundasınız. Hem baş müzakereci hem de rehine olmaz, kendisine bu kadar büyük sorumluluk yüklüyorsanız bu sorumluluğa denk düşen koşulları da sağlamanız gerekir. Atması gereken herhangi bir adımın sorumluluğu kendisine verilirken, bu adım için uygun koşulların olup olmadığı da görmezden gelinmemeli" diye konuştu.
'HUKUKİ ZEMİN NETLEŞTİRİLMELİ'
Geçmişte kurulan temasların sürece olumlu etkiler yarattığını belirten Çakmak, hukuki zeminin netleştirilmesinin gerekliliğini vurguladı. Özellikle Meclis Komisyonu’nun Sayın Öcalan ile yaptığı görüşmelerde psikolojik eşiklerin aşıldığını ve bunun sürece olumlu yansıdığını belirten Çakmak, şöyle devam etti:
"Müzakerenin doğası gereği, kendisine müzakere koşullarını sağlanması gerekir. Kendisi soruyor: ‘Gelip benimle görüşüyorsunuz, siz hangi kanuna dayanarak benimle görüşüyorsunuz?’ Bunun netleşmesi gerekir. Bu netlik de sürece dair bir çerçeve yasanın yapılması ile sağlanır; herkesin sorumluluğu ve pozisyonu belirlenir, bu sorumluluk kapsamında gerekli adımlar atılır."
Uluslararası hukuk boyutuna da değinen Çakmak, “Umut hakkı kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması hukuki bir zorunluluktur. Bu kararlar yalnızca belirli bir kişiyi değil, benzer durumda olan çok sayıda mahpusu kapsamaktadır. Dolayısıyla bu yükümlülüğün yerine getirilmesi hem ulusal hem de uluslararası hukuk açısından gereklidir.”
'TMK VE TCK'DE ESASLI DEĞİŞİKLİKLER YAPILMALI'
Yasal reform ihtiyacına işaret eden Çakmak, özellikle ceza mevzuatında değişikliklerin kaçınılmaz olduğunu ifade ederek şunları belirtti: "Entegrasyon yasalarıyla birlikte Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve infaz mevzuatında esaslı değişiklikler yapılmalıdır. Öncelikli olarak hasta mahpusların durumu ele alınmalı, infazını tamamlamasına rağmen disiplin cezaları nedeniyle tahliyesi engellenen kişilere ilişkin düzenlemeler yapılmalıdır. Uzun yıllardır cezaevinde bulunan ve küçük disiplin cezaları nedeniyle özgürlüğüne kavuşamayan bireyler açısından bu durum ciddi bir hak ihlali yaratmaktadır. Bu tür adımlar, ilk bakışta sınırlı gibi görünse de sürece duyulan güveni artıracak ve taraflar arasında pozitif bir atmosfer oluşturacaktır."
'KOMİSYON DAHA ETKİLİ BİR HALE GETİRİLMELİ'
Çatışma çözümü perspektifine de değinen Çakmak, sürecin somut adımlarla ilerlemesi gerektiğini vurguladı. İlk aşama olan çatışmasızlık ortamının sağlanmasının önemli bir adım olduğunu belirten Çakmak, özellikle bu aşamanın ardından somut ve geri dönülemez adımlarla ilerlemesi gerektiğinin altını çizdi.
Çakmak, bu çerçevede baş müzakereci konumundaki Önder Apo’nun statüsünün netleştirilmesi, silahlı yapıların tasfiyesi ve ilgili kişilerin demokratik siyaset zeminine dahil edilmesinin kritik başlıklar arasında yer aldığını aktardı.
Son olarak Meclis Komisyonu’nun rolüne de değinen Çakmak, bu yapının daha etkin hale getirilmesi gerektiğini vurgulayarak şunlara ifade etti: “Kurulan komisyon, eksikliklerine rağmen önemli bir işlev üstlenmiştir. Çalışmalarının sınırlı kalması ve hazırlanan raporun yetersiz bulunması eleştirilebilir; ancak sürecin Meclis çatısı altında tartışılmasını sağlaması bakımından önemli bir adımdır. Önümüzdeki dönemde bu komisyonun daha etkin bir mekanizma haline getirilmesi mümkündür.
Sürece ilişkin hazırlanacak bir çerçeve yasa ile komisyonun yetki ve sorumlulukları genişletilebilir. Bu sayede hem kamuoyunun sürece hazırlanması hem de gerekli yasal düzenlemelerin sistematik biçimde ele alınması sağlanabilir. Bu tür bir kurumsallaşma, sürecin daha şeffaf, daha güvenli ve taraflara daha fazla sorumluluk yükleyen bir zeminde ilerlemesine katkı sunacaktır.”