İkinci oturum: Özgürlük, Barış ve Gelecek Perspektifleri

DEM Parti'nin düzenlediği Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansı'nın ikinci oturumu "Özgürlük, Barış ve Gelecek Perspektifleri" başlığıyla gerçekleştirildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi'nin (DEM Parti), Cem Karaca Kültür Merkezi'nde düzenlediği Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansı'nın ikinci gününün ikinci oturumu başladı. "Özgürlük, Barış ve Gelecek Perspektifleri" başlığının tartışılacağı oturumun modetöratörlüğünü insan hakları savunucusu avukat Eren Keskin yaptı.

Barışın kutsal ve büyülü bir sözcük olduğunu söyleyen Eren Keskin, şöyle konuştu: “İnsan hakları savunucuları olarak tabii ki yüzyıl öncesine dayanan bu büyük meselenin, uluslararası Kürdistan meselesinin kendi coğrafyamızdaki yaşanan boyutunu çok yakından yaşamış insanlarız. Bugün filmlerde görseniz bu kadarı da olmaz diyebileceğiniz acılara tanıklık ettik. Yerlerde sürüklenen ölü bedenler, uzuvları kesilmiş cenazeler, girdiğimiz otopsiler, kaybettiğimiz büyüklerimiz, arkadaşlarımız, gözaltında kayıplar. O kadar çok büyük acı var ki. Ama bu kadar acıya rağmen Kürt halkının barışı bu kadar içini doldurarak, bu kadar büyülü bir sözcük haline getirmesi bence çok heyecan vericidir. Bunun coğrafyaya da heyecan vermesi gerekiyor. Ama bu coğrafya yeterli derecede heyecanlanmıyor. 

Yeterince el veriliyor mu bu sürece? Bunun tartışmasını da bence yapmak gerekiyor. O nedenle bu konferans son derece önemli. Üzerimize düşeni ne kadar yapabiliyoruz? Barışı toplumsallaştırmak adına biz ne yapıyoruz?  Bu sürecin en önemli yanlarından bir diğeri ise, Kürtlerin kendi iç barış ve birlikleridir. Bu sürecin buna da hizmet edeceğine olan inancım nedeniyle çok destekliyorum.” 

Kazakistan Halk Meclisi Üyesi Narin Nadirova ise, “Ben eski Sovyet Kürtlerinden,  Kırgızistan’danım ama Serhad’dan oraya göç ettik. Şeyh Said hareketi sırasında sınırlar çekildi ve biz sınırların ardında kaldık.  Sürgünlük çok kötü bir durumdur. Birçok acısı ve zorluğu var. Hepiniz bilirsiniz. Aramızda fiziki sınırlar var ama gönlümüz hep buradaydı. 1937 yılına kadar da böyleydi. 37’den sonra birçok Kafkasya Kürdü Orta Asya’ya sürgün edildi. Büyüklerimizin bize anlattıklarına göre ‘neleriniz varsa 24 saatte toplayın ve trene binip yola çıkacaksınız’ denilmiş. İnsan hazırlıklarını yapıp, Orta Asya çöllerine sürgüne gönderiliyor. Bunlardan biri babam Nadir Nadirov’dur. Oda sürgün edilmişti” dedi

Sürgünde ailelerin yaşamlarının acı içinde hasretle geçtiğini ifade eden Narin Nadirova, Gürcistan’da da halkların sürgün edildiğini belirtti. Narin Nadirova, şöyle konuştu: “Orada çekilen zorluklar, Orta Asya’ya geçmeden önce de Yerivan’daki durumdan da bahsetmek istiyorum. Sovyet döneminde orası Kafkas Kürtlerinin merkeziydi. Gazeteler yayınlanıyor, radyo yayınları yapılıyordu. Erivan Radyosu’nu bilmeyen yoktur. Erivan bir anlamda Kürt kültürünün merkezi haline geliyor ve Sovyetlerin dağılmasıyla yeni bir sürgün dönemi başlıyor. Ailelerin hayatlarına baktığımızda birçok acı ve zorluk yaşanıyor.

Ermenistan’da doğdum ama 30 yıldır Kazakistan’da yaşıyorum. 100 halk, Kazakistan’da nasıl birlikte yaşıyor onu anlatmak istiyorum. Birçok arkadaş soruyor ‘Kürt olarak Kazakistan’da nasıl yaşıyorsunuz?’ diye. Sürgün olarak oraya gelen halkların kendi ulusal kimliğini yaşama hakkı verildi. 30 yıldan fazladır Kazakistan’da Kürtlerin kimliği tanınıyor. Hiç problem olduğunu görmedim bunlar önemlidir. Özellikle Serhad bölgesinden sürgün edilen Kürtler ülke hasreti yaşıyor. Birçok insan bu hasretle mezara gitti. Topraklarına dönemediler. Türkiye’de Alaska Türklerinin hakkı bile tanınıyor ama Kürtler niye hala tanınmıyor onu sormak istiyorum. Buradan sürülmüşler ama kendi atalarının topraklarına dönerek neden bu kimliği alamıyor? Bu demokrasi ve barış sürecinin amacına ulaşmasını diliyorum.”