‘Apocu sosyalizm, demokratik komünal toplumu esas alır’

Yazar Musa Şanak, “Apocu sosyalizm, klan, kabile ve aşiret gibi toplumsal gelişmenin başından itibaren var olan ahlaki ve politik özellikleri esas alan, bunu ‘zamanın ruhuna’ formüle eden bir inşa ve siyaset tarzıdır” dedi.

MUSA ŞANAK

Önder Apo’nun geliştirdiği “Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu”yla birlikte, reel sosyalizme yönelik eleştirileri ve sosyalizme getirdiği yeni bir bakış açısına ilişkin tartışmalar devam ediyor.

Önder Apo’nun, tarihi devlet ve komün arasındaki ilişkiyle başlatması ile reel sosyalist anlayışın ulus-devlet mantığına yönelik eleştirilerine dair yazar Musa Şanak, ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.

‘APOCU SOSYALİZM DEMOKRATİK KOMÜNAL TOPLUMU ESAS ALIR’

Apocu sosyalizmin demokratik toplumun inşasını esas aldığını dile getiren Şanak, şöyle konuştu: “Bu anlamda Apocu sosyalizm, demokratik ulus ve demokratik modernite çözümünü temel alan bir sosyalizmdir. Burada inanç, etnik köken, dil ve kültür gibi farklılıkların eşit ve özgür bir temelde bir aradalığını esas alan bir yaklaşım söz konusudur.

Eskiden sosyalizm denildiğinde genellikle devletle veya ulus-devletle bağdaştırılıyordu. Reel sosyalizmin çözülüşüyle birlikte, ‘Sosyalizme uygun bir inşa ve toplumsal örgütlenme modeli ne olabilir?’ sorusu tartışılmaya başlandı.

Eğer çözüm ulus-devletçi yaklaşım değilse, model nasıl olmalıydı? Bu durum, toplumsallığın ilk oluşumundan günümüze kadar ki toplumsal mücadeleler tarihini yeniden okumayı ve anlamlandırmayı gerektirdi. Sonuç olarak, devletçi/ulus-devletçi anlayış yerine; politik ve ahlaki toplumu, yani demokratik komünal toplumu esas alan bir demokratik sosyalist anlayış geliştirildi.

Apocu sosyalizm; klan, kabile ve aşiret gibi toplumsal gelişmenin başından itibaren var olan ahlaki ve politik özellikleri esas alan, bunu günümüzün ‘zamanın ruhuna’ uygun şekilde formüle eden bir inşa ve siyaset tarzıdır.”

‘REDDEDİLEN ŞEY ULUS-DEVLETÇİ YAKLAŞIMDIR’

Önder Apo’nun sosyalizm anlayışının hayali değil, mümkün olacak temelleri olan bir anlayış olduğunu belirten Şanak, sözlerine şöyle devam etti:

“Devletsiz toplum elbette mümkün; ancak günümüz koşullarında tamamen devletsiz bir toplum yaratmayı kısa vadeli bir hedef olarak görmek bir hayal veya maceraperestlik olur. 5 bin yıllık devlet kodlarının bir anda aşılamayacağını, bunun belki de yüzlerce yıllık bir mücadeleyi gerektirdiğini görmek gerekiyor. Bu noktada ‘demokrasiye duyarlı devlet’ formülü geliştirilmiştir.

Asıl reddedilen şey ulus-devletçi yaklaşımdır. Çünkü ulus devlet ideolojik olarak milliyetçi, dinci, cinsiyetçi ve pozitivisttir; eril/ataerkil bir yapıya sahiptir. Son 400 yıllık tarihine baktığımızda, fiziki ve kültürel soykırımlara yol açan bir geçmişi vardır.

Bugün yaşadığımız trajik ve çatışmalı süreçlerin temelinde ulus devletin bu tek tipleştirici, asimile edici ve faşizan karakteri yatar. Geçmişteki sol ve sosyalist hareketler bu sisteme karşı mücadele etti; ama ideolojik olarak onu aşan bir alternatif geliştiremedi, adeta sistemin ‘sol versiyonu’ gibi davranıldı.

Sorunun kaynağı olan bir araçla (devletle) sorunu çözemezsiniz. Başarılı olmak için temel sosyalizm perspektifine uygun araçlar ve örgütlenme modelleri geliştirilmelidir.”

‘KOMÜN, ÖNDER APO’NUN SOSYALİZM ANLAYIŞININ TEMELİDİR’

Önder Apo’nun sosyalizm anlayışının temelini oluşturan komün örgütlenmesinin sosyalist yaşama uygun toplumsal bir örgütlenme olduğunu belirten Şanak, şunları ifade etti: “Komün, hareketin ilk çıkışından beri literatürümüzde olan bir kavramdır; yeni değildir. Ancak yeni manifestoda komüne ‘kilit bir rol’ biçilmiştir.

Komün, sosyalist yaşama uygun, toplumsal örgütlenmenin en temel birimi veya ‘kök hücresi’dir. İlk toplumsallaşma aşamasındaki klanın o yaratıcı özelliklerini taşıyan bir ‘modern klan’ örgütlenmesi diyebiliriz.

Bu, yoktan var edilen bir şey değil; geleneksel olanın modernize edilmesidir. Örneğin, 60'lı ve 70'li yıllarda kapitalizmin ve devlet geleneğinin henüz tam nüfuz etmediği köy ortamlarındaki yaşam biçimi aslında komünaldi.

Özellikle Alevi toplumunda bu komünal yaşam değerleri daha belirgindi. Birisi hastalandığında köyün seferber olması, yeni evlenen birine hep birlikte ev yapılması veya imece usulüyle hayvan verilerek o kişinin geçiminin sağlanması kolektif bir dayanışmaydı. Biz bu dayanışmacı ruhu yeniden açığa çıkarmayı hedefliyoruz.

İnsanın insanın kurdu olmadığını, bu durumun yapay bir yönlendirmeyle oluşturulduğunu biliyoruz. Önderliğin dediği gibi ‘tarih şimdidir’, yani yaşadığımız her şey tarihin birikimidir. Olumsuzluklarımızı bir hastalık gibi tahlil edip çözüm üretmeliyiz.

Komün dediğimiz olay, toplumsal bir ‘kök hücre tedavisi’ dir. Kapitalizmin merkezinde, örneğin İstanbul'da, dirençli eşitlik ve özgürlük adacıkları (komünler) yaratarak bu alanı genişletmeyi amaçlıyoruz.”

‘KOMÜNLER YATAY ÖRGÜTLENME MODELLERİDİR’

Bugün yeniden planlanan komün anlayışının ERNK modeli gibi olmadığına, onunla ideolojik, örgütsel benzerlikler taşısa da komün örgütlenmesinin yatay bir örgütlenme modeli olduğuna dikkat çeken Şanak, şunları belirtti:

“Tam olarak ERNK modelinin güncellenmiş halidir diyemeyiz. Bazı ideolojik ve örgütsel benzerlikler taşısa da onu aşan yanları vardır. ERNK modeli, o dönemdeki ulus-devletçi perspektifle daha hiyerarşik bir model olarak geliştirilmişti.

Evet, daha yatay bir örgütlenme. Mahallelerde insanlar bir araya gelerek toplumsal dayanışma ağları kurmalı. Uyuşturucudan ekonomik geçim sorunlarına, göçle gelen sorunlardan dil ve kültür asimilasyonuna kadar her konu bu komünlerde tartışılmalı.

Sistemin asimilasyon politikasına karşı dilimizi ve kültürümüzü sahiplenmek, ‘kendimiz olmak’ için eğitimden ekonomiye, sosyal yaşamdan ekolojiye kadar her alanda mekanizmalar ve çözümler geliştirmeliyiz. Komün, özü itibarıyla bu tarz bir toplumsal örgütlenmedir.”


’BİZ SINIFLARI REDDETMİYORUZ, BU ROLÜN ABARTILMAMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ’

Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin ve Önder Apo’nun sınıflı toplumları yok saydığına dair iddialara da cevap veren Musa Şanak, sınıflı toplumların reddedilmediğini ancak insanlık tarihinin uzun bir döneminin devlet öncesi toplumlar tarihi olduğunu belirterek şöyle devam etti:

“İnsanlık tarihinin yüzde 98'i sınıfsız, kentleşme ve devlet öncesi tarihtir. Bu uzun dönem, birey ve toplum özgürlüğünün dengede olduğu, insanın doğayla uyum içinde yaşadığı ahlaki ve politik bir tarihtir. Sınıflar, tarihin çok sonraki bir aşamasında ortaya çıkmıştır. Sınıflaşma ve devletleşme genellikle Sümer ile başlatılır.

Ancak bu aşamadan sonra bile insanlık tarihi sadece sınıflar tarihi değildir; devletçi sisteme karşı direnen doğal toplumlar, aşiretler ve inanç grupları varlığını korumuştur.

Biz sınıfları reddetmiyoruz; sınıfsal mücadelenin tarihsel gelişimdeki rolünü kabul ediyoruz. Ancak bu rolün abartılmaması ve tek belirleyici olarak görülmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Mücadele özünde bir ‘insanlaşma’ mücadelesidir.

Sınıf mücadelesi içinde yer alanlar da bir ‘sınıf intiharı’ yaşayarak ahlaki ve politik topluma, yani özüne dönmediği sürece toplumsal mücadeleye niteliksel bir katkı sunamazlar.”

Şanak, sözlerini “Bu vesileyle özgürlük için emek veren herkesin 1 Mayıs’ını şimdiden kutlarım” diyerek bitirdi.

Musa Şanak kimdir?

1993’te gözaltına alınan ve Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) tarafından müebbet hapis cezasına çarptırılan Musa Şanak, 2023 yılında, 59 yaşında cezaevinden tahliye edildi.

Şanak’ın Kenbaz ve Nosên Tenêtiyê adlı iki Kürtçe şiir kitabı bulunuyor.