2026 yılı için asgari ücret belirleme süreci başlıyor. Net asgari ücret şu anda 22 bin 104 TL. Hükümet ve işveren tarafı yüzde 20–30 bandında artış öngörüyor; bu da yeni ücretin 26 bin TL ile 30 bin TL arasında olacağı beklentisini doğuruyor.
Aralık ayının ilk haftasında toplanacak Asgari Ücret Tespit Komisyonu, kararını ay sonunda açıklayacak. Ancak işçi temsilcileri bu oranların yetersiz olduğunu vurguluyor.
DEM Parti Emek Komisyonu Eşsözcüsü Mehmet Bozgeyik, mevcut komisyon yapısının demokratikleştirilmesi gerektiğini ve yüzde 25 civarındaki artışın açlık sınırının altında kalacağını söyledi.
BİRTEKSEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, hükümetin emeği ucuzlatma politikasıyla ücretleri reel olarak düşürdüğünü; işçilerin ise son birkaç yılda enflasyon karşısında ve düşük zamlarla oluşan kayıpları telafi edebilmek için bile en az yüzde 100’ün üzerinde bir zam istediğini, ancak sendikal bürokrasinin de talebi bastırdığını belirtti.
Dev-Yapı-İş Sendikası Genel Sekreteri Nihat Demir ise asgari ücretin işçilerin yaşamını sürdürülemez hale getirdiğini, barınma ve gıda giderlerinin çok yüksek olduğunu, bu nedenle toplumun sendikalarla birlikte omuz omuza mücadele etmesi gerektiğini vurguladı.
‘KOMİSYONUN DEMOKRATİKLEŞTİRİLMESİ LAZIM’
DEM Parti Emek Komisyonu Eşsözcüsü Mehmet Bozgeyik, asgari ücret tartışmalarına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Asgari ücretin belirlenme süreci uzun süredir tartışılıyor. Mevcut bütçeden işçilere yeterince pay ayrılmadığı için sorunlar devam ediyor. 2026’da yeniden değerlendirme oranı yüzde 25 öngörülüyor. Bu artış, açlık sınırının altında kalacak gibi görünüyor.
Öncelikle asgari ücret tespit komisyonunun demokratikleştirilmesi gerekiyor. Şu an beş işveren, beş hükümet, beş de Türk-İş temsilcisi var. Çoğunluk işveren ve hükümette olduğu için onların öngördüğü rakam çıkıyor. Bakanın hükümet temsilcisini bire indirme önerisi olsa bile çoğunluk yine onlarda.
Türk-İş dışında Hak-İş ve diğer konfederasyonlar da var. Biz yapının demokratikleştirilmesini, katılımcı ve şeffaf olmasını, bilimsel ölçütlere dayanmasını talep ediyoruz. Çünkü Türkiye’de asgari ücret, ortalama ücret haline geldi. Avrupa’da bağımsız bir ücretken burada çalışanların yüzde 50-60’ı asgari ücretle çalışıyor.”
EKMEK VE BARIŞ İÇİN BÜTÇE KAMPANYASI
Bozgeyik, DEM Parti’nin bütçe çalışmaları ve taleplerini de açıkladı: “Türkiye’de yüksek enflasyon, yoksulluğun artışı ve TL’deki değer kaybı nedeniyle 2026’daki asgari ücret belirleme süreci daha da önem taşıyor. Bu yüzden DEM Parti olarak ‘Ekmek ve Barış için Bütçe’ kapsamında bir çalışma başlattık. 14 Aralık’ta sona erecek ve dört koldan Ankara’ya yürüyüşümüz olacak.
Amacımız, kaynakların sermayeye, silahlanmaya, faize değil; emekçilere, asgari ücretlilere, kadınlara, esnafa, gençlere, engellilere ve öğrencilere ayrılması. Bugün yoksulluk endeksi 96 bin TL’ye ulaştı. Bir ailede iki kişi çalışıyorsa haneye giren ücretin en az yoksulluk sınırının üzerinde olması gerekiyor. Bu nedenle asgari ücretin en az yoksulluk sınırının yarısına, yani 46 bin liraya yükseltilmesini talep ediyoruz.
Ayrıca yılda iki kez artış yapılmasını ve üç ayda bir enflasyon oranında güncellenmesini istiyoruz. Bu mücadeleyi sendikalar ve emekçilerle birlikte yürütmek istiyoruz.”
‘YÜZDE 20’LER DÜZEYİNDE BİR ZAM, KAYIPLARI TELAFİ ETMEZ’
BİRTEKSEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, asgari ücret tartışmalarına ilişkin şu değerlendirmelerde bulunarak hükümetin politikalarının işçilerin ücretlerini reel olarak sürekli düşürdüğünü söyledi:
“Asgari ücret için yüzde 20-25 bandında tartışma uzun süredir gündemde. Bu oran hem uluslararası finans çevrelerinin telaffuz ettiği rakam hem de hükümetin TÜİK enflasyonunun bile altında bir zamla ücretleri daha da düşürme planının göstergesi. Son birkaç yıldır yapılan zamlar hep gerçek enflasyonun altında kaldı. Geçen yıl TÜİK enflasyonunun bile altında bir artış yapıldı. Kamu işçilerine, memurlara ve emekçilere verilen zamlar da aynı şekilde enflasyonun altında kaldı.
Bugün Türkiye tarihinin en düşük reel ücretleriyle karşı karşıyayız. Yüzde yirmiler düzeyinde bir zam, mevcut ücretlerin kayıplarını telafi etmeye bile yetmez. Önümüzdeki yıl asgari ücretten başlayarak bütün ücretler daha da eriyecek ve emek daha da ucuzlatılacak.”
‘AMAÇ, ÜCRETLERİ BASKILAYIP EMEĞİ UCUZLATMAK’
Türkmen, hükümetin ekonomi politikalarının emeği değersizleştirmeyi hedeflediğini belirterek şöyle devam etti:
“Mehmet Şimşek programıyla birlikte hükümetin yöntemi, ücretleri baskılamak ve emeği ucuzlatmak. Asgari ücrete yapılan zam, sadece asgari ücretlileri değil, milyonlarca işçiyi doğrudan etkiliyor. Bu zamlar, bütün ücretleri enflasyon karşısında daha da eritiyor ve yoksulluğun, sefaletin artmasına yol açıyor.
İşçiler aslında son birkaç yılda enflasyon karşısında ve düşük zamlarla oluşan kayıpları telafi edebilmek için bile en az yüzde 100’ün üzerinde bir zam olması gerektiğini düşünüyor. Ancak bunun gerçekleşebilir olmadığını düşündükleri için yüzde 50-60 gibi mütevazı talepler dile getiriliyor. Fakat bu taleplerin bile karşılanmayacağı görülüyor. Bu durum, işçilerde kabullenilmişlik yaratıyor.
Tek başına bir işçinin umutsuz düşünmesi anlaşılır; ama sendikaların ve emek örgütlerinin de bu gerçekliğe teslim olması kabul edilemez. Türk-İş’in ‘Masada yer almayacağız’ açıklaması, sendikal bürokrasinin iktidarın düşük ücret politikasını kabullendiğini gösteriyor.”
‘MÜCADELEYİ ÖRGÜTLEMEK ŞART’
Mehmet Türkmen, asgari ücretin toplu iş sözleşmeleri açısından belirleyici olduğunu vurgulayarak mücadele çağrısı yaptı:
“Asgari ücret, Türkiye’de en büyük toplu iş sözleşmesidir. Yapılacak zam, işçilerin, emeklilerin ve memurların ücretlerini de belirler. Bu nedenle mücadeleci sendikaların, emek örgütlerinin ve işçilerin ayağa kalkması gerekiyor.
Gebze Sendikalar Birliği’nin yürüyüşü önemliydi; Çorlu’da benzer bir örnek çıktı. Biz işçi toplantılarına başladık, Antep’te de diğer sendikalarla görüşerek aralık sonunda büyük bir yürüyüş örgütlemeyi düşünüyoruz. Bildiri dağıtımları ve toplantılar yapıyoruz.
Ancak sınırlı üye sayısına sahip sendikaların çabasıyla tablo değişmez. On binlerce, yüz binlerce üyesi olan sendikaların işçileri seferber etmesi gerekiyor. Bu mücadeleyi örgütlemek şart.”
SENDİKALARI HAREKETE GEÇİRMEK VE ZORLAMAK GEREKİYOR
Türkmen, Türk-İş Başkanı Ergün Atalay’ın açıklamalarını da sert sözlerle eleştirerek şunları söyledi:
“Ergün Atalay ‘Bizim üyelerimiz asgari ücretle çalışmıyor’ demişti geçmişte. Bu, işçi sınıfıyla alay etmektir. Üyeleri asgari ücretle çalışmasa bile yapılacak zam, bütün ücretleri etkiler. Kıdem tazminatının tavanı bile asgari ücrete göre belirleniyor. Bunu bilmiyor olamaz; işçileri aptal yerine koyuyor.
Patronlar da aynı şekilde, ‘Devlet bu kadar verdi, ben fazlasını veremem’ diyor. Bu ihanete karşı hesap soracak bir işçi hareketi olmadığı için rahat davranıyorlar. Asgari ücret meselesini mücadele konusu yapmayan, örgütlü gücünü seferber etmeyen sendikacılar hem kendi üyelerine hem de bütün sınıfa ihanet ediyor. Bu nedenle sendikaları harekete geçirmek ve zorlamak gerekiyor.”
‘150 BİN BİLE OLSA ENFLASYON SÜREKLİ DEĞİŞİYOR’
DİSK’e bağlı Dev-Yapı-İş Sendikası Genel Sekreteri Nihat Demir de asgari ücret tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Demir, mevcut ekonomik koşulların işçilerin yaşamını sürdürülemez hale getirdiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Asgari ücretle geçinebilen biri varsa gelsin topluma anlatsın. Yüzde yüz artış yapılsa bile bir kişi kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyor. İki çocuklu, üç çocuklu aileleri bırakın, tek kişinin bile ihtiyaçları karşılanmıyor. Kiralara baktığımızda, asgari ücretin iki katı en kötü evler için isteniyor. Peki, bu insan ne yiyecek, nasıl evine ekmek götürecek, çocuğunu okula nasıl gönderecek?
DİSK’in uzun süredir sürdürdüğü ‘Gelirde Adalet, Vergide Adalet’ kampanyası bu noktada önem taşıyor. Ancak birçok kurum hâlâ TÜİK verilerini baz alıyor. Oysa bunların toplumda, pazarda, çarşıda, evde karşılığı yok. Asgari ücret için yüz bin ya da yüz elli bin denilse bile gerçeği yok; çünkü fiyatlar ve enflasyon sürekli değişiyor. Ne mazot alınabiliyor ne kira ödenebiliyor ne mutfak ihtiyacı karşılanabiliyor. Bu nedenle asgari ücretin yılda bir kez belirlenmesi mümkün değil; sürekli güncellenmesi gerekiyor.”
‘SÜREKLİ HAK GASPLARI YAŞANIYOR’
Demir, işçilerin yaşadığı ağır koşullara ve hak kayıplarına da dikkat çekerek “Bu ülkenin değerlerini yaratanlar emekçilerdir. Binlerce inşaat var, alacaklara konforlu bir hayat sunuyor ama onu yapan işçiler en kötü odalarda, evlerde ve barakalarda kalıyor. Yolları emekleriyle yapıyorlar ama karşılığını alamıyorlar. Deprem bölgesinde inşaat işçilerinin maaşları 2-3 ay geriden geliyor. İşçiler sürekli hak kaybı yaşıyor; iş cinayetleri ve kazalar artıyor. Çünkü geçinemiyorlar ve uzun saatler çalışıyorlar. Bu yorgunluk ve bitkinlik, kazalara yol açıyor.
Asgari ücretin bu düzeyde olması işçiyi daha da zorluyor. Yüzde 25 değil; yüzde 100 artış yapılsa bile işçinin ya da çocuğunun taleplerini karşılamayacak. İktidardan bir şey beklemek doğru değil. Toplumun büyük kesimi, muhalefetiyle ve sendikalarıyla el ele vererek mücadele etmeli” dedi.
‘DEMOKRASİ, ÖZGÜRLÜK VE EŞİTLİK SORUNU VAR’
Nihat Demir, ekonomik sorunların ötesinde demokrasi ve özgürlük eksikliğine de işaret ederek, “Maalesef ülkede uzun yıllardır demokrasi, özgürlük ve eşitlik sorunu var. Son bir yılda barış süreci olmasaydı, çok daha ağır tablolarla karşılaşacaktık. Çünkü savaş politikalarının faturası toplumun sırtına yükleniyor. Erdoğan’ın ‘Bir mermi bin TL’ sözünü hatırlayın. Bu nedenle barışın desteklenmesi gerekiyor.
İşçilerin, emekçilerin ve toplumun bütün etnik kimliklerle, bütün halklarla eşit ve özgürce yaşaması şart. Böyle bir ortam ülkeyi ileriye taşıyacaktır diye umuyorum” diye konuştu.