Av. Salerni: Öcalan’ın çözüm perspektifi uluslararası hukuka katkı sağlıyor

Önder Apo’nun çözüm perspektifinin aynı zamanda uluslararası hukuka katkı sağladığını vurgulayan Avukat Arturo Salerni, “Yasal bir hak olan umut hakkı uygulanmalı ve Öcalan özgür bırakılmalı. Onun özgürlüğü, barış ve demokrasi yolunu açar” dedi.

İmralı Yüksek Güvenlikli Ada Hapishanesinde yaklaşık 27 yıldır ağır tecrit koşullarında tutulan Önder Apo’nun maruz kaldığı hukuksuzluğa karşı uluslararası alanda mücadele eden isimlerden biri de İtalyan Avukat Arturo Salerni. Önder Apo’nun İtalyan Avukatı Salerni, Kürt sorununun demokratik çözümüne dönük devam eden “Barış ve Demokratik Toplum” sürecini ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin umut hakkına ilişkin kararını ANF’ye değerlendirdi.

‘AĞIR KOŞULLARA RAĞMEN TEMEL AKTÖR OLMA GÜCÜNÜ KORUDU’

Önder Apo’nun Kürt halkının lideri olarak oynadığı rolden kaynaklı Roma Mahkemesi’nin kararıyla İtalya’da siyasi sığınma hakkına sahip olduğunu hatırlatan Av. Arturo Salerni, “Bu karara rağmen, Başkan Öcalan, 26 yılı aşkın bir süredir ağır koşullarda tutuklu bulunuyor. Öcalan hâlâ insanlık dışı koşullarda çok uzun bir tutukluluk yaşıyor. İçinde olduğu koşullar, Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) müdahalesiyle kısmen yumuşatıldı. Tüm bu ağır koşullara rağmen Başkan Öcalan’ın figürü, Türkiye’de Kürt meselesinin siyasi çözümü için müzakere edilebilecek bir çerçeveyi tanımlamada hâlâ merkezi bir konumda.

Bu tablo içinde, Öcalan’ın PKK’nin silahlı eylemlerine son verilmesine ilişkin ortaya koyduğu belirleyici rol ve gerillanın silahsızlanmasına yönelik işaretleri ile Türkiye’de siyasi bir çözüm için diyalog açılması gerekliliği de yer alıyor. Öcalan’ın diyalogdan yana tavrı, sadece Türkiye’yi değil, başta Kürtlerin yaşadığı ülkeler olmak üzere bütün Ortadoğu’yu kapsıyor” dedi.

‘SÜRECİN BAŞARISI HERKESİN ÇIKARINA’

Önder Apo’nun ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımlar karşısında, Türk hükümetinin buna nasıl bir karşılık vereceğinin hala netleşmediğini vurgulayan Av. Arturo Salerni, “Gerçekten arzu ettiğimiz gibi, bu süreç bir müzakere masasına, barışa ve yeni bir demokratik ufka yönelik bir yolun belirlenmesine vesile olacak mı, yoksa her şey olduğu gibi devam mı edecek? Bunu hala net bir şekilde göremiyoruz.

Türkiye kanadından gelen önemli ve anlamlı siyasi açıklamalar var, fakat henüz bu sürece dair belirleyici, hatta başlangıç niteliğinde somut bir adım yok. Bu sürecin sadece Kürtlerin ve Türk toplumunun değil, bu senaryonun içinde yaşayan herkesin çıkarına olduğunu düşünüyorum. Akdeniz ülkesi olarak İtalya da bu senaryonun içindedir” diye ekledi.

‘MÜZAKERE ÇERCEVESİ RESMİ OLARAK TANIMLANMALI’

Sürecin başarısı için bundan sonra adım atması gerekenin Türk devleti olduğunu kaydeden Av. Salerni, devamla şunları belirtti: “Artık her şeyden önce bir müzakere çerçevesinin resmi olarak tanımlanması, yani tarafların bir araya gelip birbirlerinin görüşlerini dinlediği ve yapıcı bir ruhla çözüm aradığı gerçek bir müzakere masasının oluşturulması gerekmektedir. Kürt tarafının ortaya koyduğu somut iradenin ve eylemlerin üzerinden aylar geçmesine rağmen, Türk devleti hala bu yasal çerçeveyi oluşturmuş değil.

‘ÖCALAN’IN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN BASKI KURMALIYIZ’

Türk devletinin tutumu böyle devam ederse, Avrupa’da yaşayan biz Kürt halkının dostlarının, Türk devletine adım attırmak için kendi hükümetlerimiz üzerinde bir baskı yapmamız gerektiğine inanıyorum. Bu şekilde Avrupa hükümetleri ve Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin hükümetleri de Türkiye’ye karşı etkili bir baskı uygulasın ki barış süreci durmasın, burada tıkanmasın ve geriye gitmesin. Hepimiz, tüm demokratik kamuoyunu ve hükümetleri harekete geçirmeliyiz; çünkü herkesin çıkarına olan, Kürt meselesinin bir çözüme kavuşmasıdır. Ve bir çözüme ulaşmak için müzakere sürecinin devam etmesi gerekir. Müzakerenin devam etmesi için ise, bugün Kürt halkının başlıca temsilcisi olan Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşması ve onun siyasi bir liderlik tanınması gerekmektedir. Öcalan hâlâ İmralı Cezaevi’nde kabul edilemez koşullarda tutulmaktadır.

Bu nedenle Türkiye’nin, Öcalan’ı gerçekten müzakere masasında yer alabilecek koşullara kavuşturması için bütün baskıların yapılması gerekiyor. Böylece tüm tarafların – ve öncelikle Türk hükümetinin – olumlu bir ruhla katıldığı bir müzakere masası kurulur ve barış ile demokrasiye dair bir çözüm yolu sağlanmış olur.”

‘UMUT HAKKI UYGULANMALI’

Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu’nun Umut Hakkı’na dönük kararına da değinen Av. Arturo Salerni, “Herhangi bir perspektif olmaksızın verilen müebbet hapis cezası, Türkiye’nin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle ve dolayısıyla Avrupa Konseyi’nin yargısal organlarının kararlarına aykırı ve onunla çelişmektedir. Bu nedenle umut hakkının uygulanması, yani Öcalan’ın ömür boyu hapis cezasından çıkmasına yönelik bir perspektifin ortaya konulması, gerçekten doğrudan diyalog sürecinin başlatmak ve tarafların iyi niyetle masaya oturup bir çözüm araması gerekli ve temel bir unsurdur.

Abdullah Öcalan’ı ömür boyu bir rehine gibi tutmak, bu siyasi ve demokratik müzakerenin başlamasına ve gelişmesine kesinlikle yardımcı olmamaktadır” diye kaydetti.

‘ÖCALAN’IN PERSPEKTİFİ ULUSLARARASI HUKUKA KATKI SUNUYOR’

Önder Apo’nun Kürt sorununun çözümüne dönük ortaya koyduğu perspektifin aynı zamanda uluslararası hukukla uyumlu ve ona katkı sunacak bir boyutta olduğunu ifade eden Av. Arturo Salerni, şunlara dikkat çekti: “Uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri, halkların kendi kaderini tayin etme hakkıdır. Başkan Öcalan’ın teşvik ettiği çözüm, mevcut sınırların veya mevcut devlet yapıların kırılması değil; aksine devletlerin içinde bir çözüm arayışıdır. Türkiye’de nüfus açısından çok önemli bir Kürt varlığı var ve politik taleplerden önce kültürel talepler bakımından güçlü bir görünürlük söz konusudur.

Bu nedenle uluslararası hukuk açısından bugün Türkiye’de ortaya çıkması umulan çözüm, yalnızca yürürlükteki uluslararası hukukun ilkelerine uygun olmakla kalmayıp, aynı zamanda bunların olumlu yönde gelişmesine de katkı sağlayacak niteliktedir. Çünkü Öcalan’ın sunduğu ve Türkiye’deki bazı hükümet çevrelerinde karşılık bulan bu çözüm, özgün bir çözüm modeli öngörmektedir.”