İmralı Yüksek Güvenlikli Ada Hapishanesi’nde 27 yıldır ağır tecrit koşullarında tutulan Önder Apo’nun maruz kaldığı hukuksuzluğa karşı uluslararası alanda mücadele eden isimlerden biri de İtalyan Avukat Arturo Salerni. Önder Apo’nun avukatlığını da yapan Salerni “umut hakkı”na ve devam eden Barış ve Demokratik Toplum sürecine ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.
‘UMUT HAKKI LÜTUF DEĞİL TEMEL BİR HAKTIR’
“Umut hakkı”nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden doğan temel bir hak olduğunu ifade eden Avukat Salerni, şunları hatırlattı: “AİHM’nin İngiltere aleyhine verdiği yakın tarihli bir karar da bulunmaktadır. Birçok Avrupa ülkesinin anayasal düzeninde de yer alan bir ilkedir. Umut hakkı, herkesin, hatta müebbet hapis cezasına, yani ağırlaştırılmış ömür boyu hapse mahkum edilmiş bir kişinin bile kendisini cezaevinden çıkarabilecek bir süreci görebilme imkanına sahip olması demektir.
Bir mahkumun davranışları, işlediği suç ya da toplumla ilişkilerinden bağımsız biçimde tamamen umutsuz bir infaz rejimine tabi tutulması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında “insanlık dışı ve aşağılayıcı bir muamele” olarak değerlendirilmektedir. AİHM de bu yönde karar vermiştir.”
‘ÖCALAN İÇİN UMUT HAKKI HAYATA GEÇİRİLMELİ’
Önder Apo’nun durumunun ise sıradan bir adli vakadan farklı olduğunu ifade eden Salerni, burada bir siyasi tutuklu ve aynı zamanda Kürt halkının önemli bir siyasi temsilcisinin söz konusu olduğunu kaydetti. Önder Apo’nun 27 yıldır ağır koşullar altında tutulduğunu hatırlatan Salerni, “Bu koşullar CPT tarafından da defalarca gündeme getirilmiştir. Öcalan’ın hem kaldığı süre hem de son derece ağır ceza evi koşulları dikkate alındığında, bu mesele siyasi ve toplumsal nitelikte bir diyalog çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Nitekim Öcalan da Türkiye içindeki Kürt halkının siyasi temsilcisi ve özellikle en üst düzey siyasi temsilcisi olarak böyle bir diyaloğu defalarca talep etmiştir. Bugün ise bu yaklaşım, Türk devleti içinde de bazı karşılıklar bulmaya başlamıştır” dedi.
‘NİHAİ HEDEF ÖZGÜRLÜĞÜ OLMALI’
Önder Apo’nun yıllardır Kürt sorununun demokratik çözümü için müzakere çağrısı yaptığına ve bugün Türkiye siyasi çevrelerinde de onu muhatap olarak değerlendiren yaklaşımların ortaya çıkmaya başladığına dikkat çeken Salerni, bu durumun önemli bir kırılma noktası olduğunu belirtti.
Salerni, “Öcalan’ın umut hakkına sahip olabilmesi için hukuki zeminde yeni adımlar atılması gerekir. Bu çerçevede, ağır tecrit yerine ilk etapta cezaevi dışındaki denetimli özgürlük modelleri gündeme gelebilmeli. Ama nihai hedef tam özgürlüğü olmalı. Türkiye’deki demokrasi alanlarının genişletilmesi ve Kürt sorunun çözümüne ilişkin devam eden süreç ile Abdullah Öcalan’ın umut hakkı birbirinden ayrı başlıklar değil. Bu durumlar iç içe geçmiş ve birbirini besleyen temel unsurlardır” diye konuştu.
‘ABDULLAH ÖCALAN’IN STATÜSÜ SÜRECİN GELECEĞİ AÇISINDAN BELİRLEYİCİ’
Önder Apo’nun siyasi rolünün yasal statüye kavuşmasının çözüm sürecinin ilerlemesi açısından belirleyici olacağını vurgulayan Salerni, devamla şunlara dikkat çekti:
“Öcalan öncülüğünde başlatılan son süreç önemli, Kürt tarafında önemli adımlar atılsa da süreç istenildiği gibi ilerlemiyor. Herkesin çıkarına olan bu diyalog sürecinin ilerletilmesi; bu da Öcalan’ın siyasi ve hukuki olarak süreçteki rolünün belirlenmesiyle mümkün. Çünkü Öcalan, sahip olduğu deneyimi, siyasi kimliği, halk nezdindeki popülaritesi ve gördüğü toplumsal meşruiyet sayesinde bir barış müzakeresini başarıya ulaştırabilecek en güçlü siyasi aktördür. Bu nedenle Kürt siyasi toplumunun en ileri görüşlü kesimleri de izlenmesi gereken yolun bu olduğunu düşünmektedir.
Muhtemelen bu konuda bazı dirençler var. Ancak barışçıl, demokratik ve halkların haklarını koruyan bir gelecek için mücadele eden herkes bugün bu sürecin ilerlemesi için çaba göstermelidir. Bu durum böyle devam edemez; Öcalan’a yönelik ağır tutukluluk koşulları belirsiz bir süre boyunca uzatılamaz.
Her ne kadar bazı açılımlar ve daha önce mümkün olmayan görüşme imkanları ortaya çıkmış olsa da bazı adımların atıldığı doğru olsa da bunlar hala yetersizdir.”
‘UMUT HAKKININ TANINMASI BÖLGE İÇİN TARİHSEL BİR GELİŞME OLUR’
Ortadoğu’daki savaş ve çatışma ortamı düşünüldüğünde Önder Apo’nun öncülüğünü yaptığı sürecin tarihsel bir önem taşıdığını dile getiren Arturo Salerni, “Kürt halkını ilgilendiren bölgelerde siyasi çözümün sağlanması hem Türkiye hem de bölge açısından kritik bir öneme sahip. Bu nedenle Öcalan’ın tutukluluk koşullarının hafifletilmesi, mahkum statüsünün aşılması ve dolayısıyla onun açısından umut hakkının somut biçimde hayata geçirilmesi, bugün hem insani hem hukuki hem de siyasi bir meseledir. Hatta esas olarak siyasi bir meseledir. Bunun tarihsel önemde bir gelişme olacağını söyleyebilirim” diye kaydetti.
‘MANDELA ÖRNEĞİ YOL GÖSTERİYOR’
Avrupa’daki çeşitli hukuk çevreleri ve komitelerin de Önder Apo’nun doğrudan müzakere süreçlerine katılması gerektiğini savunduğunu belirten Salerni, şunları aktardı: “Bu, radikal bir talep olarak değerlendirilmemeli. Tam tersine, bu talep belirli bir kişinin oynadığı rolden, olumlu bir sonuca ulaşma iradesinden ve giderek derinleşmesi gereken diyaloğun önündeki engellerin aşılması ihtiyacından doğan somut bir taleptir. Uluslararası örnekler elimizde mevcuttur. En önemli örnek, Nelson Mandela’nın Güney Afrika’daki Apartheid rejiminin sona erdirilmesine götüren süreçlerde oynadığı rol ve gösterdiği liderliktir.
Mandela uzun yıllar boyunca tutukluydu; silahlı mücadele ve silahlı direniş biçimlerini uygulamış ve o ülkedeki bu mücadelenin kurucularından biri olmuştu. Uzun süren tutukluluk döneminin ardından, bu durumun sona erdirilmesi için uluslararası baskı gelişti. Ve bu sürecin doruk noktası ancak tarafların doğrudan, yüz yüze görüşmesi olabilirdi. Öyle de oldu.
Bu nedenle, Öcalan da hukuki ve siyasi statüsü belirlenerek bu sürecin merkezinde yer almalı. Bu katılım yalnızca insani nedenlerle değil, aynı zamanda müzakerelerin olumlu bir çözüme ulaşması için en somut imkanları sağlayabilecek kişi olması nedeniyle gereklidir.”
‘AVRUPALI HUKUKÇULARIN TEMEL TALEBİ, ÖCALAN’IN ÖZGÜRLÜĞÜ’
Avrupa’daki hukukçular ve Önder Apo’nun avukatları olarak temel taleplerinin özgürlük olduğunun altını çizen Salerni, şunları ifade etti: “Bugün artık Öcalan’ın özgürlüğünün önünde hiçbir engel kalmadığına inanıyoruz. Az önce de söylediğim gibi, böyle bir sürecin müzakerelere katılımı mümkün kılacak bir ara aşama aracılığıyla inşa edilebileceğini düşünüyorum. Bu da cezaevi dışında uygulanacak bir tür denetimli özgürlük biçimi olabilir; yani sanırım bütün ceza infaz sistemlerinde bulunan, tam tutukluluk halinden aşamalı olarak özgürlüğe geçişi sağlayan bir süreçten söz ediyorum.
Bugün belki de Öcalan için denetimli bir serbestlik döneminin zamanı gelmiştir; yani belirli kontrollerin bulunduğu, mevcut İmralı Adası’ndaki tutukluluk koşullarına kıyasla çok daha hafifletilmiş bir durumdan söz ediyoruz. Çünkü bu tutukluluk yalnızca kabul edilemez sertlik, ağır koşullar ve tecrit unsurları taşımakla kalmıyor, aynı zamanda artık herkes -karşı taraf da dahil olmak üzere- tarafından siyasi bir hareketin temsilcisi olarak kabul edilen bir kişi açısından nesnel olarak fazla uzun sürmüş durumdadır.”
‘ÖZGÜRLÜĞÜ HERKESİN ÇIKARINADIR’
Mevcut koşullarda Önder Apo’nun sürece aktif ve verimli biçimde katılmasının zor olduğunu kaydeden Avukat Salerni, sözlerini şöyle tamamladı: “Açıktır ki mevcut tutukluluk koşulları altında, müzakerelere aktif ve verimli biçimde katılmak çok daha zordur. Hepimizin çıkarı, Türkiye’de Kürt siyasi hareketinin temsilcilerinin de katılımıyla barışçıl ve demokratik bir çözümün gerçekleşmesidir. Bu nedenle Öcalan’ın bu süreçte öncü bir rol üstlenmesini merkezi önemde görüyoruz. Ve onun böyle bir rol oynayabilmesi için mevcut tutukluluk durumunun en kısa sürede sona ermesi gerekmektedir.
Bu yalnızca insani bir mesele ya da hukuki uygarlık meselesi değildir; aynı zamanda herkesin ortak çıkarını ilgilendiren bir konudur. Bugün Türkiye’de yürütülen müzakerelerde gündemde olan böylesine hassas bir meselenin çözümüne yönelik uluslararası bir ortak çıkar söz konusudur.”