Bakırhan 'Barış İzleme ve Takip Kurulu' önerdi
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis çatısı altında “Barış İzleme ve Takip Kurulu” önerdi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis çatısı altında “Barış İzleme ve Takip Kurulu” önerdi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında konuştu.
Meclis’te düzenlenen toplantıda Trendyol 1'inci Ligi'nden Trendyol Süper Ligi'ne yükselen Amedspor ve Erzurumspor'u tebrik eden Bakırhan, yıldönümü dolayısıyla Dersîm Tertelesi’ni de andı. Bakırhan, devleti Seyîd Riza ve arkadaşlarının mezar yerlerini açıklamaya ve katliamdan dolayı özür dilemeye çağırdı.
EN RASYONEL YOL, DOST ÇOĞALTMAK
Bakırhan, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler (BM) Engelliler Bildirgesi'ne imza attığını da hatırlatırken engellilerin Amed'te düzenledikleri Engelliler Onur Yürüyüşü'ne dikkat çekerek, engellilerin taleplerinin yerine getirilmesi için mücadele edeceklerini vurguladı.
İran’daki savaşla birlikte yaşanan küresel ekonomik sarsıntılara işaret eden Bakırhan, faturanın yine yoksulların, işçi ve emekçilerin sırtına bindirildiğine dikkat çekti.
Türkiye açısından en rasyonel yolun “dostlarını çoğaltmak ve düşmanlarını azaltmak” olduğunu ifade eden Bakırhan, “Kürt jeopolitiği bir risk değil, bir fırsat olarak görülmelidir. Korkuları değil, ortaklıkları çoğaltarak birlikte kazanabiliriz, birlikte büyüyebiliriz. Eşit yurttaşlık, demokrasi ve barış temelinde kurulacak yeni birliktelik yalnızca içeride değil, bölgede de Türkiye'yi stratejik bir güç haline getirir” dedi.
BARIŞ İÇİN TÜM ŞARTLAR UYGUN
“Bugün barış için tüm şartlar uygundur” diyen Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ama ne yazık ki temel sorun siyasetsizliktir. Esnaf soruyor, asker annesi soruyor, cezaevindeki tutsak ailesi soruyor, öğrenci soruyor, emekli soruyor. Siyaset neden cesaret edemiyor? İktidar neyi bekliyor diye. Altını önemle çizmek istiyorum. Bu sürecin ciddiyetinin adı hukuktur. Süreci ciddiye alan onu hukuka bağlar. Barış bir tohumsa hukuk onun toprağıdır. Toprağı olmayan bir yerde tohum yeşerir mi?
SİLAH BIRAKMA, HUKUKA AÇILAN KAPI OLMALI
Bu çerçevede bir diğer önemli konu sıkça ifade edilen teyit ve tespit meselesidir. Aylardır tartışılıyor. Tespit ve teyit, hukukun önüne konulan bir duvar değil. Hukuka açılan bir kapı olmalıdır. Çünkü insanlar belirsizliğe dönmez, güvenceye döner. Silahlı bir örgüte 'ülkeye gel, demokratik siyasete dön' dedikten sonra hangi hukukla karşılanacağını da söylemeniz gerekmiyor mu? Gerekiyor değil mi? Nereye gelecek? Gel ama hukuk yok, gel ama yasa yok diyorlar. Devlet, 'Silah bıraksınlar, biz adım atarız' diyor aylardır. PKK, 'yasal zemin olsun, biz bırakırız' diyor. Her ikisinin de kaygısını anlıyoruz.
SİYASET YOL AÇSIN, YASAL ADIMLAR ATILSIN
Biz DEM Parti olarak şunu teklif ediyoruz; Sayın Kurtulmuş, komisyondaki partilerin koordinatörlerini önce bir çağırın. Elimizde müşterek bir belge var, komisyonun hazırlamış olduğu rapor var. Özel yasayı hemen Meclis’e sunalım, bu teklif bir haftada yasallaşsın. Siyaset yol açsın, ülke rahatlasın, yasal adımlar atılsın. Sayın Öcalan’ın sürece katkı sunabileceği, özgür çalışma ve özgür iletişim koşulları oluşturulsun. PKK gereğini yapmazsa o zaman toplum çıksın desin ki; Evet, Kürt tarafı görevini yapmadı.
BİZ BARIŞA İKNAYIZ
Bakın Kürt hareketi, 5 Mayıs’ın yıldönümü vesilesiyle bugün bir açıklama yaptı. Açıklamada aynen şöyle diyor; 'Özgürce demokratik siyasetin yapılacağı, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü sağlayan yasalar çıkarılmış da buna karşı silahları bırakmayız ve gelmeyiz mi demişiz?' diyorlar. Haksızlar mı, değiller. Biz de kamuoyunun önünde söz veriyoruz. Sizin de huzurunuzda söz veriyoruz. Özgür, demokratik siyaset için yasal düzenlemeler yapılırsa ve buna rağmen PKK gereğini yapmazsa söz olsun ilk sözü biz söyleyeceğiz. İlk eleştiriyi biz yapacağız ve bu durumu kabul etmeyeceğiz. Ama söz olsun, bunun gereğini yapmayan iktidarı da eleştireceğiz. Eleştirmeye devam edeceğiz. Örgüt bir niyet ortaya koyar, devlet inisiyatif alır. Dünyanın her yerinde öyledir. Barışın yasasını getirecek kurum iktidardır. Çıkarılacak yer Meclis’tir. Biz barışa ikna olduğumuz için bunları söylüyoruz, bunları konuşuyoruz. Komisyon raporu barış için son söz değil, ilk sözdür. Türkiye’nin tarihi, raflarda unutulmuş raporlarla doludur. İyi güzel raporlar hazırlanıyor ama bir iktidar geliyor, kafası esiyor, onları raflara kaldırıyor. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde böyledir.
BELİRSİZLİK EN BÜYÜK ENGEL
Biz istiyoruz ki bu sefer bu raflarda beklemesin. Kaderi önceki raporlar gibi olmasın. Raporun somut önerileri ortadadır. Daha fazla geciktirmeden gereğini yapalım. Bakın, açık ifade ediyorum. Bugün belirsizlik, barış yönündeki en büyük engeldir. Süreç belirsizlik içinde bırakılırsa herkes kendi korkusunda büyür. Karanlık iç ve dış güçleri aktif hale getirebilir. Biz bugün herkesi sorumluluğa çağırmak için konuşuyoruz. Ortada apaçık ve tarihi bir imkân var. Bunu bekleterek riske atmak siyasi akıl değil, siyasi vebal üretir.
Gemileri karadan yürütme övülenler bugün barışın yasasını Meclis’ten geçiremiyor mu? Kayyım atayanlar kayyımı geri çekemiyor mu? Bunlar süreci enfekte eden, güven erozyonu yaratan adımlardır. Bakın, daha geçen gün Hakkari Belediye Eş Başkanımız Mehmet Sıddık Akış’a çok ağır bir ceza verildi. İstinaf Mahkemesi aslında cezayı bozarak yerel mahkemeye gönderilmesine rağmen, yerel mahkeme istinaf mahkemesinin kararına uymadı. Yine Mardin başta olmak üzere belediyelerin iade edilmemesi sürece olan güveni zedeliyor.
ABDULLAH ÖCALAN’IN DURUMU AÇIK VE NET ÇERÇEVEYE KAVUŞMALI
Bu aşamada sürecin en kritik aktörlerinden biri olan Sayın Abdullah Öcalan’ın hukuki durumunun açık ve net bir çerçeveye kavuşması da büyük önem taşımaktadır. Fiziki koşulların iyileştirilmesi, görüşme ve iletişim imkânlarının genişletilmesi, sürecin sağlıklı ilerlemesi için zorunludur. Hem sürecin baş aktörü hem de hala 12 metrekarelik bir hücrede böylesine 100 yıllık, büyük ve devasa bir sorunun muhatabı olarak 'Gel bu süreci yürütelim' demek doğru mudur? Sayın Öcalan kendisi aynen şöyle diyor: 'Benim tek derdim sorunu çözmektir.' Biz de şahidiz, biz de gördük. 'Statüden kastettiğim şey, çalışma koşullarına sahip olmamdır. Kişisel konfor değil, talebim' dedi. 'İletişimdir' dedi. Herkes çok iyi biliyor ki Sayın Öcalan'ın kişisel konfor isteğine dair bugüne kadar tek bir belirlemesi, tek bir işaret, tek bir sözü olmamıştır. Tek bir derdi var: Başlattığı bu mücadelenin demokratik yasal adımlarla birlikte artık başka bir evreye taşınmasıdır. Böylesi bir ağır süreçte muhatabın çalışma, görüşme, iletişim imkanlarından yoksun bırakılması siyaset aklıyla açıklanamaz. Sayın Bahçeli'nin 'Öcalan'ın statüsü ne olacaktır?' sorusu bu açıdan tarihidir. Bu soru hala orta yerde duruyor ve hala cevap cevabını beklemektedir.
SÜRECİ GELİŞTİRMEYE ÇAĞIRIYORUZ
Bugün Sayın Bahçeli'nin grup toplantısında statü ve yasal adımlar atılması konusunda ortaya koyduğu çerçevenin altına imza atıyoruz. Sayın Erdoğan'ın da belirttiği gibi süreci sonuna götürenler tarihe geçecektir sözü üzerine biz de diyoruz ki, tarih cesaret edenleri yazar. Buyurun tarihi birlikte yazalım Sayın Erdoğan. Kur'an-ı Kerim'de Azap suresinde göklerin ve dağların kaldırmaktan çekindiği emaneti insan yüklendi der. Bugün bu emanet halkların barışıdır. İnsanların yaşamını yitirmediği, insanca yaşadığı bir zemindir. Bu emanete sahip çıkacağız. Tarih bugün bize Rubicon'u geçtiniz, korkmayın tarihi de geçin diyor. İnşallah sizin desteğinizle, el birliğiyle, Türkiye halklarının katkısıyla 100 yıldır hasret kaldığımız barışı mutlaka bu topraklarda kuracağımızın sözünü veriyoruz. Biz anlattığımız şeylerde polemik yapmıyoruz. Kimseye yanıt da vermiyoruz. Çözüm üretmeye çalışıyoruz. Makul öneriler sunuyoruz ve gerçekten bu süreci geliştirmeye çalışıyoruz.
BARIŞ İZLEME VE TAKİP KURULU
DEM Parti olarak sürece katkı sunacağına inandığımız somut başka bir önerimiz daha var. Bu süreç zorlu bir süreç. Birçok engeli aştık. Azımsanmayacak gelişmeler yaşadık. Yarım asırlık örgüt silahı devreden çıkardı. Bu çok önemlidir. Meclis de inisiyatif aldı. Bu da kıymetlidir. Şimdi bu süreci risklerden koruyacak, takibini yapacak bir mekanizma kuralım diyoruz. Adı 'Barış İzleme ve Takip Kurulu' olsun. Meclisteki siyasi partilerin vereceği üyeler süreci takip etsin, kolaylaştırıcı olsun. Bu kurul denetleyen değil, takip eden ve kolaylaştıran bir mekanizma olabilir. Atılması gereken adımları hızlandırır. Ortak aklı işletip sürecin kazasız ve güven içinde ilerlemesine katkı sunabilir. Bu kurul akademi ve sivil toplum ile istişarede bulunabilir. Bu kurul süreçle ilgili atılması gereken adımları siyasi liderler ve aktörlerle görüşüp hızlandırarak ortak akıl ve vicdanı işletebilir. Bakalım bu öneriye diğer siyasi partiler ne diyecek?
İHTİYAÇ BÜTÜNLÜKLÜ BİR HUKUK REFORMUDUR
Türkiye'nin adalet meselesi, artık yargı paketleriyle geçiştirilecek bir sorun değil. İhtiyaç bütünlüklü bir hukuk reformudur. Cezaevlerinde 414 bini aşan tutuklu ve hükümlü var. Toplumda adalete olan inanç neredeyse sıfırlandı. Hapsetmeyi büyüten düzen toplumu daha güvenli, daha adil kılmadı. Yasalar mahkumiyeti öncelememeli. Tutuklu yargılama müessesi artık istisna olmalıdır. İnfaz düzenlemesi, hasta mahpusların özgürlüğü, uzun tutukluluğun son bulması, idare ve gözlem kurullarının kaldırılması, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması gibi adımlar acil açılması gereken adımlardır.
Yarın Hıdırellez Bayramı'nın kutlanacağı gündür. Bu toprakların kadim geleneklerinden biridir. Hıdırellez'i kutluyorum. Yine yarın Deniz Gezmiş, Yusuf ve Hüseyin'in idam edilişlerinin yıl dönümüdür. Deniz, Yusuf, Hüseyin'i de saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. Onların demokratik, özgür, bağımsız Türkiye ideallerinin temsilcileri olacağımızın sözünü veriyoruz.”