Baran: Hukuk düzeni anlamsızlaştırılıyor
AYM kararlarının uygulanmamasının hukuk düzenini anlamsız bir hale getirdiğini belirten avukat Emrah Baran, bunun da hukuki güvensizlik ve belirsizliğin oluşmasını kaçınılmaz kıldığını söyledi.
AYM kararlarının uygulanmamasının hukuk düzenini anlamsız bir hale getirdiğini belirten avukat Emrah Baran, bunun da hukuki güvensizlik ve belirsizliğin oluşmasını kaçınılmaz kıldığını söyledi.
AYM kararlarının bağlayıcı olduğunu belirten avukat Emrah Baran, mahkemelerin üzerlerindeki baskılardan kaynaklı siyasi atmosfere göre kararlar verebildiğini kaydetti.
Türkiye, uzun süredir hukuksuzluklar üzerinden bir sistem kurma çabası içerisine girdi. AKP iktidarının KCK operasyonlarıyla başladığı ve Kürtler üzerinde denediği bu hukuksuzluk sistemi bir süre sonra bütün Türkiye’de uygulanmaya başlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şubat 2016'da Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Can Dündar ile ilgili verdiği karara ilişkin yaptığı ‘AYM kararlarını tanımıyorum’ açıklaması sonrası, iktidara bağlı hareket eden savcı ve hakimler de AYM kararlarını tanımayarak, çok sayıda hak ihlaline imza attı. Özellikle 15 Temmuz 2016'da gerçekleşen iktidar içi çatışmalar sonrası giderek ayyuka çıkan bu tavır, iktidarın yeni dönem politikası haline geldi. AYM’nin hukuk çerçevesinde verdiği birçok hak ihlali kararı bu sebeple uygulanmadı. Hatta iktidar daha da ileri giderek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını da tanımamaya başladı. AKP iktidarı için artık ‘yok hükmünde’ sayılan AYM kararlarını tanımamak ise AKP’nin belirlediği mahkemeler ve hakimler eliyle yürütülüyor. Bunların başında şu an İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı konumunda olan Akın Gürlek geliyor.
Akın Gürlek, adını 14. Ağır Ceza Mahkemesi hakimi iken AYM kararlarını tanımayacağını belirten açıklama ve kararlarıyla duyurdu. Hukukçuların tepkilerine rağmen Gürlek, HSK tarafından Adalet Bakanlığı yardımcılığı görevine getirildi. Sonra da yeniden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevine getirilerek, günümüzün en önemli siyasi davalarından olan Ekrem İmamoğlu davasını başlattı.
Gürlek’in AYM kararlarına yönelik tavrını bugün 13. Ağır Ceza Mahkemesi uyguluyor. Mahkeme heyeti, Can Atalay ve Tayfun Karaman kararlarında olduğu gibi ısrarla AYM’nin ihlal kararına direniyor ve sadece AYM’yi değil, Yargıtay’ı da dinlemeyecek şekilde hareket ediyor. 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin karnesi ise sadece AYM kararlarına yönelik tavrıyla dolu değil, siyasi davalarda delil olmazsa bile verdiği cezalarla gündemde.
ANAYASAL DÜZEN İŞLEMEZ
Yerel mahkemelerin AYM kararlarını uygulaması gerektiğini belirten Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Emrah Baran, AYM kararlarının bağlayıcılığı konusunda şunları söyledi: “Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Bu kadar açık ve net bir anayasal düzenleme karşısında fazla söze de gerek yok aslında. Bu düzenlemenin sonucu olarak Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvencelerin yorumlanması bakımından bütün mahkemelerin yetkisi bulunmakla birlikte norm denetiminde olduğu gibi bireysel başvuru yolunda da Anayasa’yı bağlayıcı olacak şekilde nihai yorumlama yetkisi Anayasa Mahkemesi'ne aittir. Bu sebeple mahkemelerin Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru yolunda verdiği kararların gereğini yerine getirerek ihlali ortadan kaldırmaları gerekiyor. Aksi durumda anayasal düzenin yeknesak bir biçimde işlemesinin sağlanması mümkün olamaz.”
SİYASİ BASKI KORKU ÜRETEBİLİR
İktidarın AYM kararlarını tanımama tavrının mahkemeler üzerinde bir baskı yarattığını dile getiren Baran, şöyle devam etti: “HSK’nın yapısının 2017'de değiştirilmesi, oluşturulan terfi mekanizması, atama pratikleri ile yaratılan siyasi baskı gibi durumlar, yargıçlarda 'Anayasa Mahkemesi kararına aykırı karar verebilirim' gibi tehlikeli bir özgüven veya 'Anayasa Mahkemesi kararını uygularsam baskıya maruz kalırım' gibi bir korku üretebiliyor. Böyle bir atmosferde yargıçlar 'Anayasa Mahkemesi yetkisini aşarak geniş yorum yapıyor' gibi hukuk dışı bir refleksle Anayasa Mahkemesi kararlarına uymuyor. Öte yandan ilk derece mahkemelerinin uygulamakta direndiği kararların tamamı siyasi iktidarın ısmarlamasıyla toplumsal ve siyasal muhalefete yöneltilmiş siyasi davalar. Haliyle bu davaların hem siyasi iktidar hem de muhalefet açısından sembolik bir önemi var. Dolayısıyla yargıçlar hukukilik değerlendirmenin ötesinde ülkenin siyasal atmosferine göre kararlar verebiliyor.”
AYM kararlarının uygulanmamasının hukuk düzenini anlamsız bir hale getirdiğini belirten Baran, şunları ekledi: “İlk derece mahkemelerinin Anayasa Mahkemesi kararlarını denetleme yetkisini kendisine bahşettiği noktada Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı fiilen tartışmaya açılmış oluyor. Bunun yanında anayasal güvencelerin nihai yorum yetkisine dayanarak Anayasa Mahkemesi'nin ortaya koyduğu içtihatlara mahkemelerin aykırı davranmaları yorum karmaşasına yol açıyor ve anayasanın üstünlüğüne dayanan demokratik olma iddiası olan bir hukuk düzenini anlamsız hale getiriyor. Bu da toplumda hukuki güvensizlik ve belirsizliğin oluşmasını kaçınılmaz kılıyor."