Önder Apo, son görüşmelerinde ısrarla darbe mekaniği ve onun yeni pratiklerine vurgu yaparken darbenin bildiğimiz klasik şekilde yürütülen bir süreçle olmayacağına dikkat çekmişti. Bugün gelinen noktada süreç karşıtları, açık bir biçimde ve pervasızca süreci sabote etme girişimlerini hızlandırmış durumdalar.
Önder Apo, 2 Aralık’ta İmralı Heyeti’yle yaptığı görüşmede süreç karşıtlarının örgütlenmesine dikkat çekerek “Habitus darbe mekaniğinin” devrede olduğuna işaret etti. Heyet ile yaptığı bir önceki görüşmede de darbe mekaniğine dikkat çeken ve sürecin sabote edilmek istendiğini belirten Önder Apo, bugün klasik bir darbeden ziyade sürecin bozulması üzerinden ilerleyen bir durumun söz konusu olduğuna vurgu yaptı.
Darbe mekaniği tanımı, aslında Önder Apo tarafından 2013 sürecinde de açık bir şekilde dile getirilmiş, o dönemde de tepkiyle karşılanmış; süreci okuyamadığı dahi dillendirilmişti. Ancak 2015 yılı 15 Temmuz’da yaşanılanlar, Önder Apo’yu haklı çıkartmıştı.
Savaş yanlısı tarafların açık bir biçimde süreci sabote etmek için çabaladığı ortadayken ve özellikle CHP’nin İmralı ziyaretine katılmamasıyla birlikte düşüncelerini daha yüksek sesle dile getiren süreç karşıtları, Türkiye ve Kürdistan’da barışcıl bir yaşamın olmaması için çalışmalarına hız verdi.
CHP’nin, Önder Apo’yu dinleyecek olan heyette yer almamasıyla seslerini yükselten süreç karşıtları, aslında 27 Şubat’tan itibaren özellikle medya aracılığıyla düşüncelerini açıklıyor; yaptıkları eylemlerle süreci bozmaya dönük çabalarını gösteriyorlardı. Ancak CHP’nin komisyonda bulunması ve toplumun büyük bir çoğunluğunun süreci desteklemesi nedeniyle kendilerini yeterince görünür kılamıyorlardı.
CHP’nin son tavrıyla birlikte hem CHP’yi süreç karşıtlarının cephesine çekmek hem de kamuoyuna ‘süreci istemeyenler çok’ imajı vermek amacıyla daha da yüksek sesle konuşmaya başladılar.
BASININ SÜREÇLE İMTİHANI VE BARIŞ KARŞITLIĞINDA BULUŞMAK
Türkiye’de basın, özellikle 27 Şubat’ta Önder Apo’nun tarihi çağrısının ardından, açık bir biçimde gerçek yüzünü göstermeye başladı. Sürecin doğru bir temelde ilerlemesi ya da süreci sabote edecek bir dilin ısrarla kullanılması arasında kalan basın kuruluşları, nerede durduklarını da belli etmeye başladı.
İktidarın tekelinde olan basın kuruluşları uzun bir süre sürece dair temkinli bir yaklaşım içerisinde olup kimi ufak değişimler gösterseler de özellikle kendilerine ‘muhalif’ diyen bazı yayın organlarının ısrarla savaş süreci dilini kullanmaları ve buna sarılmaları dikkat çekiciydi.
Özellikle Meclis Komisyonu’nun Önder Apo’yu ziyaret kararı ve CHP’nin bu karara ret oyu vermesinin ardından, söz konusu yayın organlarının Kürt karşıtı duruşlarını açık bir şekilde dillendirmeleri de bir diğer dikkat çekici gelişmeydi.
TARİHİ ÇAĞRININ İLK DUYURULMA ANLARI
AKP karşıtı yayınlarıyla bilinen ve CHP tabanında ciddi bir okuyucu kitlesine sahip olan Sözcü gazetesi, sürecin açık karşıtlığı konusunda ilk günden itibaren yayınlarıyla kendini ortaya koydu. Çağrının hemen ardından, 28 Şubat’ta gazetenin attığı manşet, “Milletin başına yeni çorap örülüyor” oldu. Sözcü, haberlerinde ısrarla savaş dönemi dilini kullanmaya devam edeceğinin sinyalini böylece ilk gün vermiş oldu.
Sözcü gazetesinin 1 Mart 20125 tarihli manşeti ise “Açılımda soru çok cevap yok!” şeklindeydi. Bu manşetle birlikte süreç karşıtı duruşunu açık bir biçimde gösteren gazete, ilk sayfasında mafya lideri Sedat Peker’i öven bir habere yer vermekten geri durmadı. Ayrıca Önder Apo’nun çağrısının AKP’nin seçimi kazanmak için yapıldığını iddia eden yazılara da geniş biçimde yer verdi.
Gazetenin süreç karşıtı yayınları ısrarlı bir şekilde devam etti. Özellikle süreçle ilgili yalan haberlere yer veren gazete, süreç karşıtlarıyla neredeyse her gün söyleşiler yapmakta ve bu söyleşileri manşete taşımayı sürdürmektedir.
Süreç karşıtlarının bir diğer yayın organı ise Cumhuriyet gazetesi oldu. Yine CHP tabanında ve sol kesimde belli bir okuyucu kitlesine sahip gazete, 28 Şubat günü ‘PKK’nin elebaşı Abdullah Öcalan beklenen açıklamayı yaptı” manşetiyle çıktı. İlk sayfaya konulan köşe yazılarında ise yine Kürtleri AKP’nin yedeğine koyan süreç karşıtı değerlendirmeler yer aldı.
Gazete, 1 Mart’ta ise sanki Türkiye tarihinin bir dönüm noktası yaşanmıyormuş gibi davranarak, sürece dair haberleri iç sayfalarda vermeyi tercih etti.
Yeni Akit gazetesi de süreç karşıtlığı yapan gazetelerden biri oldu. Gazete, tarihi çağrıyı ‘PKK için yolun sonu’ manşetiyle görmeyi tercih etti ve Önder Apo ile Kürdistan Özgürlük Hareketi arasında bir sorun varmış havası yaratmaya çalıştı. Savaş dilinde ısrar eden gazete, ‘Öcalan’dan Kandil Baronlarına’ gibi ifadeler kullanmayı sürdürdü.
Sürece dair bir diğer karşıt yaklaşım ise Aydınlık gazetesi üzerinden özellikle ulusalcı kanat için gerçekleştiriliyordu. Aydınlık gazetesi, ilk gün manşetini “Türk ordusu PKK’yı bitirdi, Öcalan bu gerçeğe teslim oldu” gibi bir başlıkla vermeyi tercih etti. Doğu Perinçek’in açıklamalarına yer verilen manşette, bir kahramanlık hikayesi anlatılmaya çalışılıyordu.
Kürdistan Özgürlük Hareketi’nden bir grubun silahlarını yaktığı 11 Temmuz tarihi ise, aynı gazeteler tarafından süreç karşıtlığı propagandası ve savaş dili bağlamında görülmüştü. Nefes gazetesi, ‘Terör örgütü’ tanımını kullanmakta ısrar ederken, Sözcü gazetesi ise, ‘47 yıllık ihanete yarım saatlik şov’ manşetiyle sürece karşıt duruşunu açık bir biçimde gösteriyordu.
Yine süreç karşıtlığıyla bilinen Cumhuriyet gazetesi de tarihi töreni küçük bir haber olarak ilk sayfadan gördü.
CHP’NİN İMRALI KARARI SÜREÇ KARŞITLARINI CESARETLENDİRDİ
Süreç karşıtlığı üzerinden, özellikle Cumhuriyet, Yeni Şafak, Sözcü, Yeni Akit ve Halk TV gibi farklı mecralardan yayın organlarının ortaklaşması dikkat çekiciydi.
Ancak CHP’nin sürece dahil olması ve desteklemesi ile sürecin MHP tarafından başlatmasından kaynaklı çekimser söylemler içinde yer alan, açık bir biçimde süreç karşıtlığını göstermeyen gazeteler ve bazı gazeteciler, özellikle CHP’nin Önder Apo’yu ziyaret etmeme kararından sonra cesaretlenmiş olacaklar ki, çok açık bir dille süreç karşıtlıklarını dile getirmeye başladılar.
CHP’nin İmralı kararı sonrasında ise süreç karşıtları kendilerini açık bir biçimde göstermeye başladı. Özellikle kamuoyunda muhalif bilinen kişilerin buna katılması dikkat çekiciydi. CHP’nin Önder Apo’yu ziyaret etmemesi üzerinden açık bir biçimde Kürt karşıtlığını örgütleyen bu kesimler, bir yandan DEM Parti’ye saldırırken, diğer yandan Önder Apo’nun görüşlerini çarpıtan yayınlar yapmayı da kendilerine görev edinmiş göründüler.
‘SÜREÇ KARŞITLARI MEDYA ÜZERİNDEN TOPLUMU PROVOKE EDİYOR’
İktidarların medyayı kendi yararlarına kullandığına dikkat çeken Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eş Başkanı Selman Çiçek, bu süreçte karşıtların özellikle medyayı kullandıklarını belirterek şunları söyledi:
“Medya, topluma doğrudan ulaşmanın en etkili araçlarından biridir. Eğer amacınız halka ulaşmak ise bunun en etkili yolu medyadır. Bu nedenle medya için önemli bir güç benzetmesi yapılır; medyanın önemli bir gücü var ve herkes bunun bilincinde. Maalesef iktidarlar, bu gücü toplumun yararına değil, daha çok kendi yararına kullanır. Bu nedenle medyanın tekelleşmesine önem verirler.
27 Şubat’tan bu yana yürütülen bir süreç var. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı ile başlayan Demokratik Toplum ve Barış süreci, istenilen düzeyde olmasa da ilerliyor. Bu sürecin öne çıkan başlıklardan biri de halk desteğinin olmasıdır. Diğer süreçler gibi toplumsal tepkinin neredeyse olmadığını görüyoruz. Bunun farkında olan süreç karşıtları ya da savaştan beslenen kesimler, bunu bildikleri için toplumu medya üzerinden provoke ediyorlar. Biz buna ‘savaş gazeteciliği’ diyoruz.”
‘BARIŞ GAZETECİLİĞİ CEPHESİNİ GÜÇLENDİRMEK ZORUNDAYIZ’
Savaş gazeteciliğinin kandan beslendiğine işaret eden Çiçek, “Savaş gazeteciliği gerçeği gizler, yalan söyler. Tıpkı süreç karşıtlarının bugün medya üzerinden yürüttüğü algı gibi. Süreç karşıtı olabilirsiniz, benimsemeyebilirsiniz. Ancak bir gazeteci, gerçeği söylemekle mükelleftir. Eğer bunu gizliyor ve çarpıtıyorsa, ona gazeteci diyemeyiz.
Örneğin Sözcü Gazetesi buna örnektir. Sözcü Gazetesi’nden Özgür Cebe adlı kişi, 30 yılını zindanda geçirmiş, cezasını infaz etmiş ve hatta idare gözlem kurullarının hukuk dışı kararları sonucu iki-üç yıl fazla yatmış insanları hedef gösteriyor. Güya bu insanlar süreç nedeniyle tahliye edilmiş; bu bir yalandır. Gazeteci yalan atmaz. Gerçek ne ise onu verir. Bu tür örnekleri çoğaltabiliriz.
Bugün barıştan yana olmayanlar, yarın savaşın vebali boyunlarında taşır. Bir gazetecinin topluma karşı sorumlulukları vardır ve bu sorumluklardan biri de gerçeği, hakikati olduğu gibi halka yansıtmaktır” dedi.
Süreç ilerledikçe bu tür saldırıların artacağı uyarısında bulunan Selman Çiçek, sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Buradaki amaç, toplumu yanlış bilgilendirmek ve sürece verilen desteği azaltmaktır. Tüm çabalara rağmen toplumda halen ciddi bir destek var. Süreç ilerledikçe bu tür insanların saldırıları da artacaktır. Bizler de barıştan yana olan gazeteciler olarak, barış gazeteciliği cephesini daha da güçlendirmeliyiz."