Ortadoğu’da siyasal dengeler yeniden şekillenirken, İran-ABD gerilimi, Irak ve Suriye’de yaşanan gelişmeler, bölgesel güç mücadeleleri ve bu değişimlerin Kürdistan’ın dört parçasına etkilerini, Bakur’daki “Demokratik Toplum ve Barış Süreci”nin bölgesel denkleme yansımaları ile Kürtlerin önümüzdeki dönemde izlemesi gereken yolu, Federe Kürdistan Bölgesi Demokrasi ve Siyaset Akademisi Başkan Yardımcısı Dr. Kamuran Berwarî, ANF’ye değerlendirdi.
Dr. Kamuran Berwarî, bölgede yüz yıllık statükonun çatırdadığını belirterek, Kürt halkının bu tarihsel dönemeçte hegemonik güçlerin projelerine alet olmadan kendi öz-gücüne dayanması ve acilen ulusal birliğini sağlaması gerektiğini vurguladı.
‘YÜZYILDA BİR YENİ NİZAM İNŞA EDİLİYOR’
Bölgede yaşanan derin askeri ve siyasi krizlerin geçici birer istikrarsızlık olmadığını, aksine, yaklaşık bir asır önce Lozan Antlaşması sınırlarıyla inşa edilen yapay düzenin kökten tasfiyesi anlamına geldiğini belirten Berwarî, Ortadoğu’nun çok büyük bir tarihsel kırılmanın eşiğinde olduğunu ifade etti.
Tarihsel döngülere bakıldığında, küresel güçlerin her yüzyılda bir yeni bir nizam inşa ettiğini dile getiren Berwarî, 1880’lerden 1920’lere kadar süren kanlı ve sancılı süreçte temelleri atılan mevcut bölge yapısının bugün fiilen çöktüğünü kaydetti.
Karşı karşıya kalınan bu büyük dönüşümün sadece haritalardaki sınırların fiziki olarak değişmesi anlamına gelmediğini aktaran Berwarî, aynı zamanda ulus devletlerin egemenlik biçimlerinin, yönetim modellerinin ve en önemlisi de halkların gelecekteki bir arada yaşama formüllerinin yeniden tartışmaya ve müzakereye açıldığını belirtti.
‘ORTADOĞU’NUN COĞRAFİ VE SİYASİ YAPISININ PARÇALANMASI ESAS ALINIYOR’
Ortadoğu’da yaşanan değişimin yalnızca bölgesel devletler arasındaki rekabetle açıklanamayacağına dikkat çeken Berwarî, küresel güçlerin bölgenin geleceğine ilişkin iki temel strateji üzerinde durduğunu söyledi. Her iki yaklaşımın da mevcut Ortadoğu düzenini dönüştürmeyi hedeflediğini ifade eden Berwarî, birinci stratejinin ulus-devletlerin mevcut sınırlarını büyük ölçüde koruyarak yönetim biçimlerini ve iktidar yapılarını değiştirmeyi esas aldığını belirtti.
Bu yaklaşımda bölgedeki mevcut yönetimlerin yerine küresel sistemle daha uyumlu yeni siyasal modellerin oluşturulmak istendiğine işaret eden Berwarî, siyasal İslam'ın da bu dönüşüm içerisinde bir araç olarak kullanıldığını kaydetti Söz konusu anlayışın İslam'ın toplumsal ve ahlaki değerleriyle bağının bulunmadığını belirten Berwarî, “İslam ve Müslümanlıkla gerçek anlamda ilişkisi olmayan, Kur'an ve İslam'ın özünden uzak, İslam'ın adını kullanan sahte bir siyasal İslam modeli oluşturuldu. Bu, Batı'nın çıkarlarına göre şekillendirilmiş bir İslam anlayışıdır” dedi.
Berwarî, ikinci küresel stratejinin ise Ortadoğu'nun mevcut coğrafi ve siyasi yapısının doğrudan parçalanmasını esas aldığını söyledi. İran, Irak, Suriye ve Suudi Arabistan gibi geniş coğrafyalara ve merkezi devlet yapılarına sahip ülkelerin mevcut biçimleriyle devam etmesinin istenmediğini belirten Berwarî, bu devletlerin daha küçük siyasi ve idari yapılara ayrılmasına yönelik senaryoların uzun süredir tartışıldığını ifade etti.
Ortadoğu'nun çok sayıda küçük parçaya ayrıldığı yeni bir siyasi haritanın hedeflendiğini vurgulayan Berwarî, bu yapıların kendi içerisinde etnik, mezhepsel ve siyasi sorunlarla karşı karşıya bırakılmasının dış müdahaleyi ve denetimi kolaylaştıracağını belirtti. Berwarî, bölgenin “küçük, parçalı ve birbirleriyle sürekli sorun yaşayan” yapılara dönüştürülmesinin küresel güçlerin hareket alanını genişleteceğine dikkat çekti.
Bu iki stratejinin yöntem bakımından birbirinden farklı görünmesine rağmen aynı temel hedefte buluştuğunu ifade eden Berwarî, birinde mevcut devlet sınırları korunarak iktidar ve yönetim modellerinin dönüştürüldüğünü, diğerinde ise doğrudan coğrafi ve siyasi parçalanmanın esas alındığını kaydetti.
Berwarî'ye göre her iki yaklaşımda da bölge halklarının kendi iradeleriyle demokratik bir gelecek kurmasından çok, Ortadoğu'nun küresel güç dengelerine uygun biçimde yeniden düzenlenmesi hedefleniyor.
Berwarî, Kürdistan'ın da söz konusu iki stratejinin merkezinde bulunduğunu belirterek, Ortadoğu'daki yeni düzen arayışının Kürtlerin statüsü ve Kürdistan'ın geleceği belirlenmeden sonuçlandırılamayacağını vurguladı.
Küresel güçlerin Ortadoğu’ya yönelik yeni tasarımlarının yanı sıra bölgesel aktörlerin de kendi siyasal, ideolojik ve hegemonik projelerini hayata geçirmek için ciddi bir mücadele içerisinde olduğunu belirten Berwarî, bölgede birbiriyle rekabet eden dört temel projenin bulunduğunu söyledi. İsrail, Türkiye, İran ve İhvan çizgisinin bölgesel güç merkezleri olarak kendi modellerini Ortadoğu’ya yaymaya çalıştığını ifade eden Berwarî, küresel güçlerin ise bu rekabetin üzerinde kendi çıkarlarına dayalı ayrı bir bölgesel düzen arayışı yürüttüğünü ekledi.
Türkiye’nin bölgesel projesinin Sünni ve siyasal İslam eksenli bir karakter taşıdığını belirten Berwarî, bu çizginin klasik Kemalist ulus-devlet anlayışından farklı olarak yeni bir dini ve bölgesel nüfuz arayışını bir arada yürüttüğünü ifade etti. Türkiye’nin özellikle Kürdistan coğrafyası üzerindeki etkisini genişletmek, bölgedeki siyasi ve toplumsal dinamikleri kendi nüfuz alanına dahil etmek istediğini söyleyen Berwarî, bu projede Kürtlerin bağımsız bir siyasi irade ve statü sahibi olmasına yer verilmediğini belirtti.
Berwarî, bölgesel projelerin özünde Kürtlerin Türkiye, Irak, Suriye ve İran sınırları içerisinde mevcut ulus devlet yapılarına bağlı tutulmasının ve Kürdistan kimliğinin siyasal bir statüye dönüşmesinin engellenmesinin, bölgesel devletlerin ortaklaştığı temel noktalardan biri olduğunu ifade etti.
İkinci önemli projenin İran tarafından yürütüldüğünü belirten Berwarî, Tahran yönetiminin Şii, teokratik ve mezhep merkezli bir bölgesel strateji izlediğini söyledi. İran’ın köklü devlet geleneğine dayanan bu yaklaşımının yalnızca askeri ya da jeopolitik nüfuz kurmayı hedeflemediğini ifade eden Berwarî, farklı halkları ve ulusal dinamikleri Şii siyasal sistemi içerisinde eritmeye ve merkezi yapıya bağlamaya çalıştığını kaydetti. Bu nedenle İran projesinin de Kürtlerin ulusal kimliği, siyasi statüsü ve kendi iradesiyle geleceğini belirleme hakkı bakımından bir çözüm sunmadığını vurguladı.
Berwarî, üçüncü bölgesel projenin ise İhvan çizgisi olduğunu belirtti. Mısır merkezli ortaya çıkan ve farklı dönemlerde bazı Arap devletleri ile bölgesel güçler tarafından desteklenen bu siyasal İslam çizgisinin de Ortadoğu’daki halklar sorununa demokratik ve çoğulcu bir perspektifle yaklaşmadığını ifade etti. İhvan projesinin Kürtlerin ulusal ve demokratik haklarına, Kürdistan’ın statüsüne ve Kürt halkının özgür siyasi iradesine ilişkin somut bir çözüm ortaya koymadığını belirten Berwarî, “Bu üç projenin hiçbirinde Kürtlerin yeri ve statüsü tanımlanmıyor. Kürtler bağımsız bir halk ve siyasi irade olarak görülmüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Bölgedeki dördüncü projenin ise ABD, İngiltere, İsrail ve Avrupa’daki başat güçlerin öncülüğünü yaptığı küresel sistem projesi olduğunu söyleyen Berwarî, bu çizginin Ortadoğu’nun mevcut siyasi ve idari yapısını yeniden düzenleme arayışında olduğunu kaydetti. Büyük ve merkezi ulus-devletlerin mevcut biçimleriyle sürdürülebilir görülmediğini, daha küçük ve yönetilebilir siyasi-idari yapıların tartışıldığını belirten Berwarî, buna rağmen küresel güçlerin Kürtlerin geleceğine ilişkin açık, kalıcı ve stratejik bir statü perspektifi ortaya koymadığını ifade etti.
Küresel aktörlerin Kürtlerle kurduğu ilişkilerin çoğu zaman dönemsel ihtiyaçlar ve taktiksel çıkarlar üzerinden şekillendiğine dikkat çeken Berwarî, Kürtlerin savaş dönemlerinde askeri bir güç olarak öne çıkarıldığını, barış ve diplomasi süreçlerinde ise statü taleplerinin geri plana itildiğini belirtti. “Kürtler savaştığında neden savaştıkları soruluyor, barış yaptıklarında ise neden barış yaptıkları tartışılıyor” diyen Berwarî, bu yaklaşımın Kürtleri kendi stratejik hedefleri doğrultusunda kullanılan dönemsel bir aktör haline getirme arayışının sonucu olduğunu söyledi.
Berwarî, bu nedenle Kürtlerin ne bölgesel devletlerin hegemonik projelerine ne de küresel güçlerin dönemsel hesaplarına bütünüyle bağlanabileceğini belirterek, Kürtlerin kendi ulusal ve demokratik stratejisini oluşturmasının tarihsel bir zorunluluk olduğunu vurguladı.
‘ÇÖZÜMÜN YEGANE ANAHTARI, DEMOKRATİK KONFEDERALİZM VE ÜÇÜNCÜ YOL’
Kürdistan coğrafyasının bölgede çarpışan tüm bu hegemonik projelerin tam merkezinde yer aldığına işaret eden Berwarî, Kürt sorununun çözümüne yönelik yaklaşımları değerlendirirken iki ana hattın altını çizdi.
Birinci çizginin egemen devletlerin statükocu yaklaşımı olduğunu belirten Berwarî, bu anlayışa göre Kürtlerin ayrı bir siyasi kimlik ve statü kazanmasının ne pahasına olursa olsun engellenmek istendiğini söyledi. Kürtlerin Türkiye, İran, Irak ve Suriye sınırları içerisinde parçalı tutulması, ortak bir Kürdistan kimliği ve siyasi iradenin oluşmaması için tarih boyunca her türlü şiddet ve inkar politikasının devreye sokulduğunu hatırlattı. Buna karşın, alternatif bir çözüm olarak sunulan mevcut sınırlar içinde demokratikleşme tezinin de pratik deneyimler ışığında yetersiz kaldığını vurgulayan Berwarî, şunları dile getirdi:
“Tarihsel pratikler bize, sadece mevcut devlet reflekslerinin iyi niyetine dayanan bir çözüm arayışının Kürt meselesini çözmediğini, aksine, egemen devletlere zaman kazandırdığını göstermiştir. Bu noktada, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve PKK çizgisi tarafından geliştirilen 'Demokratik Toplum', 'Demokratik Konfederalizm' ve halkların eşit, özgür ve bir arada yaşamasını esas alan 'Demokratik Ulus' paradigması, tarihsel bir üçüncü yol olarak öne çıkmaktadır.
Devlete ve sınırların şiddetine dayanmayan, toplumun kendi öz gücüyle örgütlendiği bu modelin en somut ve canlı pratiği bugün Rojava’da yaşanmaktadır. Rojava, tüm hegemonik saldırılara rağmen ayakta kalarak sadece Kürtlerin değil, tüm Ortadoğu halklarının kurtuluş reçetesi olduğunu kanıtlamıştır.”
MİT’İN DİPLOMATİK TRAFİĞİ
Bakur Kurdistan’da yürütülen “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” ile çerçeve yasa tartışmalarının yalnızca Türkiye sınırları içerisindeki Kürtleri ilgilendiren bir gelişme olmadığını belirten Berwarî, Kürdistan’ın dört parçasındaki siyasi ve toplumsal gelişmelerin birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Başûr Kurdistan’ın hükümeti, parlamentosu, siyasi kurumları ve toplumsal yapısıyla Bakur, Rojava ve Rojhilat’taki gelişmelerden doğrudan etkilendiğini ifade eden Berwarî, “Kürdistan’ın herhangi bir parçasında yaşanan gelişme, diğer parçaları da etkiler. Bir parçanın zayıflatılması, diğer parçaların güçlenmesi anlamına gelmez” diye konuştu.
Bu kapsamda MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Güney Kürdistan Bölgesi’ne gerçekleştirdiği ziyaretlere ve Hewlêr-Silêmanî hattındaki diplomatik trafiğe dikkat çeken Berwarî, söz konusu görüşmelerin yalnızca güvenlik diplomasisi kapsamında ele alınamayacağını belirtti. Özellikle Kürt siyasi güçleri arasındaki farklılıkların bölgesel devletler tarafından uzun yıllardır bir müdahale alanı olarak kullanıldığını söyleyen Berwarî, Türkiye ve diğer bölge devletlerinin Başûr Kurdistan’daki siyasi aktörleri, Bakur, Rojava ve Rojhilat’taki Kürt kazanımlarına karşı konumlandırmaya çalıştığını savundu.
Berwarî, bölge devletlerinin Başûr Kurdistan’ı zaman zaman “bir araç ve baskı mekanizması” olarak kullanmak istediğini belirterek, Kürt siyasi partilerinin bu politikalara karşı ortak bir tutum geliştirmesi gerektiğini vurguladı. Kürtler arasındaki parti, aile ve iktidar rekabetinin dış güçlerin müdahalesine alan açtığını kaydeden Berwarî, Hewlêr ve Silêmanî arasındaki siyasi farklılıkların da Kürtlerin ortak ulusal çıkarlarının önüne geçirilmemesi gerektiğini ifade etti.
PKK, KCK ve Kürt Özgürlük Hareketi bünyesinde yer alan yapıların tasfiye edilmesinin Başûr Kurdistan açısından bir kazanım olmayacağına işaret eden Berwarî, böyle bir gelişmenin Kürtlerin bölgesel düzeydeki siyasi ve stratejik gücünü zayıflatacağını söyledi. Bir Kürt gücünün başka bir Kürt yapısının ortadan kaldırılmasında araç haline getirilmesinin tarih boyunca ağır sonuçlar doğurduğunu belirten Berwarî, Kürt siyasi aktörlerine “başka devletlerin bölgesel hesaplarının parçası olmama” çağrısında bulundu.
Geçmişte Şêx Abdüsselam Barzanî, Şêx Said-ê Pîran ve Kürt tarihindeki diğer öncülerin yaşadıklarını hatırlatan Berwarî, Kürtlerin ortak bir siyasi ve ulusal stratejiden yoksun kaldığı dönemlerde bölgesel güçlerin müdahalelerine daha açık hale geldiğini söyledi. Tarihte yaşanan trajedilerin yalnızca geçmişte kalmış olaylar olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Berwarî, benzer politikaların bugün farklı diplomatik, siyasi ve güvenlik yöntemleriyle yeniden devreye konulabileceği uyarısında bulundu.
Güney Kürdistan hükümeti, parlamentosu, siyasi partileri ve demokratik kurumlarının bu nedenle son derece dikkatli hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Berwarî, Kürtler arasındaki sorunların Ankara, Tahran, Bağdat ya da başka uluslararası merkezlerin politikaları doğrultusunda değil, Kürtlerin kendi ortak siyasi iradesiyle çözülmesi gerektiğini ifade etti.
Kürt kimliğinin dar ailevi, kişisel, ekonomik ya da partisel çıkarların aracı haline getirilemeyeceğini belirten Berwarî, “Kürtlük bir kişinin, ailenin ya da partinin çıkar projesi değildir. Kürtlük, bir halkın varlığını koruma, kendi kaderi hakkında karar verme ve kendisini özgürce yönetme iradesidir” dedi.
Berwarî, Kürtlerin önündeki temel görevin dört parçadaki kazanımları birbirine karşı kullanmak olmadığını, bu kazanımları ortak bir Kürdistan stratejisi çerçevesinde korumak olduğunu vurguladı.
‘CİDDİ ÇATIŞMA RİSKLERİ VAR’
Ortadoğu’daki en büyük sıcak fay hattının İran, İsrail ve ABD arasındaki gerilim olduğunu ifade eden Dr. Kamuran Berwarî, bu çatışmanın bölgesel bir sınır çatışması olmadığını, küresel hegemonya savaşının en kritik cephesi olduğunu belirtti.
İran’ın önünde iki seçenek olduğunu kaydeden Berwarî, ya Batı ve İsrail’in bölge tasarımlarına boyun eğerek Suriye’dekine benzer bir küçülmeyi kabul edeceğini ya da kendi mezhepsel hegemonyasında direnerek savaşı bölgesel bir yangına dönüştüreceğini söyledi. İkinci ihtimalin gerçekleşmesi durumunda, Ukrayna savaşıyla yıpratılmak istenen Rusya ile ekonomik ve teknolojik olarak durdurulamaz bir yükselişe geçen Çin’in de doğrudan ya da dolaylı olarak bu savaşın içine çekileceğini aktaran Berwarî, küresel güçlerin, Çin henüz küresel liderliğini tam anlamıyla ilan etmeden önce onu nükleer silah risklerini dahi barındıran büyük bir savaş girdabının içine çekerek büyümesini engellemek istediğini söyledi.
Böyle bir kaos ortamında, Türkiye’nin Sünni dünya liderliğine soyunarak yayılmacı politikalar izlemesinin, gelecekte onu da İsrail ve Batı blokuyla karşı karşıya getirebilecek ciddi çatışma risklerini bağrında taşıdığını sözlerine ekledi.
‘KÜRTLER BU TARİHSEL DÖNEMİ DOĞRU OKUMALI’
Dr. Kamuran Berwarî, Kürt siyasetine ve halkına da bu tarihsel dönemeçte şu çağrıda bulundu:
“Ortadoğu büyük bir altüst oluş içindedir ve bu süreçten başı dik çıkmanın tek yolu Kürt ulusal birliğidir. Dört parçadaki gelişmeler, birbirinin can damarıdır. Bir parçadaki kazanım diğerini beslerken, bir parçadaki yenilgi tüm Kürdistan’ı karanlığa sürükler. Kürtler artık ne Türklerin ne Arapların ne Farsların ne de çıkarcı dış güçlerin kendileri hakkında karar vermesine izin vermelidir. Çözüm, dış güçlerin dönemsel icazetlerinde değil; Kürt halkının kendi örgütlü gücünde, ulusal demokratik kongresinde ve demokratik siyaset birliğindedir.
Ayrılıkları, iç çekişmeleri ve dar partisel menfaatleri bir kenara bırakarak, ortak bir ulusal akılla hareket etmek bugün her zamankinden daha çok bir tarihsel zorunluluktur. Kürtler bu tarihsel dönemi doğru okuyarak kendi özgür ve demokratik geleceklerini kendi elleriyle inşa etmelidir.”