Kürdistan ile Türkiye’deki işçi ve emekçiler artan yoksullukla mücadele ederken, uzun yıllardır süren ekonomik kriz derinleşmeye devam ediyor. Özellikle bütçenin önemli bir bölümünün çatışmalı sürece ayrıldığı dönemlerin ardından gündeme gelen “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”, ekonomik refahın artırılmasına dair umutları yeniden canlandırdı.
1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’na bu atmosferde hazırlanan emekçiler, taleplerini alanlarda dile getirmeye hazırlanıyor.
Amed’de kutlamalar, İstasyon Meydanı’nda “Demokratik Toplum İçin Emekle Özgürlüğe Yürüyoruz” şiarıyla düzenlenecek mitingle yapılacak.
1 Mayıs Tertip Komitesi’nde yer alan Tüm Bel-Sen Amed Şubesi Eşbaşkanı Mehmet Candan, 1 Mayıs hazırlıklarına ilişkin ANF’ye değerlendirmede bulundu.
‘GEÇİNEMİYORUZ, YAŞAMI SÜRDÜRMEK HER GEÇEN GÜN DAHA ZOR HALE GELİYOR’
Bugün gelinen noktada emekçilerin sadece yoksullukla değil, doğrudan geçinememe kriziyle karşı karşıya olduğunu belirten Candan, şunları söyledi:
“Bugün işçiler için yoksulluk artık bir kavram değil, doğrudan yaşanan bir gerçekliktir. Kiralar sürekli artıyor, temel ihtiyaçlara gelen zamlar durmuyor. Enflasyonun resmi rakamlarıyla halkın yaşadığı gerçeklik arasında ciddi bir fark var. Açıklanan veriler gerçeği yansıtmıyor. Verilen ücret artışları daha birkaç ay geçmeden eriyor. Emekçilere verilen zamlar kısa sürede geri alınıyor. Hani denir ya ‘kaşıkla verip kepçeyle almak’, bugün yaşadığımız tam olarak budur.
Bugün asgari ücret 28 bin lira civarında ama kiralar 28-30 bin lira arasında değişiyor. Yani bir işçi aldığı maaşla sadece kira ödeyebiliyor. Geriye kalan hiçbir ihtiyacını karşılayamıyor. Bu tablo sadece Amed’de değil, Türkiye’nin neredeyse her yerinde aynı. Artık bazı evlerde iki aile birlikte yaşamak zorunda kalıyor. İnsanlar barınma hakkını bile koruyamaz hale geldi.”
‘AÇLIK SINIRININ ALTINDA BİR ÜCRETLE YAŞAMAYA ZORLANIYORUZ’
Ekonomik göstergelerin emekçiler açısından dramatik bir tablo ortaya koyduğunu ifade eden Candan, mevcut ücretlerin açlık sınırının dahi altında kaldığını vurgulayarak şunlara dikkat çekti: “Bugün yoksulluk sınırı 100 bin liranın üzerine çıkmış durumda. Açlık sınırı ise 35-40 bin lira bandında. Ama siz işçiye 28 bin lira veriyorsunuz. Bu ne demek? Bu, işçiye ‘sen açlık sınırının altında yaşayacaksın’ demektir. Hatta daha açık söyleyeyim: bu bir yaşam değil, hayatta kalma mücadelesidir. Bugün bir işçi kirasını ödedikten sonra geriye hiçbir şey kalmıyor. Çocuğunun okul masrafını nasıl karşılayacak? Elektrik, su, doğalgaz faturalarını nasıl ödeyecek? Gıda harcamalarını nasıl yapacak?
Artık insanlar evlerine et almayı bırakmış durumda. Ayda bir et yiyebilen kendini şanslı sayıyor. Ekmek, peynir, zeytin bile birçok aile için lüks haline geldi.”
‘TÜM KAYNAKLAR SERMAYEYE AKTARILIYOR, HALK YOKSULLAŞIYOR’
Candan, ekonomik krizin yalnızca piyasa koşullarından değil, aynı zamanda uygulanan politikalardan kaynaklandığını belirterek, gelir dağılımındaki eşitsizliğe işaret ederek şunları belirtti: “Türkiye’de yaratılan tüm değerler çok küçük bir kesime aktarılıyor. Toplumun yüzde 95’i yoksullaşırken, yüzde 5’lik kesim daha da zenginleşiyor. Vergi aflarıyla, ihalelerle, teşviklerle bütün kaynaklar sermayeye aktarılıyor. İşçiye, emekçiye ve üreten kesime ise yoksulluk düşüyor. Bugün maden işçileri aylarca maaşlarını alamadıkları için açlık grevine gidiyor. İnsanlar evlerine ekmek götüremiyor. Ama buna rağmen hükümetin tercihi değişmiyor; hâlâ sermayeden yana, patronlardan yana bir tutum sergileniyor.”
‘BARIŞ OLMADAN EKONOMİK KRİZİN ÇÖZÜLMESİ MÜMKÜN DEĞİL’
Ekonomik krizin derinleşmesinde uzun yıllardır süren çatışmalı sürecin belirleyici rol oynadığını ifade eden Candan, barışın ekonomik refah için de zorunlu olduğunu söyledi.
Candan, “Son 50 yılda trilyonlarca dolar çatışmalı sürece harcandı. Bu kaynaklar halk için kullanılabilirdi; eğitime, sağlığa, üretime aktarılabilirdi. Bugün yaşadığımız ekonomik krizin temel nedenlerinden biri de budur. ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ bu nedenle çok önemli. Eğer bu süreç gerçek anlamda hayata geçirilirse, hukuki bir zemine oturtulursa, Türkiye’de ekonomik anlamda da ciddi bir rahatlama yaşanacaktır. Çünkü artık kaynaklar savaşa değil, halka ayrılacaktır” diye vurguladı.
‘HUKUKİ ADIMLAR ATILMADAN BU SÜREÇ İLERLEMEZ’
Sürecin ilerleyebilmesi için somut adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Candan, “14 ay önce yapılan çağrı önemliydi ve umut yarattı. Ama aradan geçen sürede gerekli hukuki düzenlemeler yapılmadı. Kayyım uygulamaları devam ediyor. Seçilmiş belediye başkanlarının yerine atamalar yapılıyor. Bu durum halkın iradesini yok saymaktır.
Hapishanelerde hasta tutsaklar var, yaşamlarını sürdüremeyecek durumda olan insanlar var. Buna rağmen serbest bırakılmıyorlar. Siyasi tutsaklar hâlâ içeride tutuluyor. Oysa bu süreçte güvenin sağlanması için bu adımların atılması gerekiyor” diye konuştu.
‘1 MAYIS’TA TALEPLERİMİZİ NET BİR ŞEKİLDE DİLE GETİRECEĞİZ’
Candan, bu yılki 1 Mayıs’ın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal taleplerin de güçlü şekilde dile getirileceği bir gün olacağını belirterek şunları aktardı: “1 Mayıs, tarihsel olarak işçi sınıfının mücadele günüdür. Ama bu yıl daha farklı bir anlam taşıyor. Çünkü hem ekonomik kriz derinleşmiş durumda hem de barış ve demokrasi talepleri daha güçlü bir şekilde gündemde.
Biz 1 Mayıs’ta taleplerimizi çok net ifade edeceğiz. Hasta tutsakların serbest bırakılmasını, siyasi tutsakların özgürlüğünü, ihraç edilen emekçilerin işlerine iade edilmesini, kayyım uygulamalarının son bulmasını ve demokratik sürecin hukuki zemine kavuşturulmasını isteyeceğiz.
Bugün yaşanan bu tabloya karşı sessiz kalamayız. Bu nedenle tüm halkımızı; işçileri, emekçileri, kadınları, gençleri, üreticileri alanlara çağırıyoruz. 1 Mayıs’ta saat 12.00’de İstasyon Meydanı’nda buluşacağız. Kortejler halinde alana yürüyeceğiz ve taleplerimizi hep birlikte haykıracağız.
Onurlu bir yaşam, eşitlik, demokrasi ve barış için herkesin orada olması gerekiyor. Çünkü bu sadece işçilerin değil, toplumun tamamının meselesidir.”