Önder Apo’nun yeni çağın sosyalizmi olarak tanımladığı ‘Demokratik Ulus Sosyalizmi’ne giden yollardan biri olarak tanımladığı müzakereci demokrasi kavramı, demokratik entegrasyon ve komünle birlikte ele alındığında, bütünlüklü bir yaklaşımın tamamlandığı görülmektedir.
Sosyalizm, her daim yenilenen ve her zaman daha iyi bir toplumu hedefleyen bir arayışın da adıdır. ‘Tanım budur’ denilerek yenilenmeyen bir sosyalizm anlayışı olamaz. Bu şekilde yaklaşıldığında neler olduğunu ise tarih, bize acı tecrübelerle göstermiştir.
Sosyalizmin temeli, yenilenen, değişen ve gelişen bir toplum yaratma girişimidir. Bundan dolayı da karşımızdaki güç kendini yenilediği sürece, biz de yenilenmek zorundayız.
Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin ilk manifestosu ve yol haritası olan ‘Kürdistan Devriminin Rolü’ kitabında bahsedilen ‘Kürdistan devriminde zorun rolü, karşı devrimci sorunun büyüklüğüne göre ölçülür’ sözü, sadece bir savaş belirlemesi değil; mücadelenin her alanının kısa ve net bir tanımlamasıdır aynı zamanda.
Bu belirleme üzerinden bakıldığında, yeni dönemin mücadele pratiği ile mücadelenin boyutu ve zorluğu, devletin yaklaşımına göre şekillenecektir. Hiçbir ulus-devlet kendiliğinden çözüme ve demokratik bir yaşama ‘evet’ demez.
Bunun yerine, kendisini korumaya alan ve kendi sisteminin yıkılmaması için çaba harcayan bir yerde durur. Bundan dolayıdır ki, demokratik entegrasyon yasalarının kabulü ve sonrasında gelişecek süreç, mücadelenin boyutu ve sürekliliğiyle mümkündür.
MÜZAKERECİ DEMOKRASİ VE DEMOKRATİK ENTEGRASYON
Demokratik entegrasyon, Önder Apo’nun ideolojik yaklaşımında, toplumun özünü oluşturan komünlerin de temellerinden biridir. Hem müzakereci demokrasi hem de demokratik entegrasyon, toplumun her kesiminin komünleşmesinin ve kendi özgül örgütlenme alanlarını yaratmasının ilkelerindendir.
Yani Önder Apo burada sadece gerillanın geri dönmesi ya da Kürdistan Özgürlük Hareketi kadrolarının yeniden normal bir yaşam içerisine girmelerinden bahsetmiyor; burada bahsedilen, toplumun ulus-devlet kıskacından kurtulmasının ön ayaklarını oluşturmaktır. Bu da Türkiye ve Kürdistan’da yaşayan tüm halkların, demokratik bir entegrasyon süreci ve müzakereci demokrasi anlayışı ile bir arada, ortak bir yaşamı kurmasından geçmektedir.
İşte Önder Apo’nun komün anlayışı da bunu hedeflemektedir.
Müzarekeci demokrasi, söz, yetki ve kararın toplumun her kesiminde olduğu bir sistem olarak tanımlanmaktadır. Burada olması gereken, toplumun her kesiminin sorunları ve önerilerini bir arada tartışması, konuşması ve kararlaştırmasıdır. Bu, komün örgütlenmesinin en önemli ayaklarından biri olarak karşımıza çıkar.
Kürdistan Özgürlük Hareketi’nde komün, bağımsız ve özgül koşulları olan yapılardır. Özellikle ulus-devletler içerisinde var olan komünlerin hiçbir resmi kurum ya da yapıya bağımlılığı olmamalı, hatta onları yönetecek konumda olmalıdır.
Komünlerin bağımsızlığı, toplumun güven içinde katılımını ve kendini ifade edeceğine dair güvenini de beraberinde getirir. Bağımsız bir komün örgütlenmesi içerisinde, toplumun her kesiminden bireyler rahat bir biçimde kendilerini ifade edebilir ve görüşlerini anlatabilir. Toplum için zararlı olarak görülen faşizm gibi düşüncelerin zaten reddedildiği komünlerde, bu ortaklaşma mantığının temelinin ilk adımı, demokratik entegrasyon sürecinin doğru bir şekilde yürütülmesidir.
Önder Apo’nun ideolojisinde, bütün sözler ve açıklamalar birbiriyle bağlantılı ve birbirini tamamlayan bir yerde durmaktadır. Kürdistan Özgürlük Hareketi tarihini bilenler ve Önder Apo’yu ilk günden itibaren takip edenler bunu çok iyi bilir.
Yeni dönemin çizgisi olarak tanımlanan manifestosunda da Önder Apo, daha önceki dönemlerde söylediklerini netleştirmiş, tanımlarını ortaya koymuş ve programlaştırmıştır. Önder Apo’nun sosyalizm anlayışı, bu temelde klasik sosyalizm anlayışının çok ötesinde ve farklı bir yerde durmaktadır.
Kürdistan Özgürlük Hareketi tarihi, sosyalizmde ısrarın ve sosyalizmin bir ütopya olmadığının görüldüğü bir tarihtir. Bu açıdan bakıldığında hem ‘Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’ hem de sonrasında yaptığı açıklamalar, yeni çağın sosyalizm anlayışının nasıl olması gerektiği ve dünyada nasıl bir sosyalizmin zafere ulaşacağının yol haritası niteliğindedir.
Demokratik entegrasyonun oluşması ve doğru bir hat üzerinde ilerlemesi, müzakereci demokrasinin temellerinin atılmasıyla mümkündür. Devlet her daim kendi çıkarları üzerinden hareket edeceğinden, burada en önemli mücadele alanı doğru bir diyalog sürecinin oturtulmasıdır. Topluma demokratik entegrasyonu doğru anlatmak, onların fikirlerini almak ve toplumla birlikte bu talebi güçlü bir şekilde devlete göstermenin yolu, toplumun her kesiminin katıldığı bir süreci örgütlemekten geçer. Bunun adı da müzakereci demokrasi kavramıdır.
Toplumda var olan soru işaretlerinin giderilmesi için, Önder Apo’nun düşüncesi, felsefesi ve hedeflerinin doğru bir şekilde ortaklaştırılması amacıyla, doğru bir politik hat üzerinden topluma gidilmelidir.
Devlet, elindeki bütün güçlerle toplumu kendi yanına çekmek ve kendi istediği şekilde bir entegrasyon yasası çıkarmak için çabalarken, bunun karşısında iyi bir örgütlülük yaratılmadığı takdirde tehlikeler ortaya çıkacaktır. Önder Apo’nun, toplumun her kesimini sürece dahil etme çabasının altında da bu tehlikeleri görmesi ve buna engel olma girişimleri yatmaktadır.
İşte tam burada, müzakereci demokrasi anlayışı ile topluma gidilmeli; toplum dinlenilmeli, onlara sürecin ve demokratik entegrasyonun önemi anlatılmalı ve bu yasalar ile yeni bir boyuta ulaşacak süreçte toplumun her kesiminin devletin baskılarına karşı kazanımlar elde edileceği anlatılmalıdır.
Müzakereci demokrasinin temeli olan, toplumun tamamının sürece katılımının sağlanması ise sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler ve dernekler aracılığıyla olmalıdır. Zaten toplumun tamamı sürece katılır, görüşlerini açıklıkla belirtir, tedirginliklerini ifade eder ve çözümler üretilirse, bu da Önder Apo’nun bir sistem olarak geliştirdiği ideolojik yapılanmanın bir adım sonrasını doğuracaktır. Böyle bir yaklaşım, komünlerin temeli de olur.
DEMOKRATİK ENTEGRASYON VE KOMÜN İLİŞKİSİ
Bu bağlantıları, İmralı tecrit koşullarında dışarıya çıkan görüşlerini bir arada okuyarak anlayabilirsiniz.
Yeni çağın sosyalizm anlayışını komün örgütlenmesi olarak tanımlayan Önder Apo, sosyalizme ve sosyalizmin pratikleşmiş hali olan komünlere gidiş yolunu da müzakereci demokrasi ve demokratik entegrasyon olarak görmüştür. Bu iki tanım birbirinden ayrı değil, birbirini tamamlayan ve büyüten kavramlar olarak ele alınmış ve öyle tanımlanmıştır. Demokratik entegrasyonu, demokratik ulusun ilk adımı olarak görmesi de bundan dolayıdır.
Farklı toplumların bir arada yaşamasının ilk adımı olan demokratik entegrasyon sürecinde, farklı kimlikler ve farklı düşünceler öncelikle bir arada yaşamayı öğrenecek, bir arada yaşamanın ve ortaklaşmanın ne olduğunu kavrayacak, buna paralel olarak müzakereci demokrasi sistemi ile ortaklaşmanın ikinci adımını atacaktır.
Birbirlerini tanıyan ve bir arada yaşamayı kabul eden toplumların ikinci adımı, ortak bir yaşam alanını birlikte düzenlemek ve birlikte örgütlemek için bir araya gelmektir. Bu da müzakereci demokrasinin işletilmesi ile mümkündür.
Buna paralel olarak geliştirilecek sistem ise, komün sistemidir. Demokratik entegrasyon süreci ile birbirini tanıyan ve müzakereci demokrasi ile bir arada yaşamın, birlikte karar vermekten ve konuşmaktan geçtiğini gören bir toplumun bunu başarmasının en önemli ayağı, kendi alanında bir örgütlenmeden geçmektedir. Bunun adı da komünlerdir. Yoksa sadece ‘komün’ demek ile bir yapı asla komün olmaz. Komün olmasının yolu, doğru bir politik bilinç ve tanımdan geçmektedir.
Önder Apo’nun yaptığı da budur. Doğru bir tanım ve doğru bir çizgi üzerinden götürülen sistem her zaman zafere ulaşacaktır.
Komünler, birileri istedi diye değil, kurulacak alanın özgül durumlarına göre toplumun kabul etmesi ile oluşur. Bunun için de komünleşmeye giden sürecin doğru bir tanımdan geçmesi ve doğru bir örgütlülük ile oluşturulması gerekmektedir. Komün örgütlenmesinde önemli olan, doğru bir ideolojik çizgi ve politik tanımdır.
Komün örgütlenmesinin bütün aşamaları, bir entegrasyonu beraberinde getirir. Ev komünlerinden başlayarak, bütün komünlerde ortaklaşma ve ortak bir yaşam kurma ideası olmak zorundadır; bunun yanında, bu ortaklaşmanın süreklilik arz eden kuralları da beraberinde getirmesi gerekir.
Komünlerde birilerini ya da bir topluluğu dışlamak, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin komün tanımına aykırıdır. Burada komün, toplumun her kesimini kapsamak ve her kesimiyle ilişki kurmak zorundadır.
Bu da farklı kesimlerin ortak bir paydada buluşması ve tüm toplumun temsil edilmesi anlamına gelir. Ortak paydada buluşmak, bir entegrasyonu da beraberinde getirecek; toplumun bir kesiminin dayatmasıyla değil, her kesiminin ortaklaşmasıyla ortak bir yaşamın temelleri atılacaktır.