‘Dêrsim’de yaşananlar tarihsel bir politikanın devamı’
Akademisyen İsmet Konak, Gülistan Doku dosyasının Dêrsim’e yönelik tarihsel politikadan bağımsız ele alınamayacağını belirterek, “Sömürgeci akıl, özü itibarıyla pederşahi ve saldırgandır” dedi.
Akademisyen İsmet Konak, Gülistan Doku dosyasının Dêrsim’e yönelik tarihsel politikadan bağımsız ele alınamayacağını belirterek, “Sömürgeci akıl, özü itibarıyla pederşahi ve saldırgandır” dedi.
Gülistan Doku dosyasıyla birlikte Dêrsim’de yıllardır sürdürülen politikalar yeniden gündeme geldi. Kadın cinayetleri, şüpheli ölümler, ajanlaştırma, yolsuzluk ve göç politikalarının tartışıldığı kentte işsizlik de yüksek seviyede bulunuyor. Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana farklı uygulamalarla karşı karşıya kalan kentte benzer politikaların sürdüğü belirtiliyor.
Akademisyen İsmet Konak, Dersim’e yönelik politikaların tarihsel bir süreklilik taşıdığını belirterek, bölgenin “daire-i itaate alınmasının” uzun yıllardır devletin temel hedeflerinden biri haline getirildiğini ifade etti. Konak, “Nice partiler, hükümetler, siyasi figürler, mülki amirler ve askeri kadrolar bu amaca ulaşmak için her türlü yöntemi kullandı” diyerek, günümüzde yaşanan bazı olayların da bu tarihsel çizginin devamı olduğunu savundu. Gülistan Doku cinayetinde ortaya çıkan güç ilişkileri ve suç mekanizmasının “1848 yılından itibaren tatbik edilen tedip politikasının uzantısı” olduğunu dile getiren Konak, yaşananları “kolonyalist piyesin sahnelerinden biri” olarak nitelendirdi.
'VALİ DEVLETİN TARİHSEL MİSYONUNU YERİNE GETİRMEK İÇİN GÖREVLENDİRİLDİ'
Konak, dönemin valisi Tuncay Sonel’e ilişkin değerlendirmesinde ise “Dersim’i idare etmek için değil, devletin tarihsel misyonunu yerine getirmek için görevlendirilmiştir” ifadelerini kullandı. Kentteki bürokrasi, mülki idare, güvenlik birimleri ile üniversite ve hastanenin söz konusu olayda rol aldığı iddiasının “kolonyalist kuşatmanın açık bir ifadesi” olduğunu belirten Konak, “Sadece Gülistan Doku değil, Rojwelat Kızmaz, Esra Kılıçarslan ve üstü örtülmüş diğer cinayetler adli veya tali olarak yorumlanamaz. Geçmişte dile getirilen 'Dersim çıban başıdır, temizlenmelidir' sözünün günümüzde de etkisini sürdürüyor. 1848 yılından beridir ıslah edilmesi gereken Dersim değil, kolonyalist zihniyetin kendisidir” diye konuştu.
Sömürgeci zihniyetin doğasına da değinen Konak, “Sömürgeci akıl, özü itibariyle pederşahi bir akıldır ve her daim saldırgandır” ifadelerini kullandı. Bu anlayışın “büyük balık küçük balığı yutar” ilkesiyle hareket ettiğini belirten Konak, tarih boyunca doğaya, dile, kadınlara ve emekçilere karşı benzer uygulamaların hayata geçirildiğini söyledi. Ermeni Soykırımı’nın yıl dönümüne dikkat çeken Konak, dönemin Diyarbakır Valisi Dr. Mehmet Reşid’in bilinçli şekilde görevlendirildiğini öne sürerek, yerel işbirlikçiler aracılığıyla sürecin yürütüldüğünü ifade etti. Bu dönemde sarf edilen “Kadınları öldürmeyin, kendinize nikâhlayın” sözünün “pederşahi merhametin” bir örneği olduğunu dile getirdi.
'VALİ SONEL KENAN EVREN'İN GÜNÜMÜZDEKİ SURETİDİR'
Konak, benzer bir anlayışın 1937-1938 Dersim olaylarında da görüldüğünü belirterek, “Çok sayıda Dersimli kız çocuğu ‘hizmetkâr’ haline getirildi” dedi. Bu sürecin yalnızca askeri değil, aynı zamanda sosyal bir mühendislik politikası olduğunu savunan Konak, ailelerinden koparılan çocuklara ilişkin örnekler vererek, “Sekine Kankotan toprağından koparılmış ve başka bir kente gönderilmiştir. Bu tür örnekler Cumhuriyet dönemi politikalarının bir yansımasıdır.
Sekine Evren’in hayatı aslında cumhuriyetin Kürt paradigmasının özetidir"
Günümüze ilişkin değerlendirmelerinde ise Konak, bazı yöneticilerin geçmişteki figürlerin “günümüzdeki suretleri” olduğunu savundu. Konak, “Kayyım-vali Tuncay Sonel, Pirinççizade Feyzi Bey, Kazım Orbay ve Kenan Evren’in günümüzdeki suretidir. Bu isimler onların bayrağını taşıyor. Gülistan Doku’nun yaşadıkları da geleneksel pederşahi aklın devamıdır" dedi.
Toplumsal yapıya ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Konak, “Üniter devletlerin tipik özelliklerinden biri anonim toplum imal etmektir. Bu yapının en belirgin özelliği suskunluk sarmalıdır. 6 yılda Dersim halkının büyük çoğunluğu bu sarmalın içinde kalmayı tercih etmiştir” ifadelerini kullandı. Toplum içinde bazı iddiaların bilindiğini ancak açık şekilde dile getirilmediğini belirten Konak, “Kimse sarmalın dışına çıkıp cinayeti açıklıkla konuşma teşebbüsünde bulunmuyor” dedi.
'YARGI SİRK ALANI GİBİ ROLÜNÜ OYNUYOR'
Akademisyenlere yönelik eleştirilerde de bulunan Konak, üniversite çevrelerinin sessizliğine dikkat çekerek, “İtaat eden akademisyenden bilim insanı olmaz” dedi. Bu durumun bilimsel üretimi zayıflattığını savunan Konak, eleştirel düşüncenin yerini itaatin aldığını ifade etti. Yargı sürecine ilişkin değerlendirmesinde ise Konak, “Başsavcı ve adalet bakanına "ağdalı övgüler" sıralanıyor. Aynı yargı ve adalet mekanizması acaba 6 yıl neyi bekledi? "Adalet mülkün temelidir" deyip, o temeli dinamitleyip ve sonra "onardık" deyip siyasi manevralara başvurmak hiç güven vermiyor. Her alanda olduğu gibi bu cinayetin 'aydınlatılmasında' da bir pragmatizm var. Siyasi iktidar, otoriteyi konsolide etmek ve toplumun hafızasını değiştirmek için her türlü Ali Cengiz oyununa başvuruyor. Yargı artık bir sirk alanı gibi, iktidar ise cambaz rolünü oynuyor. Toplumun artık 'akrobatik' hareketlere tahammülü kalmadı" sözlerini kullandı.