Dilovası: Rantın ve ihmalin patlamaya dönüştüğü ilçe

Bu patlama, Dilovası’nda yıllardır biriken ihmal, denetimsizlik ve toplumsal kontrolün açığa çıkması oldu. Her ne kadar iktidar tarafından, “münferit bir iş kazası” olarak gösterilse de patlama, ihmaller zincirinin kaçınılmaz bir sonucu olarak gerçekleşti

DİLOVASI PATLAMA

8 Kasım 2025 sabahı, Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde, Mimar Sinan Mahallesi’nde bulunan bir kozmetik üretim tesisinde meydana gelen patlama, altı işçinin yaşamına mal oldu. Olayın yankısı bir iş kazası sınırında kalmadı; çünkü bu patlama, on yıllardır bölgenin üzerinde birikmiş sanayi-siyaset-yoksulluk üçgeninin yeni ve kaçınılmaz bir sonucuydu.

Dilovası, denetimsiz sanayileşme, tapusuz yerleşim alanları ve yüksek kanser oranlarıyla adeta “bir mikro Türkiye” olarak karşımızda duruyor. 

SANAYİNİN YÜKÜNÜ TAŞIYAN BELDE

Dilovası’nın sorunlu hikayesi, 1970’lerin sonlarında İstanbul’un yükünü azaltmak için ağır sanayi tesislerinin İzmit Körfezi’ne yönlendirilmesiyle başladı. Fabrikalar, yer seçimini “ucuz arazi-ulaşım kolaylığı-liman bağlantısı” üçgenine göre yaptı. Bu, ilk bakışta ekonomik bir planlamaydı; ancak zamanla çevre ve halk sağlığı açısından telafisi güç bir mirasa dönüştü. 

1980’ler boyunca bölgeye, özelikle Kürdistan’dan ve Karadeniz bölgesinden yoğun bir göç yaşandı. Ucuz işgücü talebi, kayıt dışı istihdamın da kapasını araladı ve Dilovası’nın “çalışan yoksullar” profili o yıllarda şekillendi. Ancak sanayiyle birlikte gelmesi beklenen ‘refah’, bölge halkına değil, çevre il ve ilçelere aktı.

Göçle büyüyen nüfus, plansız yapılaşmayı beraberinde getirdi. Arazi sahipliği belirsiz, imar planları eksik ve tapuların büyük kısmı bulunmuyordu. Bu durum, yıllar içinde hem bir sosyal ‘koz’ hem de siyasi bir araç haline geldi. Tapusuzluk, yerel iktidarların halk üzerindeki en etkili kontrol mekanizmasına dönüştü: “Tapunu veririz, ama bize oyunu verirsen!” 

Dilovası, 22 Mart 2008’de 5747 sayılı Kanun ile ilçe statüsü kazandı.  Bu, görünürde idari bir yükselme gibi dursa da aslında belediyeye tanınan yetkilerle planlama ve ruhsat süreçleri kolaylaştırılarak sanayi bölgesinin genişlemesi için hukuki bir zemin sağlandı. Artan yetki, aynı oranda denetim getirmedi.

İlçe statüsünden sonra açılan her yeni Organize Sanayi Bölgesi (OSB), bölgenin ekolojik dengesini biraz daha bozdu. Bugün Dilovası, yedi Organize Sanayi Bölgesi ve 250’nin üzerinde büyük fabrika ile irili ufaklı 400’ün üzerinde sanayi kuruluşuna ev sahipliği yapıyor. Kimya, metal, plastik ve liman işletmelerinin yan yana bulunduğu bu yoğun sanayi bölgesinde, çevresel denetimler neredeyse sembolik düzeyde kaldı. 

MECLİSİNUYARISINA RAĞMEN İHMAL SÜRDÜ

2006 yılında kurulan Dilovası Araştırma Komisyonu, 2006 tarihli raporunda ilçenin sanayi açısından doymuş olduğunu vurguladı. Raporun bazı önemli maddeleri öyle: 

*İlçede mevcut sanayi tesisleri çevresel ve sağlık riskleri açısından kritik seviyede. 

*Yeni sanayi yatırımlarının yapılması, hava kirliliği, ağır metal birikimi ve işçi güvenliği açısından ciddi tehlikeler yaratıyor. 

*Sanayi-yerleşim alanları ayrımı yapılmamış, tesisler mahallelerin ortasında faaliyet gösteriyor.

*Denetim mekanizmaları yetersiz ve çoğu zaman sahte veya eksik raporlarla geçiştiriliyor. 

Raporun ardından, 2007 yılında Meclis'te yapılan takip yazışmaları ve soru önergeleri ile uyarılar gündeme taşındı; ancak hiçbir ciddi rehabilitasyon planı hayata geçirilmedi. Rapor adeta raflarda kaldı. Sanayi ve yerleşim alanları ayrımı yapılmadığı için hem halk sağlığı hem de iş güvenliği riskleri devam etti. 

Dilovası’ndaki sağlık krizi sadece istatistik değil; o zehirli havayı soluyan, bedeniyle mücadele eden binlerce insanın günlük hayatı. Kanser oranları, kronik astım, KOAH ve cilt hastalıkları artık burada yaşamın normal hali. Bu hastalıklar, sanayinin bacasından çıkan dumanın siyasetin göz yummasından nasıl geçtiğinin canlı ve acı kanıtı. 

İHMALLER ZİNCİRİ

Fabrikaları mahallelerin ortasında tutan ve patlamaya hazır hale getiren zincir, ruhsat ve rant ilişkilerinden kaynaklanıyordu. Belediye ve OSB yetkilileri, halk sağlığını değil siyasi ve ekonomik ilişkileri önceledikleri için, denetimsiz sanayiyi durduracak mekanizmalar bizzat yerel yönetimler tarafından işlevsiz kılınmıştı. İlişkiler, sermaye ve yerel yönetimlerin karşılıklı menfaat zincirine kilitlenmişti.

Dilovası halkının çoğu evleri tapusuz ve ekonomik olarak bağımlı durumdaydı; bu yüzden güvenlik ihlallerini dile getirmeye cesaret edemiyorlardı. Sessizlik, siyasi kontrolün bedeliydi. Denetimsiz sanayiye karşı sesini yükselten halka, yerel yöneticiler evlerinin tapusuz olduğunu hatırlatarak, yıkımın kendi evlerinden başlayacağının tehdidiyle halkı susturuyordu. Böylece halkın susması, sistemin en etkili denetim mekanizması haline gelmişti. 

BİLİM SUSTURULDU

Bebeklerin durumu ise, bu tablonun en sarsıcı kanıtı olarak Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun araştırmalarıyla ortaya çıktı. Hamzaoğlu’nun 2006-2011 yılları arasında yürüttüğü çalışmalarda, yeni doğan bebeklerin dışkılarında ağır metaller tespit edilmişti. Yani sadece bugünün değil, geleceğin de zehirlendiği ortaya konuyordu.

Ancak yetkililer, önlem almak yerine bu gerçeği açıklayan bilim insanı Hamzaoğlu’nu soruşturmaya ve susturmaya çalıştı. Bu olay, Dilovası’nda sermaye ve siyasi kontrol mekanizmalarının ne kadar köklü olduğunu gözler önüne seriyordu. 

POLİTİKA VE RANT ÜZERİNDEN OLUŞAN KONTROL MEKANİZMASI: KÜRT NUFUSU

Dilovası’nın politik yapısı ve rant ilişkileri, sanayi yoğunluğunun merkezinde yer alıyor. Tapusuzluk ve ekonomik bağımlılık, yerleşim yerlerinde yaşayan halkı siyasi ve ekonomik baskı unsuru olarak kullanmak için önemli bir rol oynuyor.

Dilovası nüfusunun yaklaşık yarısını Kürt nüfus oluşturuyor. Özelikle Bingöl, Muş, Erzurum ve Kars illerinden gelen göçmenler yoğunlukta. Bu gerçeklik, ilçeyi Kürt siyasi hareketinin (DEM Parti) düzenli olarak yüksek oy aldığı ve yerel seçimleri kazanma potansiyeli taşıyan bir ilçe haline getiriyor.

Kürt siyasi hareketinin bu potansiyeli tehdit olarak algılandığından, sistem partileri bu siyasi gücü dengelemek ve belediyenin Kürt siyasetine geçmesini engellemek için örtülü veya açık iş birlikleri ve özel politik stratejiler geliştirdi. Bu kontrol siyaseti genellikle Kürtlere karşı en çok tapusuzluk tehdidi olarak gelişiyor. Evlerinin tapusuz olması, politik baskının temel aracı haline geldi. Halkın sesi, evlerinin yıkılma tehdidiyle susturuldu.

Diğer önemli bir tehdit ise ekonomik bağımlılık. İşgücü ve sosyal yardımlarla siyasi rıza üretildi. Böylece ekonomik bağımlılık sürdürülerek oy davranışları dolaylı olarak yönetildi. Bu tehditler ve mekanizmalar, halkın sesini sınırlayan ve sanayinin denetimsizliğini garanti altına alan “toplumsal itaat” anlayışını inşa etti. Kürt nüfus sadece işgücü kaynağı değil, aynı zamanda yerel iktidarın şekillendirilmesinde bir dengeleme unsuru olarak da değerlendirildi. 

2025 PATLAMASI: İHMALLER ZİNCİRİNİN SON HALKASI

8 Kasım 2025 sabahı, Dilovası Mimar Sinan Mahallesi’nde bir kozmetik üretim tesisinde meydana gelen patlama, ilçenin yıllardır ihmal edilen çatlaklarını gözler önüne serdi. Tesis, uzun yıllardır yüksek oranda etil alkol ve diğer kimyasallarla çalışıyordu. Önceki yıllarda da benzer fabrikalarda kazalar meydana gelmesine rağmen, tesisler uygun denetimlerden muaf tutulmuştu. 

Hayatını kaybeden altı işçinin çoğu taşeron ve sigortasızdı. Güvenlik önlemleri yetersizdi ve iş cinayetleri rutin hale gelmişti.

Belediye ve OSB yetkilileri, ruhsatları siyasi ve ekonomik ilişkiler çerçevesinde vermeye devam etti. Denetimsiz sanayiyi durduracak mekanizmalar, bizzat yerel yönetimler tarafından işlevsiz kılındı.

Tüm bu rant ve çıkar zinciri karşısında ise halk, ekonomik bağımlılık ve tapusuzluk tehdidi nedeniyle sessiz kalmaya zorlandı. Bu sistematik sessizlik, fabrikaları mahallelerin ortasında tutarak patlamayı kaçınılmaz hale getirdi. Bu teknik ve idari ihmal zinciri, Dilovası’nda yaşanan felaketi bir iş kazası olmaktan çıkarıp, yıllardır süren yapısal bir kontrol mekanizmasının sonucu haline getirmiş durumda. 

Bu patlama, Dilovası’nda yıllardır biriken ihmal, denetimsizlik ve toplumsal kontrolün açığa çıkması oldu. Her ne kadar iktidar tarafından olay, “münferit bir iş kazası” olarak gösterilse de patlama, uzun yılların ihmaller zincirinin kaçınılmaz sonucu olarak gerçekleşti.

Rant, imar izinleri ve siyasi kontrol, halkın güvenliği ile yaşam hakkından daha önemli ve öncelikli kılındı. 

Dilovası, bu haliyle yoksulların canının, çevrenin sermaye ve siyasi rant uğruna nasıl feda edildiğinin acı ama gerçek bir simgesi olmaya devam ediyor. Eğer yapısal sorunlar çözülmezse, bu patlama gelecekteki felaketlerin yalnızca bir uyarısı olacaktır.