Direnişteki sağlık emekçilerine, ‘Hastanenin arkasında devlet var’ tehdidi

Özel Okmeydanı Hastanesi’nin direnişteki sağlık emekçilerinden Sema Arslantürk, arabuluculuk adı altında aranan sağlıkçıların, “Hastanenin arkasında devlet var” diye tehdit edildiğine dikkat çekti ve ekledi: “Her birimizin hakkı ödenene kadar buradayız!”

SAĞLIK EMEKÇİLERİ

İstanbul Okmeydanı’nda faaliyet gösteren Şafak Grubu’na ait Özel Okmeydanı Hastanesi’nde çalışan sağlık emekçilerinin, hak gasplarına ve hukuksuz bir biçimde işten çıkarmalara karşı başlattıkları direniş 23 gündür kararlılıkla devam ediyor. Aylarca maaşları ödenmeyen ve sigorta primleri yatırılmayan sağlık emekçileri, 10 Kasım 2025 tarihinde hiçbir rapor ve resmi belge gösterilmeden “Deprem riski” bahanesiyle alelacele önce ücretsiz izne çıkarıldı, daha sonra işten atıldı. DİSK’e bağlı Dev Sağlık-İş’e üye olan sağlık emekçileri, o gün bugündür hastane önünde gasp edilen hakları için 7/24 İş ve Emek nöbeti tutuyor. Direnişteki sağlık emekçilerinden Özel Okmeydanı Hastanesi acil servis sorumlusu hemşire Sema Arslantürk, ANF’ye konuştu.

HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEYECEK DEDİLER, 5 YIL SONRA SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN HAKLARINI GASP ETTİLER!

Direnişteki Özel Okmeydanı Hastanesi’ndeki sağlık emekçilerinden Sema Arslantürk’ün çocukluk hayaliydi hemşire olmak. 13 yaşında meslek lisesine başlayan Arslantürk, bugün 31 yaşında Şafak Grubu’na ait Özel Okmeydanı Hastanesi’nde maruz kaldığı haksızlıklar ve hak gaspları nedeniyle mesleği bırakma noktasına geldi. Hastanede 2014 yılından bu yana farklı dönemlerde çalışan ve en son 5 yıl 10 aydır acil servis sorumlu hemşiresi olan Arslantürk, “Özel Okmeydanı Hastanesi’yle bağlarım 2014 yılında başladı ama bir girdi çıktı olayım oldu. 2021 yılından itibariyle tekrardan çalışmaya başladım burada. O dönem diğer yönetim vardı. 2021’de hastane Şafak Grubu’na satıldı. Yemekhanede yapılan 10 dakikalık bir konuşmayla hastanenin Şafak Grubu’na satıldığı bilgisi verildi biz sağlık emekçilerine. Daha sonra Şafak Grubu yöneticileri bizimle toplantı yapıp yönetimi devraldıklarını, çalışma koşullarımızda hiçbir şeyin değişmeyeceğini, herkesin olduğu yerde kalacağını söylediler. Bizimle bizzat konuşan Şafak Grubu’na bağlı Meva Hastanesi’nin Mali Müşaviri ve bildiğim kadarıyla aynı zamanda Şafak Grubu’nun hissedarlarından olan Ahmet Özgün’dü. Ama tabii ki bu 5 yıl içerisinde çok şey değişti” dedi.

‘BEŞ KİŞİNİN ÇALIŞMASI GEREKEN YERDE İKİ HEMŞİREYDİK, HASTA SAYISI 500’ÜN ÜZERİNE ÇIKIYORDU!’

Hastanede çalışma koşullarının çok ağır olduğunu anlatan Arslantürk, acil serviste ciddi personel eksikliği olduğunu, o nedenle de çok zorlandıklarını ifade etti. Normalde beş kişinin çalışması gereken yerde iki kişi çalıştıklarına dikkat çeken Arslantürk, “Sorumlu hemşire olmama rağmen sahada aktif çalışıyordum. Günlük hasta sayısı çoğu zaman 200’ün, hatta 500’ün üzerine çıkıyordu. Pandemi döneminde daha da yoğunduk. Burası çevrede ‘küçük SSK’ olarak biliniyor. Biz Okmeydanı SSK Hastanesi’nin yükünü de kaldırıyorduk. Kendi oluşturduğumuz bir hasta portföyümüz vardı. Benim de kendimce hasta grubum vardı. İnsanlar bizim için geliyorlardı buraya. Bu şekilde işleyen bir süreç vardı. Normalde 08-18.00 arası çalışıyorum hafta içi ama tabii ki nöbetlerimiz de vardı. 18.00'dan sonra eleman eksikliğinden nöbet tuttuğumuz zaman dilimleri de vardı” diye konuştu.

‘MAAŞLARIMIZ O KADAR DÜŞÜKTÜ Kİ ZİNCİR MARKET BENİMLE ÇALIŞMAK İÇİN ÇAĞIRDI!’

Aldıkları maaşların da düşük olduğuna işaret eden Arslantürk, sözlerini şöyle sürdürdü: “Maaşımız da iyi değildi. Zam dönemi geldiğinde çok uzun görüşmeler yapılmıyordu. Gelip sorumluları kenara çekiyor ve soruyorlardı ama söylenenleri değerlendirmiyorlardı. Her zam verdikleri dönemde, ‘Eskiden maaşlarınız çok düşükmüş. Biz elimizden geleni yapıyoruz ama daha yukarıya çekemeyiz, sizin maaşlarınız ortada’ diyorlardı. Öyle ki bir zincir market geçen yıl bana, ‘Bu hastanede harcanıyorsun’ deyip 48 bin TL maaş teklif ederek çağırdı. Burada herkes aynı durumdaydı. Hastanede 27 yıllık ebe olan ablamızın 27 bin TL maaş aldığını sosyal medyadan öğrendim.

‘MAAŞ GECİKMELERİ İKİ AYA ÇIKTI, İCRALIK OLDUM!’

Son 8 aydır sorunlar başladı. Malzeme temininde sıkıntılar yaşandı. Maaşlarımızı birkaç gün gecikmeli vermeye başladılar. Sonraki dönemde 10 gün gecikmeli verdiler. 10 günler 20 günlere, 20 günler bir aylara, bir aylar iki aylara çıkarak devam etti bu durum. Haziran ayında başhekimle, başhekim yardımcısıyla görüşmemiz oldu ve ben artık personelin dayanamadığını söyledim. Çünkü bir personelim beni gece 02:00’da arayarak, ‘Cebimdeki para ekmek almaya yetmedi’ diye ağladı. Ve ben bu cümlenin üstüne 3 gün uyuyamadım. Geçmişte böyle zor günlerde birbirimize destek oluyorduk ama son süreçte destek olabilecek paramız da kalmadı. Zaten Nisan ayından beri maaşım icradaydı. Hastane yönetimi hem bunun için maaşımdan kesinti yapmış, hem de ödememiş icra parasını. O nedenle mahkemelik oldum. Ve ben bu durumu Ekim ayında e-devlet üzerinden fark ettim. Gelip muhasebe müdürüne sorduğumda ise, ‘Unutmuşuz’ cevabını verdi. Ama benim maaşımdan kesilen paranın nereye gittiğini de açıklamadılar. Şu anda Ekim, Kasım maaşlarımı da, mesailerimi de ödemediler. O para da yok ortada. Sigortalarımızın 10. ay primlerini daha yeni yatırmışlar.

“DEPREME DAYANIKSIZ’ DEYİP ÖNCE ÜCRETSİZ İZNE ÇIKARDILAR, SONRA İŞTEN ÇIKARDILAR

Direnişimizin sesini meclise taşıdığımız gün de işten çıkarıldığımızı SGK üzerinden öğrendik. Zaten 10 Kasım’da, kimseye önceden haber vermeden, hastane binasının depreme dayanıksız olduğunu söyleyerek, ki onun da resmi belgesini göstermediler, hepimizi 2-3 aylığına ücretsiz izne çıkarmışlardı. Ben o esnada yıllık izindeydim. Öğrenir öğrenmez geldim. Hemen aynı gün sendikalı olup direnişe başladık. Meclise gittiğimizde ise işten çıkardıklarını öğrendik. SGK üzerinden ‘İşyeri kapanması (Kod 17)’ gerekçesiyle işten çıkarıldığıma dair mesajlar geldi. Sonra tekrar iptal ediyorlar. Sonra 15 Kasım’da çıkışımı yapıyorlar. Sonra tekrar iptal ediyorlar. Sonrasında 18 Kasım’da tekrar çıkışımı yapıyorlar. Bunun sebebi de acil servis ruhsatını almış olmaları. Ben o gün geldiğimde de acil servis hemşirelerinin çalışmak zorunda olduğunu, bir doktor bir hemşirenin çalışmak zorunda olduğunu söylediler.”

‘RESMEN SUS VE ÇEKİL GİT DİYORLAR’

İş ve Emek nöbetlerine başladıkları günden beri arabuluculuk sürecinde olduklarını belirten Arslantürk, ancak arabuluculuk görüşmelerinde maaşların değil, yalnızca kıdem tazminatlarının teklif edildiğine, ihbar ve yıllık izin ücretlerinin yok sayıldığına dikkat çekti. Arslantürk, şöyle konuştu: “Direnişimizin ilk gününden beri arabuluculuk sürecindeyiz. Bu adamlar böl, parçala, yönet sistemiyle çalışıyorlar. Arka planda muhasebe müdürü teker teker sağlık emekçilerini arayarak, ‘Gel bak bugün yatıracağız paranızı, yoksa alamazsınız, şirket kapanacak’ diyerek baskı kuruyor. Maaşımızı zaten vermiyorlar. Kıdem tazminatını vereceğiz diyorlar sadece. Yıllık izni de vermiyorlar. İhbar süresini vermiyorlar. Maaşları da kıdemin içine sokuyorlar. O zaman kıdem tazminatını da vermemiş oluyorlar aslında. 1 milyon TL alacağı olan emekçiye, 200 bin TL al git diyorlar. Sonra da bu arada helalleşelim cümlesini kullanıyorlar. Resmen sus payı veriyorlar, sus ve çekil diyorlar. İsmini vermek istemeyen bir avukat da basına konuşurken, utanmadan sağlık emekçilerinin haklarını verdiklerini öne sürmüş. Ama kesinlikle bir şey verdikleri yok. 8 aylık bir süreçten bahsediyoruz.

‘HASTANENİN ARKASINDA DEVLET VAR’ TEHDİDİ

Bu süreçte evlilik birliği bozulmaya başlayan arkadaşlar var, çocuklarını okula gönderen arkadaşlar var, icrada olan arkadaşlar var. Bu arada doktorlar da alamadı paralarını. Doktorlara yüzde 30 kesintiyle bir yıl sonra vermeyi teklif ediyorlar. Bu kesintinin gerekçesi olarak da direnen bizlerle dayanışma içinde olmalarını gösteriyorlar. Bununla da yetinmeyerek, direnen arkadaşlarımızı da tehdit ediyorlar. Arabulucu adı altında arayan muhasebe müdürü ve mali müşavir, ‘Özel Okmeydanı Hastanesi’nin arkasında kim var biliyor musunuz? Dünürü kim biliyor musunuz? Hastanenin arkasında devlet var’ diyerek resmen sindirme politikası uygulamaya çalışıyorlar. Dünürü dedikleri de Google’a girdiğin zaman MHP Milletvekili Celal Adan yazıyor. Şimdi de bizi işgalci olarak göstererek direndiğimiz hastane önünden çıkarmak istiyorlar ama biz burada gasp edilen haklarımız için nöbet tutuyoruz.”

SÖZÜN BİTTİĞİ NOKTA!

Bu direniş sırasında yaşadığı iki olayın kendisini çok sarstığını belirten Arslantürk, birincisinin Şafak Grubu’na ait Meva Hastanesi önünde açıklama yaparken hastane kapılarının üzerlerine kilitlenmesi, ikincisinin ise nöbet tuttukları Özel Okmeydanı Hastanesi’nin yakınında kalp krizi geçiren bir yurttaşın yaşamını yitirmesi olduğunu açıkladı. Bu iki olayın kendisi için sözün bittiği nokta olduğunu vurgulayan Arslantürk, yaşananları şöyle anlattı: “Meva Hastanesi önünde sağlık emekçileri olarak açıklama yaptık. 15-20 kadındık. Biz gelmeden önce hastanenin giriş ve çıkışları kilitlendi. Tüm sağlık çalışanlarını ara kata toplayıp aşağı inmemelerini söylediler, bize destek olmalarını engellediler. Onların da aylardır maaşları verilmiyor. Oraya gittiğimde karşılaştığım bu tablo uykularımın kaçmasına neden oldu. Kim parasını almadığı bir yerde çalışır ki? Kim para kazanmadığı bir işi yapar ki? Ve bu ülkede sağlık çalışanı olmayı sorguladığım bir tabloydu o aynı zamanda benim için. Orası bir cezaevi değildi, orası bir sağlık kurumuydu ve kilitlendi. İkinci olay ise önceki Cumartesi günü direniş alanında, hastanenin önünde Sema Hanım diye bağırmaya başladı esnaf. Beni alıp aşağı sokağa götürdüler; bir tamirci abimiz var mahallede, onun kalbi ve solunumu durmuş. Tek sağlık çalışanı bendim ve acilen müdahale etmek lazım. Hemen kalp masajına başladım ve acil çantasıyla malzemelerin getirilmesini istedim. Büyük bir kaos vardı ve hastane işlevsiz olduğu için tüm müdahalelerime rağmen döndüremedim hastayı. O hasta dönebilirdi ama döndüremedim. Yapmadığım şeyler dolayısıyla değil, imkansızlıktan dolayı hayata geri dönemedi. Çünkü var olan hastane işlemiyordu. Doktor yoktu. Anestezi teknikeri yoktu. Kardiyolog yoktu yanımda. İlaçlarım vardı, yapacak yetkim yoktu. Ben bir sistem mağduruyum, orada ölen adam da sistem mağduru oldu. Şimdi bu adamın katili kim? Hani nerede sağlık sistemi? Kurtarılabilir bir hastayı orada kaybettik. Bu benim için inanılmaz üzücüydü. Sağlık meslek lisesine 13 yaşında girdim, 31 yaşındayım. Meslek etiğine, bu gruba, mesleğe, sağlığa dair her şeye inancım orada bitti. Bu direnişten sonra sağlıkta çalışmayı düşünmüyorum çünkü bu ülkede sağlık çalışanlarına saygı yok. Pandemi döneminde birazcık saygı duyuyorlardı ama artık yok. Özveriyle çalışan sağlık çalışanlarını uzaklaştırıyorlar meslekten. Burada bir gecede belki de ülkenin en iyi sağlık neferlerini, ben de dahil olmak üzere, kaybettiler. Bu olayla kaybettiler.”

‘HER BİRİMİZİN HAKKI ÖDENENE KADAR BURADAYIZ!’

Gasp edilen emeğinin son damlasını alana kadar direneceğini kaydeden Arslantürk, sadece kendisi için değil tüm sağlık emekçileri için vazgeçmeyeceğini vurguladı. “Tek kişi de kalsam haklarımızı almadan buradan gitmeyeceğim” diyen Arslantürk, “Yaklaşık 170 sağlık çalışanı mağdur oldu burada. Biz kimsenin malına göz dikmedik, sadece emeğimizin karşılığını istiyoruz. Her birimizin hakkı ödenene kadar buradayız. Eğer sorgulanacak birileri varsa o da emeğimizi gasp eden Şafak Grubu’dur. Sağlık hakkında hiçbir bilgileri ve alakaları olmadığı halde nasıl özel hastaneler açabiliyorlar, tıp merkezleri açabiliyorlar? Keşke bilmedikleri işe girişmeselerdi. Sağlığa girecek insanların ardı arkası araştırılmıyor mu? Nasıl bu kadar fazla hastaneye sahip olabiliyorlar? Mesela şu an herhangi bir firmanın adı çıksa, kapatılsa, bir daha yer açma ihtimali var mı? Yok. Şimdi bir şey söyleyeceğim. Meva Hastanesi, eski Avrupa Şafak Hastanesi. Yenidoğan Çetesi iddianamesinde adı geçen hastane. Sadece ismi değiştirilmiş, Meva yapılmış. Yönetim de değişmedi, sadece şirketin ismi değiştirilmiş. Hep böyle devir işlemiyle götürüyorlar işi. Oysa insan sağlığı, halk sağlığı söz konusuyken bu gibi şirketlerin burada alanlarını genişletmelerine nasıl izin veriliyor?” diye tepki gösterdi.