DEM Parti Okulu Eşsözcüsü Doğan Erbaş, Türkiye’nin yaklaşık bir buçuk yıldır içinde bulunduğu Kürt sorunundaki çözüm arayışlarını ve gelinen aşamada atılması gereken yasal adımlara dair değerlendirmelerde bulundu.
Mevcut durağanlığın doğasında iniş çıkışlar barındırdığını ifade eden Erbaş, sürecin tıkandığına dair kötümser yorumların yerine sağduyulu ve gerçekçi analizlere ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Sürecin hukuki ve siyasi zemininin büyük oranda Önder Apo’nun inisiyatifiyle oluştuğunu hatırlatan Erbaş, iktidar içindeki yöntem farklılıklarının ve bölgesel gelişmelerin yarattığı gecikmelere dikkat çekti.
Özellikle çerçeve yasa hazırlıklarında muhataplık hukukunun gözetilmesi gerektiğini savunan Erbaş, ekonomik krizden çıkışın yolunun da barışçıl bir iklimden geçtiğini vurgulayarak, tüm siyasal ve toplumsal muhalefeti hükümeti somut adımlar atmaya zorlamaya davet etti.
‘SÜREÇTE BİR DURAĞANLIK VAR AMA TIKANMA DEMEK İÇİN HENÜZ ERKEN’
Sürecin mevcut seyrine ilişkin yapılan tartışmaları değerlendiren Doğan Erbaş, yaşanan durağanlığın tıkanma olarak yorumlanmaması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:
“Sürecin devam edip etmediğine yönelik çeşitli tartışmalar yapılıyor. Bir taraftan bakıldığında, sanki süreç ilerlemiyormuş gibi bir izlenim oluşuyor ve tıkandığına dair yorumlar yapılıyor. Şu an süreçte bir durağanlık olduğu gerçektir; ancak tıkanma demek için henüz erken. Bu tip süreçlerin doğasında inişli çıkışlı, dalgalı bir karakter vardır; düz bir seyir izlemezler. Dünya üzerindeki bütün örnekler de böyledir. Zaman zaman gerilimler, duraklamalar ve tıkanıklıklar yaşanabilir. Şu an tecrübe ettiğimiz durum tam olarak budur.
Ortada bir sorun olduğunu görmezden gelmeyelim; fakat sürecin tıkandığı ve bundan sonra adım atılmayacağı yönündeki yorumlar fazla kötümserdir. Bugün sağduyulu, objektif ve gerçekçi değerlendirmeler yapmaya ihtiyaç duyuyoruz.”
Erbaş, çözüm arayışının özgün yapısına dikkat çekerek gelinen aşamanın hukuki ve siyasi önemine dair şöyle konuştu:
“Sayın Öcalan'ın süreci bugüne kadar büyük oranda tek taraflı olarak getirdiğini görmek gerekiyor ve bu durumun üzerinde ne kadar dursak azdır. Kendisi burada yeni bir tarih yazıyor. İktidar kanadından veya farklı yorumculardan gelen ‘Türkiye modeli’ söylemlerini biliyorsunuz; bu gerçekten haklı bir tanımlamadır. Dünyadaki çatışma çözümü pratiklerine bakıldığında, hiçbirine benzemeyen, çok özgün yanları olan bir modelle karşı karşıyayız. Ben buna ‘Öcalan Modeli’ diyorum; belki ileride ‘Öcalan ve Türkiye Modeli’ olarak da anılabilir. Tarihin bunu nasıl yazacağını hep beraber göreceğiz.
Sayın Öcalan’ın uzun yıllara dayanan tecrübesiyle ortaya çıkardığı, büyük sorumluluklar alarak 27 Şubat çağrısında da belirttiği bu süreç, Türkiye’de Kürt sorununun çözümünün hukuki ve siyasi zeminini yarattı. Öncelikle bu zeminin oluşturulduğunu ve siyasal, kalıcı bir çözümün önünün açıldığını görmek gerekir. Sürece bu pencereden bakmakta yarar var.”
‘SİYASİ VE HUKUKİ ZEMİN YARATILDI, ŞİMDİ YENİ BİR AŞAMAYA GEÇİLMEK ZORUNDA’
Bir buçuk yılı aşkın süredir devam eden süreci özetleyen Doğan Erbaş, barışçıl çözümün kapılarının sonuna kadar açıldığını belirterek artık yeni bir aşamaya geçilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti:
“Şu aşamaya kadar gelinen bir buçuk yılı aşkın süreyi böyle özetlemekte yarar var: Siyasi ve hukuki zemin yaratıldı, barışçıl çözümün kapıları sonuna kadar açıldı. Türkiye artık yeni bir aşamaya geçmek durumundadır; bunun şartları da oluşmuştur.
Burada iktidarın parçalı yapısının kendi içinde farklı düşüncelere sahip olduğu anlaşılıyor. Gelişmeler, koalisyonun ikinci ortağı MHP ile de bir bakış açısı ve yöntem farklılığı yaşandığını gösteriyor. Sayın Bahçeli’nin kamuoyuna yansıyan ‘bir an önce adımlar atılmalı’ şeklindeki söylemleri ve bilinen kuş metaforu, bu durumun birer göstergesidir.
İktidarın kendi içindeki bu çelişkilerin yarattığı gerilimler mevcuttur. Diğer taraftan, Türkiye’de bu sürecin devamından rahatsız olan kesimlerin olduğu da bir gerçektir. Tüm bunlar bir araya geldiğinde; bir gecikme, duraksama, gerileme ve hatta tıkanmaya doğru giden bir tabloyla karşılaşıyoruz. Mevcut durumun nedenlerini bu dengeler içerisinde görmek gerekir.”
‘SAYIN ÖCALAN’IN GÖRÜŞLERİ DOĞRULTUSUNDA BİR ÇERÇEVE ORTAYA ÇIKARILMALI’
Ortadoğu’daki siyasal konjonktürün de sürece etkilerini değerlendiren Doğan Erbaş, bölgesel gelişmelerin iktidarı ‘bekle-gör’ politikasına ittiğine dair yorumlara dikkat çekerek şunları ifade etti: “Medyadaki tartışmaları yakından izliyoruz. Ortadoğu’daki gelişmelerin ve siyasal konjonktürün süreç üzerinde etkili olduğu, hükümetin bu nedenle bir ‘bekle-gör’ politikası izlediğine dair yorumlar yapılıyor. Suriye ve Rojava’daki durumun yarattığı durağanlığı ocak ayında net bir şekilde görmüştük. İran’daki gelişmelerin süreci aynı ölçüde etkileyip etkilemediği ise tartışmaya açıktır. Sürecin her aşaması kritikti; ancak bundan sonra nasıl devam edeceğini anlamak açısından bence en kritik döneme gelmiş bulunuyoruz. Mayıs ayı bu anlamda önemli gelişmelere ve görüşmelere sahne olabilir.”
Yasal düzenleme hazırlıklarına değinen Erbaş, çerçeve yasa konusunda Önder Apo ile diyalog kurulmasının hayati önem taşıdığını şöyle vurguladı: “Çerçeve yasa olarak isimlendirdiğimiz yasal geçiş süreci konusunda Sayın Öcalan ile mutlaka görüşme yapılmalıdır. Onun görüşü alınmadan yapılacak bir yasal düzenlemenin geçerliliği olmayacaktır; bunu bütün netliğiyle söylemek gerekir. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre bir yasal hazırlık yapıldığı anlaşılıyor. Ancak bu metinlerin sağlıklı ve uygulanabilir olması için hızlı hareket edilmeli ve Sayın Öcalan’ın görüşleri doğrultusunda bir çerçeve ortaya çıkarılmalıdır.
Karar vericilerin şunu görmesi gerekir: Sayın Öcalan ile makul olanda birleşme başarılamazsa, hiçbir siyasi iradeyle çözüme ulaşılamaz.”
Erbaş, çözüm konusundaki yapıcı tutumun doğru analiz edilmesi gerektiğini belirterek sürecin taraflarına şu çağrıda bulundu: “Sayın Öcalan, öteden beri Kürt sorununun çözümü için makul, haklı ve gerçekçi olanı öneren bir pozisyonda durmuştur. Bugün de bu duruşunu sürdürmektedir. Bu yaklaşımın bir zayıflık veya taviz veren bir pozisyon olarak değerlendirilmesi son derece yanlıştır. Aksine; kendisi, sorunun çözümü için makul olanı arıyor, düşünüyor ve formüle ediyor. Dolayısıyla yasa hazırlayıcıların, hükümetin ve devlet içinde bu süreci tartışan mekanizmaların, Sayın Öcalan ile görüşerek konuyu bir an önce gündeme almaları şarttır.”
‘KAYBEDİLEN HER AN TÜM HALKLARA KAYBETTİRİYOR’
Sürecin uzamasının yarattığı risklere dikkat çeken Doğan Erbaş, gecikmenin provokasyonlara ve sabotajlara açık bir zemin hazırladığına işaret ederek şunları söyledi: “Zaman kaybı, sadece Kürt halkına değil, Türkiye’deki bütün halklara kaybettiriyor. Bir tarafın kazandığı, diğer tarafın kaybettiği bir denklemde değiliz. Gecikme, toplumsal bir çürümeye yol açtığı gibi süreci sabote etmek isteyen uluslararası bağımsız güçlerin veya ‘norm dışı’ odakların harekete geçmesine de imkan tanıyor. Bu nedenle kaybedilen her saat, bu kadar kritik bir sürecin heba edilme riskini artırıyor. Meseleye bu ciddiyetle yaklaşmak gerekir. DEM Parti olarak bu konudaki uyarılarımızı sürekli dile getiriyoruz. Ancak iktidar kanadından gelen, partimizin görüşlerini ‘hükümete ayar vermek’ gibi kavramlarla niteleyen eleştiriler haksızdır. DEM Parti, bir siyasi irade olarak görüşlerini söylemeye devam edecektir.”
DEM Parti Okulu Eşsözcüsü Erbaş, çözümün toplumsallaşması gerektiğini belirterek siyasal muhalefetin sorumluluk alması gerektiğinin altını şu sözlerle çizdi: “DEM Parti, yapıcı bir aktördür ve bu sürecin heba edilmemesi için şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da elinden gelen çabayı gösterecektir. Ancak sadece bizim duruşumuz yeterli değil; toplumsal ve siyasal muhalefetin de hükümetin yasal çerçeve ve geçiş yasaları konusunda adım atması için daha duyarlı olması gerekiyor. Muhalefet cenahındaki bazı zayıflıkları maalesef görüyoruz. İktidara duyulan güvensizlik bir pay sahibi olsa da barıştan, eşitlikten ve özgürlükten yana olan tüm kesimlerin tam da şimdi ortaya çıkma zamanıdır. Hükümeti somut adımlar atmaya zorlamak, demokratik bir sorumluluktur.”
‘BARIŞ VE EKONOMİK KRİZ ARASINDAKİ BAĞI GÖRMEK ZORUNDAYIZ’
Toplumsal muhalefetin eylemlilik sürecine değinen Doğan Erbaş, demokratik kurumların açıklamalarının ve yaklaşan 1 Mayıs’ın çözüm talebiyle birleşmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu: “İnsan Hakları Derneği’nin pek çok merkezde eş zamanlı yaptığı açıklamalar oldukça kıymetli ve bu tür etkinliklerin çoğalması gerekir. Önümüzde 1 Mayıs var ve bu süreç oldukça önemli. Türkiye’de başta ekonomik kriz olmak üzere pek çok kriz aynı anda yaşanıyor; örneğin Ankara’daki madenci eylemi günlerdir sürüyor. Ekonomik kriz, toplumu neredeyse felç etmiş durumda. Toplumsal ve siyasal muhalefetin, bu sorunlar ile barış süreci arasındaki bağı doğru kurması gerekiyor.
‘Barış gelirse ekonomik kriz çözülür’ perspektifiyle hareket ederek iktidarı adım atmaya zorlamalıyız. Sürecin ilerlemesi ancak bu bağın görünür kılınmasıyla mümkün olabilir.”
İktidara yönelik eleştirilerin sürece olan ihtiyacı gölgelememesi gerektiğini ifade eden Doğan Erbaş, meseleye halkların ihtiyacı ekseninde bakılması gerektiğine dikkat çekerek şunları vurguladı: “İktidara duyulan güvensizliği, sürece duyulan bir güvensizliğe dönüştüren yaklaşımları doğru bulmuyorum. Geçmiş pratikler ortadadır; iktidarın seçim endeksli veya pragmatik davrandığına dair kaygılar haklı olabilir. Bunların hepsini kabul edebiliriz; ancak sürecin kendisi tüm bunlardan ayrı bir yerde duruyor. Biz bu meseleye, iktidarın niyetinden ziyade halkların ihtiyacı üzerinden bakıyoruz. Sadece Kürt halkının değil, tüm Türkiye halklarının bu sürece ihtiyacı var. Bu tarihsel ihtiyacı görerek süreci ilerletmek gibi bir sorumlulukla karşı karşıyayız.”