Kocaeli Dilovası İlçesi’ndeki Ravive Kozmetik adlı parfüm atölyesinde meydana gelen yangın ve patlamada 3’ü çocuk 6 kadın işçinin diri diri yanarak ölüme gönderilmesi, her iş cinayeti sonrası olduğu gibi gözleri tekrar ihmaller zincirine çevirdi.
Dolum ve paketleme yapılan atölyede iş güvenlik önlemlerinin alınmaması, çoğunlukla kadınlardan oluşan işçilerin sefalet ücretine sigortasız çalıştırılması, çocukların iş gücünün sömürülmesi, ruhsatlı olup olmadığı bilinmeyen binada yangın merdiveni ve ekipmanı bulunmaması, CİMER’e yapılan şikayetlerin dikkate alınmayıp atölyenin denetimden geçirilmemesi büyük tepkilere neden oldu. Katliamda yaşamını yitiren 56 yaşındaki Şengül Yılmaz’ın evinde kardeşi Emine Bulut ve eşi Salih Yılmaz ANF’ye konuştu.
‘GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ, LANET BİR YERDİ ORASI!’
Ablası Şengül Yılmaz’ın iş cinayetinde yaşamını yitirdiğinin haberini alır almaz Sakarya’dan Dilovası’na gelen Emine Bulut, 1 ay içerisinde iki kardeşini kaybetmenin acısını yaşıyordu. Daha 27 gün önce abisinin kalp krizinden vefat ettiğini belirten Emine Bulut, “Şimdi de ablamın acı haberi geldi” dedi. Ablası Şengül’ün diri diri yanarak can verdiği parfüm atölyesini anlatan Bulut, iş cinayetinin göz göre göre geldiğinin altını çizdi. Atölyeden “Lanet bir yer” olarak söz eden Emine Bulut, “Göründüğü gibi lanet bir yerdi orası. Sigorta yok, iş güvenliği yok, yangın ekipmanını bırakın, yemek, çay, masa bile yoktu. Ben geçen sene orada 1 ay çalıştım. Ücretlerde hep kesinti yapıyordu patron Kurtuluş Oransal. Zaten işe başlarken iki gün deneme diyordu, sonra Pazar gelmedin diyerek ücreti kesiyordu, öyle öyle ay sonunda bana kala kala 11 bin TL gibi bir ücret kalmıştı. ‘Bu kadar mı?’ diye sorduğumda, ‘Evet, bu kadar’ demişti. Ben de ‘O kadarsa o zaman bu ücrete sen çalış’ demiştim” diye anlattı.
‘HERHALDE KIZ ÇOCUKLARIN BAĞIRIŞLARINI DUYDU VE DAYANAMAYIP İÇERİ GİRDİ’
Ablası Şengül’ün atölyede 3 yıl çalıştığını belirten Emine Bulut, “Ablam aylık 950 TL ücret alıyordu. Sadaka gibi bir paraydı. Ama çalışmadığı zaman canı sıkılıyordu. Hem harçlık hem de arkadaşları Hanım Gülek ve Ayten Aras ile atölyede beraber olmak istiyordu. Burada hemen hemen herkes harçlık çıkarmak için zaman zaman atölyede geçici olarak çalışıyordu. Olay günü ablam kurtuluyordu aslında. Katliamdan sağ kurtulan arkadaşı Ayten’in arkasından geliyormuş. Ayten ile konuştuğumda bana ‘Arkama döndüğümde Şengül geliyordu peşimden. Bir süre sonra baktım Şengül gitmiş’ diye anlattı ablamın son anlarını. Herhalde ablam atölyede kalan kız çocukların bağrışlarını duydu ve dayanamayıp içeri girdi. Çünkü orada çalışan kızlar onun çocukları gibiydi” diye konuştu.
‘NE BİR YANGIN MERDİVENİ NE BİR ACİL ÇIKIŞ KAPISI!’
Herhangi bir tehlikeli durumda atölyeden çıkmanın zaten zor olduğuna dikkat çeken Emine Bulut, malzemelerin alındığı büyük ambar kapısının yanında ancak bir kişinin geçebileceği dar bir çıkış olduğunu söyledi. Ambar kapısının zor açıldığını anlatan Emine Bulut, şöyle konuştu:
“O kapı çok ağır bir kapı ve ancak güçlü bir şekilde itekleyerek açılıyordu. Orada çalıştığım dönemde bir gün çıkmaya çalıştım o kapıdan ama ağır olduğu için çok zor açabildim. O kapı ancak malzemeler gelince ya da yazın çok sıcak olduğunda açılıyordu, yoksa genelde hep kapalıydı. Atölyede nefes alamıyorduk çoğu zaman. Bir havalandırma da yoktu. Ne bir yangın merdiveni ne bir acil çıkış kapısı. Dışarıdan varil tarzı merdiven altı malzemeler geliyordu, bunlar dolum makinesine konuluyordu, daha sonra şişelere doldurulup paketleniyordu. Birçok aşama vardı. Kimi işçiler şişeleri dolduruyor, kimisi kapakları takıyor, kimisi etiket yapıştırıyor, kimisi ise paketliyordu. Hiçbir işçinin sigortası yapılmıyordu. Sadece Gülhan ismindeki kadın amirin sigortası vardı. O da atölyede yangın çıktığında sorumlu olduğu işçileri geride bırakıp kaçmış. Ama işçiler patronla görüşmek istediğinde, ‘Yok Kurtuluş Bey kabul etmiyor, gidemezsin’ diye çıkışmayı biliyordu. O patron da yangın günü işçilere vermesi gereken ücretlerle dolu valizle kaçmış. Çünkü işçilere paraları elden veriyordu ve yangını gördüğünde onların ücretleriyle kaçmış.”
‘TEHDİTLE MESAİ YAPTIRIYORDU, SON 1 AY NEFES ALMADAN ÇALIŞTILAR!’
Ablasını en son 27 gün önce abisinin cenazesinde gördüğünü anlatan Emine Bulut, gözyaşları içinde aileden bir tek kendisinin kaldığını ifade etti. Ablasının hamile bir kızı olduğunu dile getiren Emine Bulut, şunları ifade etti: “Yeğenim hemen atölyenin yanında oturuyordu. Ablam hem işe gidiyor hem hamile kızına yardım ediyordu. Şengül, normalde sabah 08.00’da işbaşı yapıp akşam 18.00’da işten çıkıyordu ama son bir aydır haftada 7 gün ful mesai yapıyordu. Ablam ve diğer hayatını kaybeden işçiler 1 ay boyunca hiç nefes almadan sabah 08.00’dan akşam 20.00’lara kadar çalıştılar. İşten atma tehdidiyle zorla mesai yaptırıyordu onlara patron Kurtuluş Oransal. ‘Ya mesaiye kalırsınız, ya da ertesi gün işe gelmezsiniz’ diye tehdit ediyordu. O fazla mesai paralarını vermediği gibi yemek de vermiyordu. Hepsini cebine atıyordu. İnsanlar evlerinden kuru ekmek, peynir, zeytin götürüyordu atölyeye. O bir parça ekmeği de yerde yiyorlardı çünkü patron bir masayı dahi onlara çok görmüştü. O yukarıda masasında keyif yapıyordu, hanımlarla lüks yaşıyordu, pideler, kebaplar ve dönerler yiyorlardı. İşçiler ise kuru ekmek yiyordu. Yani hem aç hem de yorgun öldüler.”
‘ZABITALAR DENETLEME ADI ALTINDA PARFÜM KOLİLERİNİ ALIP GİDİYORDU’
Kayıtsız işçi çalıştırılan ve iş güvenliği önlemlerinin alınmadığı atölyede doğru dürüst bir denetleme de yapılmadığını belirten Emine Bulut, bir kere Dilovası Belediyesi’ne bağlı iki zabıta memurunun atölyeye geldiğini ve iş yerini denetleme adı altında kendilerine hazırlanan parfüm kolilerini alıp gittiklerini gördüğüne dikkat çekti. Denetleme yapılacağı bir gün ise patronun sigortalı işçi göstermek için telaşlandığını anlatan Emine Bulut, “Denetime geleceklerini söyleyerek sigortamı alelacele yaptırmak için kimliğimi istedi. Ben zaten emekli olduğumu söyleyerek kabul etmedim. Benim yerime, emekli olmak için 1008 günü kalan ablamı veya diğer işçileri sigortalı yapması gerektiğini söyledim. Ama yapmadı. Onları hep kandırdı. O yüzden denetleme olacak günler bizi dışarıya çıkartıyordu ve atölyede sadece birkaç işçi bırakıyordu. Denetleme bittikten sonra bizi tekrar iş yerine çağırıyordu” dedi.
‘BU CİNAYETTE KİMİN SORUMLULUĞU VARSA HEPSİ CEZA ALSIN!’
Göz göze göze bir cinayet işlendiğini vurgulayan Emine Bulut, görevini yapmayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na, “Öyle kravat takarak olmuyor bu işler“ diye tepki gösterdi. Bu iş cinayetinde kim sorumluysa hepsinin cezalandırılmasını isteyen Bulut, “Yangının çıkış nedeni olarak iki söylem var; bir elektrik kaçağından, bir de sigaradan bahsediliyor. Ne olduysa ortaya çıksın. Kim bu cinayete göz yummuşsa, kim burada haksızlık yaptıysa, kimin bu cinayette parmağı varsa hepsi cezasını alsın. Ben parasında pulunda değilim, kardeşim, canım, ciğerim için adaletin yerini bulmasını istiyorum” vurgusunda bulundu.
Sosyal medya paylaşımlarında ablasının ses kaydının kendisinden habersiz verilmesine de tepki gösteren Emine Bulut, “O ses kayıtlarını sosyal medyadan kaldırsınlar. Benim çok canım acıyor. Onları sosyal medyadan paylaşacaklarına mahkemeye sunsunlar” dedi.
‘ONA HEP ‘GARİBAN YİNE GİDİYOR’ DİYE TAKILIRDIM, GERİYE BİR POŞETİ KALDI!’
Şengül Yılmaz’ın eşi Salih Yılmaz ise, eşinin orada çalışmaması için çok uğraştığını belirtti. Eşi fazla mesaiye kaldığı zaman atölyeye gidip patronla tartıştığını anlatan Yılmaz, “Patron Kurtuluş Oransal ile hep ters konuşurdum. O yüzden beni hiç sevmezdi. Hatta hanıma, ‘Denizciden adam olmaz. Nereden buldun bu denizciyi?’ derdi. Ben onu sevmezdim, o da beni sevmezdi. Bakıyordum, akşam saat 21.00 olmuş, eşim hâlâ çalışıyor. Gidip tartışırdım sürekli patronla. Hanım da şikayet ediyordu çalışma koşullarından, o yüzden ona oradan çıkmasını söylerdim. Hiç unutmam, iş yerinde yemek vermedikleri için her sabah bir poşete ekmek, zeytin, peynir koyardı. Ona hep ‘Gariban yine gidiyor’ diye takılırdım. Eşimden geriye bir o poşet kaldı” diye konuştu.