Gazeteci-yazar Korucu: Yüzleşme mutlaka olacaktır
Yüzleşme üzerine kitaplar yazan gazeteci Serdar Korucu, barışa gerçekten kavuşulacaksa yüzleşmenin mutlaka olacağını belirterek, “Bunun için savaş politikaları döneminin kapanması lazım” dedi.
Yüzleşme üzerine kitaplar yazan gazeteci Serdar Korucu, barışa gerçekten kavuşulacaksa yüzleşmenin mutlaka olacağını belirterek, “Bunun için savaş politikaları döneminin kapanması lazım” dedi.
Yaşanılan süreçte yüzleşmenin önemli olduğunu dile getiren gazeteci Serdar Korucu, bir yüzleşme olsa da eksik başlayacağını fakat demokratik toplumda dahasının talep edileceğini, edilmesi gerektiğini söyledi.
“Şimdi Kim Kaldı İmroz’da”, “Sancak Düştü - İskenderun Sancağından Hatay’a Ermeni Meselesi”, “Cumartesi Anneleri Galatasaray Meydanı’nda 1000 Hafta”, “Akşam İstanbul’da Çok Fena Şeyler Oldu - 6-7 Eylül 1955’in son tanıkları anlatıyor” ve “Bu Yas Bitmez - Cizre, Silopi, Beytüşşebap, Sur, Yüksekova ve Nusaybin’dekiler Anlatıyor 2015-2016” kitaplarının yazarı gazeteci Serdar Korucu, ANF’ye konuştu. Son 52 yıllık süreç içerisinde çok şeyin yaşandığını belirten Korucu, şunları söyledi: “Herkes kendi penceresinden yorumlayabilir. Kürtlerin içinde de farklılaşan anlatılar ortaya çıkıyor, çünkü çok uzun ve katmanlı bir dönem. Hem direniş hem yıkım olarak okunabilir. Hangi açıdan konuşursak konuşalım, bir tespiti ortaya koymak gerektiğini düşünüyorum: Türk basınında adı onlarca yıl, mesela 1930’larda ‘Muhayyel Kürdistan burada metfundur’ ya da 1960’larda ‘Kürtçülük yaptığı iddia edilen sanıkların hapsi istendi’ kupürleri ile anılan, İsmail Beşikçi’nin ifadeyle ‘sömürge bile olamayan’ bir halkın varlığı kabul edildi, siyasal özne haline geldi. Mesela 49’lar Davası’nda o günün savcısı Bülent Akmanlar, ‘Bu vatan sınırları içinde Kürt unsurunun olamayacağını’ söylüyordu. Bugün ne savcılar ne de devleti yönetenler böyle bir ifade kullanıyor… Bu, çok açık bir kazanım ve kolay olmadı. Faili belli olan siyasi cinayetler, gözaltında kayıplar, insanlığa karşı suç kapsamında mahkemeye taşınması gereken katliamlar yaşandı bu aradaki on yıllarda.”
KARAR, ACIYI TAŞIYANLARDA OLMALI
Barış iklimine gerçekten kavuşulacaksa yüzleşmenin kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Korucu, şöyle devam etti: “Fakat bunun nasıl ve ne zaman olacağı, belirsizliğini koruyor. Yüzleşmenin nasıl ve ne zaman olacağını belirlemek, görüşen iki tarafın ama onlardan da önce yüzleşilecek alanların muhataplarının konusu. Onların söz sahibi olması gerek, bu yanıt da onların hakkı. Akademisyenler, sivil toplum örgütleri, avukatlar, gazeteciler bu alanda fikir belirtir, dünyada bu süreçlerin nasıl yaşanmış olduğunu anlatır, aktarır, öneri sunar. Bunlar çok kıymetli ama bence karar, acıyı taşıyanlarda olmalı. Mesela bu sürece dair en çok tartışılan konu da bu. Yaşananlarla yüzleşilmeden sürecin başlayamayacağı söyleniyor, sürece karşı çıkılıyor. Öte yandan bu konunun gerçek tarafı olanlara baktığımızda böyle bir itirazın yükselmediğini görüyoruz. Barış Anneleri… Onlar en baştan beri dirayetle ‘barış’ diyorlar ve demeye devam ediyor. Cumartesi Anneleri, talepleri gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetlerinin bulunması ve faillerden hesap sorulması, yargılanması fakat onlardan da bu süreci destekliyor. Kentlerin yıkımlarının yaşandığı 2015-16 dönemi… Belki en az konuştuğumuz, konuşulan konu… Sur’dan Cizre’ye, Nusaybin’den Yüksekova’ya kadar yüzlerce ailenin konuşma hakkı var bu konuda. Başta Eren Keskin’in ve İHD şubelerinin desteğiyle hazırladığım ‘Bu Yas Bitmez’ kitabında konuştuğum isimlerden ve daha sonra irtibat kurduklarımdan hiçbiri barışın, sürecin karşısında fikir beyan etmedi. Bence öncelikle karşı çıkmamız gereken, bu ailelerin söz hakkını geride tutan üstten söylem. Kimsenin bu ailelerin önüne geçmeye hakkı yok.”
YÜZLEŞMELER BÜTÜNCÜL ELE ALINMALI
Yüzleşmenin bütüncül bir şekilde yaşanmasının önemli olduğunu vurgulayan Korucu, bütüncül yüzleşme bir yana, dünyadaki örneklere bakıldığında bir alandaki yüzleşmelerin bile derinleşebildiğini görmenin zorluğuna işaret etti. En iyi yüzleşme örnekleri arasında gösterilen Almanya’da bile gerçek bir arınma yaşanmadığını hatırlatan Korucu, şöyle konuştu: “Yüzleşme başladığında bile bazı eksikliklerin en başta bile olacağını öngörmek zor değil. Mesela gözaltında kayıplar… Çoğunluğu Kürt meselesi üstünden. Hatta 90’ların başında devlet nezdindeki ‘kanıksanmış’ hali, Talat Türkoğlu’nun kardeşi Münübe Türkoğlu’nun ‘DGM savcısı, Gözaltında kaybetmeler, gerçi gözaltına alınmamış ama gözaltında kaybetmeler Güneydoğu’da çok var ama Trakya’da yok. İlk defa duyuyorum, dedi’ anlatısı ortaya koyuyor. Olası bir yüzleşmenin tüm kayıpları kapsaması da zor görünüyor, çünkü gözaltında kayıpların başlangıcını Cumartesi Anneleri de 1915’ten başlatıyor, yani ‘Ermeni Soykırım anmaları’nın sembol günü olan 24 Nisan’da gözaltına alınan Ermeni aydınlardan. Dolayısıyla Ankara’nın olası yüzleşmesinde bunu 1915’e kadar çekmesini ilk aşamada beklemek ne yazık ki çok zor… Bir yüzleşme olsa da eksik başlayacak fakat barışın dayanması öngörülen demokratik toplumda tabii ki dahası talep edilecektir, edilmesi de gerekiyor.”
KÜRT HAREKETİ YÜZLEŞMEYE DİKKAT ÇEKİYOR
Bazı kesimler tarafından tartışılan helalleşmeye değinen Korucu, helalleşmenin İslam literatüründe bir tür bağışlanma olduğunu ancak burada bir yüzleşmenin olması gerektiğini belirterek, şunları ifade etti: “Öcalan'ın 2013’te Amed’deki Newroz kutlamasında okunan ve ‘Türk halkı bilmeli ki Kürtlerle bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır’ dediği mektubunda, ‘helalleşme’ ifadesi, ‘Zaman ihtilafın, çatışmanın, birbirlerini horlamanın değil, ittifakın, birlikteliğin, kucaklaşma ve helalleşmenin zamanıdır’ şeklinde geçiyordu. Daha sonra ‘helalleşme’, CHP’nin eski genel başkanlarından Kemal Kılıçdaroğlu tarafından bir ‘açılım’ gibi kullanıldı. Kürt Hareket ise yüzleşmenin gerekliliğine dikkat çekiyor. Helalleşme, akla ‘bağışlama’yı getirdiği için yüzleşmeden daha zor görünüyor, çünkü helalleşilebilecek olanlar, yani bir tarafın diğer taraftan bağışlama talep edeceği kesim hayatta kalanlar. Jacques Derrida bunun ‘eksik’ olduğunu söylüyor, çünkü Derrida’ya göre bağışlamanın muhatabı artık hayatta olmayanlar. Onların yakınları bile kendileri de ‘mağdur’ olsa hayatta olmayanların yerine geçmeye ehil değiller. Hayatta kalanlar sadece failin kendilerine yaşattığı için bağışlama hakkına sahipler, yani Jacques Derrida için ‘mutlak bir bağışlama’ imkansız.”
YÜZLEŞMENİN BAŞLAMASI İÇİN O DÖNEMİN KAPANMALI
Yüzleşmenin başlaması için o dönemin kapanması gerektiğini söyleyen Korucu, “Mesela ilk çözüm süreci olarak adlandırabileceğimiz dönemde, 2015’e kadar yüzleşmeden konuşuyorduk, pek çok tartışma vardı fakat ‘dönemin’ kapanmadığı, geri dönülen savaş politikasıyla kendini hatırlattı. Hafızayı sabitlemek imkansız hale geldi. Eski yaralara yenileri eklendi. ‘Temiz’ bir sayfa açmak şöyle dursun, yeni kayıplar, acı çeken yeni aileler oldu. Cansız bedeni ailesi tarafından Cizre’nin sıcağında buzdolabına tutulmak zorunda kalınan Cemile Çağırga, Sur’da polis tarafından katledilen 12 yaşındaki Helin Şen, sokağın ortasında yatan cansız bedeni herkesin hafızasına kazınan Taybet Ana, o isimlerden sadece birkaçı… Artık tüm bu can kayıpları ile yüzleşmek gerekiyor ama tüm bunlar için savaş politikaları döneminin kapanması lazım” dedi.