UNESCO tarafından tehlike altındaki diller arasında gösterilen Kürtçenin Kirmanckî (Zazakî) lehçesi, giderek daralan kullanım alanları nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Özellikle genç kuşaklar arasında anadil kullanımının azalması, eğitim ve kamusal yaşamda yeterince yer bulamaması, Kirmanckî’nin geleceğine ilişkin kaygıları artırıyor. Dil aktivistleri ve akademisyenler, Kirmanckî’nin korunması ve gelecek nesillere aktarılması için acil adımlar atılması gerektiğine dikkat çekerek, anadilde eğitimin ve kültürel çalışmaların hayati önemde olduğunu vurguluyor.
Uzun yıllardır Kürtçenin Kirmanckî (Zazakî) lehçesine üzerine akademik çalışmalar yürüten Vate Grubu üyesi Deniz Gürbüz ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.
‘KÜRTÇE GENEL OLARAK GERİLİYOR’
Kürtçe’deki gerilemenin yalnızca Kirmanckî ile sınırlı olmadığına dikkat çeken Gürbüz, Kurmancî’nin de ciddi bir erime yaşadığını vurgulayarak, “Kirmanckî, nüfus olarak daha küçük bir topluluk tarafından konuşuluyor. Kurmancî’nin Türkiye dışında Suriye, Irak ve İran gibi coğrafyalarda yaşamaya devam ettiği alanlar var. Ancak Kirmanckî neredeyse yalnızca Türkiye sınırları içerisinde konuşuluyor. Bu nedenle karşı karşıya olduğu tehlike çok daha büyük. Bazı bölgelerde Kurmancî kullanım alanları hızlı bir şekilde yok oluyor” dedi.
‘MODERNLEŞMENİN DİLİ TÜRKÇE OLDU’
Dil kaybının modernleşme süreçleriyle doğrudan ilişkili olduğunu söyleyen Gürbüz, şöyle devam etti: “Eskiden daha geleneksel toplumsal yapılar içerisinde Kürtçe çok daha güçlü korunuyordu. Bugün bu yapılar çözülürken dil de çözülüyor. Hakkari gibi bölgelerde Kürtçenin canlı kalmasının sebeplerinden biri de budur. Ancak Malatya, Adıyaman, Maraş ya da Dersim gibi yerlerde geleneksel yapıların çözülmesiyle birlikte dil de geriliyor. Modernleşme okulla birlikte geliyor ve okulun dili Türkçe. Fakat mesele yalnızca bu değil; Kürt modernleşmesinin dili de ne yazık ki Türkçe oldu. Modernleşen kesimler Kürtçe’den uzaklaştıkça dil kaybı daha da hızlandı.”
‘KURMANCÎ DE RİSK ALTINDA’
Kürtçenin genel olarak alarm verdiğini belirten Gürbüz, dilin çocuklara aktarım oranlarının ciddi biçimde düştüğüne işaret ederek şunlara dikkat çekti: “Yapılan bazı araştırmalarda dilin yüz çocuktan yalnızca sekizine aktarılabildiği belirtiliyor. Bu çok düşük bir oran. Eğer bu gidişat devam ederse, bugün Kirmanckî’nin yaşadığı tehlike yarın Kurmancî için de geçerli olacak. Belki arada birkaç on yıllık fark olur ama sonuç değişmez.
Kirmanckî, kültürel ve sanatsal alanda da yeterince temsil edilmiyor. Kürt tiyatrosu, Kürt sineması ya da Kürt kültürü adı altında yürütülen çalışmaların büyük bölümü fiilen Kurmancî üzerinden ilerliyor. Örneğin bugün Amed’de yüz binlerce Zaza nüfusu bulunuyor ama Kirmanckî tiyatrodan söz etmek neredeyse mümkün değil. Kürt tiyatrosu deniliyor ama pratikte Kurmancî tiyatro oluyor. Kürt sineması deniliyor ama Kirmanckî’ye dair bir alan oluşturulmuyor. İki dilli bir toplum olduğumuz gerçeği görmezden geliniyor. Buna ayrımcılık mı denir, başka bir şey mi denir bilmiyorum; ama Kirmanckî’nin bir üvey evlat muamelesi gördüğü açık.”
‘SORUMLULUĞU SADECE DEVLETE YÜKLEYEMEYİZ’
Dil mücadelesinde tüm sorumluluğun devlet politikalarına bırakılmasının yanlış olduğunu ifade eden Gürbüz, Kürt toplumunun da kendi payına düşen sorumluluklarla yüzleşmesi gerektiğini belirterek şunları aktardı: “Evet, Kürtçe yıllarca yasaklandı, eğitim hakkı tanınmadı ve bugün de ciddi engellerle karşı karşıya. Ancak bütün sorumluluğu yalnızca devlet politikalarına yüklemek bize de bir rahatlık sağlıyor. Böyle olunca, ‘Ne yapalım, eğitim yok’ denilip geçiliyor. Kürtler dünya deneyimlerinden faydalanmalı. İğneyi biraz da kendimize batırmamız gerekiyor. Bu konuda ortak bir stratejimiz ve uzun vadeli bir planımız yok. Artık dil alanında ciddi çalışmalar yürütmeliyiz.”
‘TOPLUMA ÖNCÜLÜK EDENLERİN DİLİ TÜRKÇE’
Dil kaybının en önemli nedenlerinden birinin, topluma öncülük eden kesimlerin Türkçe’yi tercih etmesi olduğuna vurgu yapan Gürbüz, “Kürt siyasal ve toplumsal hareketlerinin bu konuda daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Kürt halkının onlarca yıllık mücadelesi var ve birçok alanda önemli kazanımlar elde edildi. Ancak dil alanı en zayıf bırakılan alanlardan biri oldu. Topluma yön veren, rol model olan kesimlerin dili büyük ölçüde Türkçe.
Şiirler Türkçe yazılıyor, tartışmalar Türkçe yürütülüyor. Böyle olunca, halkın dili koruma çabası tek başına yeterli olmuyor. Köylerde, mahallelerde, pazarlarda dil hâlâ yaşıyor ama topluma öncülük eden kesimlerin bu konuda güçlü bir politikası bulunmuyor” diye konuştu.
‘DİL GELİŞTİ AMA TOPLUMSALLAŞAMADI’
Geçmişe kıyasla Kürtçenin hem akademik hem de edebi açıdan önemli bir gelişim gösterdiğini belirten Gürbüz, buna rağmen dilin toplumsal yaşamın merkezine taşınamadığını ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı:
“Dil artık modern kavramları karşılayabilecek düzeye ulaştı. Akademik çalışmalar yapılıyor, sözlükler hazırlanıyor, yayınlar çıkıyor. Ancak bütün bunlar dar bir entelektüel çevre içerisinde kalıyor. Bir tarafta halkın konuştuğu dil, diğer tarafta aydınların kullandığı dil var. Aradaki geniş toplumsal kesim ise giderek Türkçe’ye yöneliyor. Kirmanckî’ye bütün toplum sahip çıkmalı. Bunun için de acil ve kapsamlı bir dil politikasına ihtiyacımız var.”