Klasik Marksizm’e yönelik eleştirel yaklaşımıyla tanınan Marksist avukat, sosyolog ve filozof John Holloway, devleti ele geçirmenin kapitalizmi yıkmayacağı, aksine onu yeniden üreteceği perspektifinden hareketle, iktidarı hedeflemek yerine dünyayı değiştirmek gerektiğini vurguluyor.
Uzun yıllar Zapatista hareketini inceleyen ve 12 yıl önce Kürt hareketiyle tanışan Holloway, iki hareketin de devlete alternatif halk ve toplum örgütlenmesi üzerinden mücadele yürütmeleriyle benzerlik gösterdiğini belirtiyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın paradigmasını ve Kürt Özgürlük Hareketinin mücadelesini dünyayı esir alan kapitalizmin karanlığına karşı bir ışık olarak nitelendiren John Holloway, Barış ve Demokratik Toplum Konferansı için geldiği İstanbul’da ANF’ye konuştu.
‘ÖĞRENCİM AZİZE ARSLAN’IN KÜRT MESELESİNE VAKIF OLMAMDA BÜYÜK KATKISI VAR’
Küçük yaşta doğduğu İrlanda’dan ailesiyle birlikte ayrılan Marksist filozof ve sosyolog John Holloway, özgürlük hareketleriyle ilgilenmesine ve yakınlaşmasına göçmen olma tecrübesinin yol açtığını ifade etti.
Uzun yıllardır yaşadığı ve üniversitede sosyoloji dersleri verdiği Meksika’da, Zapatista hareketiyle ilgili çalışmalar yapan Holloway, Kürt hareketiyle ise 12 yıl önce Hamburg’da, Kürt meselesiyle ilgili düzenlenen bir etkinlik sayesinde tanıştığını anlattı. Doktora öğrencisi Azize Arslan ile yaptığı çalışmaların kendisine Kürt meselesi konusunda büyük katkılar sağladığını vurgulayan Holloway, “Öğrencimin Azize Arslan olması benim için bir şanstı. Onunla birlikte Kürt meselesi konusunda çalışmalar yürütmem sayesinde konuya vakıf olabildim. Viyana’da, Cenevre’de, Hamburg’da konuşmacı olarak birçok konferansa katıldım, ardından akademi içinde bu toplantılara davet edildim ve katkı verdim. Ondan ötürü de süreçleri biliyorum” dedi.
‘ROJAVA KAPİTALİST SİSTEME KARŞI BİR MODEL OLUŞTURABİLİR’
Zapatista hareketiyle Kürt hareketinin benzeştiğini belirten Holloway, ikisinin de devlete alternatif halk ve toplum örgütlenmesi üzerinden mücadele yürüttüğünü dile getirdi. Bu açıdan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, devlet aygıtına karşı komünleşme perspektifindeki demokratik konfederalizm paradigmasını inceleyen ve sunduğu önerilere tamamen katıldığını belirten Holloway, şunları kaydetti: “Abdullah Öcalan ile pek çok noktada aynı fikirdeyiz. Ancak ben kişisel olarak Marksizm’den bir kopuş gerektiğine inanmıyorum. Marx’ın eserleri çok büyük bir zenginlik barındırıyor ve Marksizmi daha farklı biçimlerde ele alarak günümüze taşımamızın mümkün olduğunu düşünüyorum.
Sayın Öcalan’ın Marksizm’e temel eleştirisi, -ki benim de çok değer verdiğim bir eleştiri-, şu ana kadar klasik Marksizm’in meseleyi güç, dominasyon ve iktidar ilişkileri üzerinden okuması ve devleti kendine perspektif olarak alması. Ancak Sovyetler Birliği ve Çin örneklerinde olduğu gibi, devlet aygıtlarını ele geçirdikten sonra yine halkların süreçten dışlandığını gördük. Klasik Marksizm “Kapital”i bir reçete olarak okudu. Halbuki bir ekonomi eleştirisiydi. Marx sadece dominasyona odaklanmadı, aynı zamanda kapitalizmin soyut emek ve para ilişkilerini de ele aldı. Dolayısıyla Marx’a geri dönüp, bu kötü okumaları eleyerek hâlâ Marksist geleneği yaşatmak mümkün bence. Bu açıdan Zapatista hareketinin ve Abdullah Öcalan kuramı ile Kürt hareketinin mücadelesi devrim ihtimali fikrini yeniden düşünülür hale getirmektedir. Mesela Rojava kapitalist sisteme karşı bir model oluşturabilir. Ben Rojava’ya hiç gitmedim ama okuduklarımdan anladığım kadarıyla, toplumu komünal zeminde yeniden oluşturmayı bu noktada çok önemli buluyorum. Yine kadın merkezli toplumsal dönüşüm ve kapitalizme karşı komünal üretim ve kooperatif ekonomisi, bunlar çok önemli.”
‘KÜRT HAREKETİ ADIM ATARKEN, TÜRK HÜKÜMETİ STATÜKOYU KORUMA EĞİLİMİNDE’
Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik çözümüne ilişkin Türkiye’de yeni bir süreç başlamasını önce şaşkınlıkla karşıladığını dile getiren Holloway, “Özellikle Abdullah Öcalan’ın tutulduğu tecrit koşulları ve Türk hükümetinin otoriter tutumu göz önüne alındığında bu gelişmeyi beklemiyordum. Ama Sayın Öcalan ile hükümet arasında yürütülen görüşmeler hakkında bilgi sahibi değildim; tabii ki ve tekrar bir sürecin gündeme gelmesi beni şaşırttı. Ama tabii ki şaşırmakla birlikte çok iyi bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Abdullah Öcalan ve diğer Kürt liderlerinin kurtarılması, Kürt kültürünün geliştirilmesi için bir alan oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Kürdistan’ın özgürleşmesi Kürt kültürünün özgürleşmesi anlamına geldiği için bence çok önemli. Türkiye’de başlayan müzakerelerin de bu yönde bir ilerleme göstermesi çok kıymetli. Bu gelişmenin dünya konjonktürüyle alakalı olduğuna eminim ama detaylara pek hakim değilim. Ancak müzakerelerin devlet ile yapılmasının da aynı zamanda kimi tehlikeler barındırdığını düşünüyorum. Devlet içine alıp kendi içinde eritmeye yönelik bir mekanizma olduğu için, önümüzdeki dönemde Kürt hareketinin komünal ve devrimci kökeninden uzaklaşıp, devletin içinde erozyona uğraması riskini barındırıyor. Ama uzaktan izlediğim kadarıyla, süreçle alakalı olarak Kürt hareketinin ileriye doğru adım atmaya çok daha gönüllüyken, Türkiye hükümetinin statükoyu korumak gibi bir eğilimi yoğun olduğunu görüyorum” vurgusunda bulundu.