‘HTŞ, 10 Mart Mutabakatı’na uymalı; mutabakat Aleviler için önemli bir kazanımdır’

HTŞ yönetiminin Suriye’de Alevilere yönelik saldırılarına tepki gösteren Aleviler, 10 Mart Mutabakatı’nın Aleviler için de bir kazanım olduğunu, HTŞ’nin mutabakata uymasını talep etti.

ALEVİLER SURİYE

Şam Geçiş Hükümeti’ne bağlı HTŞ’li güçler ile selefi örgütlerin, Alevi nüfusun yoğun yaşadığı bölgelere yönelik saldırıları sürüyor. 2025 yılı içerisinde gerçekleşen ikinci büyük saldırıda da yüzlerce Alevi sivilin katledildiği belirtiliyor.

Alevi Kültür Dernekleri Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Alevi Dernekler Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç ve HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıları ANF’ye değerlendirdi.

‘HTŞ İNSANLIĞIN, DOĞANIN VE TABİATIN KATİLİDİR’

HTŞ’nin insanlığın katili olduğunu belirten Zeynel Abidin Koç, sadece Alevilerin değil, doğanın ve tabiatın da katili olduklarını ifade ederek, zihniyetlerinin kendi inançlarından olmayanları katletmeye dayandığını söyledi. Koç, sözlerine şöyle devam etti:

“O coğrafyaya baktığımızda, sadece Alevilerin değil, aynı zamanda insanlığın, doğanın ve tabiatın katili olan bu HTŞ dediğimiz grup, geçtiği her yerde büyük bir katliam yaptı.

Kendilerine bir hakimiyet alanı açmak için, kendi aralarında bile kendi gibi yaşamayanları insan olarak görmedikleri bir coğrafyada hem ekonomik çıkar hem inançsal gerekçeler hem de büyük bir ihtimalle onları besleyenlerin verdiği talimat gereği ikinci bir Alevi katliamını gerçekleştiriyorlar. Ancak bunu sadece bir Alevi katliamı üzerinden okumak da doğru değil. Bu, şunun öncüsü de olabilir: Bu coğrafyada hem güneyde hem doğuda farklı yapılanmalar var. Doğuda SDG, aşağıda Dürziler var. Bu çatışma, Suriye’nin geleceğinin nasıl şekilleneceği konusunda bize bir ön işaret veriyor olabilir.

Suriye’yi kötü günler bekliyor diyebiliriz. Şam’ın yeniden şekillenmesine yol açabilir. Orada iç çatışmanın bitmeyeceği ve Ortadoğu coğrafyasının yeniden bir çatışma düzenine döneceği görülüyor. Biz Aleviler olarak Türkiye’nin orada ciddi bir gücü olduğunu biliyoruz. Ülkemizin bu gücünü kullanarak, silahsız ve tamamen barıştan yana tavır almış Alevi toplumunun sınırlarının korunmasını ve bu çatışmalara son verilmesini talep ediyoruz.”

‘10 MART MUTABAKATI ALEVİLER İÇİN KAZANIMDIR’

SDG ile Şam yönetiminin imzaladığı 10 Mart Mutabakatının önemine değinen Koç, Alevilerin olaya duygusal baktıklarını, ancak mutabakatın Aleviler açısından önemli kazanımları olduğunu belirterek HTŞ’nin mutabakata uyması gerektiğini vurguladı. Koç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim durduğumuz noktada, bütün Aleviler duygusal bakıyor bu işe. Ortadoğu’nun genelini kapsayan bir açıdan bakmıyor. O günkü 10 Mart Mutabakatına buradan baktığımızda, SDG ve Şam yönetimi arasında yapılan bir mutabakat olduğunu görüyoruz. Hem aşağıdaki Dürziler hem de batıdaki Aleviler resmi olarak yazılmamıştı.

Oysaki SDG’nin taleplerine baktığınız zaman, aslında bütün Suriye’yi kapsayan bir demokratikleşme paketinden söz ediliyordu. Suriye’nin tamamına demokratik bir yönetim geldiğinde Aleviler bunun dışında kalabilir miydi? SDG zaten yıllardır bunun mücadelesini veriyor. Kendi coğrafyasında yaşayan Aleviler, Araplar, Kürtler ve diğer gruplardan insanlar var ve orada bir model oluşturulmuş durumda. SDG, bu modelin Suriye’nin tamamına yayılmasını istiyor. Ben, bu mutabakatın uygulanması doğrultusunda Suriye’de hiçbir halkın dışarıda kalacağını düşünmedim.”

Türkiye’nin Suriye’den ayrı düşünülemeyeceğini ve Türkiye’de yürütülecek bir barış sürecinin Suriye’yi de etkileyeceğini sözlerine ekleyen Koç, “Türkiye, Suriye’den; Suriye de Türkiye’den ayrı bir coğrafyada değil. Mevcut iktidarın Türkiye’de yürüteceği barış ve demokratikleşme süreci, tüm toplumları kapsayan -Alevi, Sünni, Hristiyan, Çerkes ve diğer bütün grupları içine alan- yeni bir reformun Türkiye’de hayata geçirilmesini gerektiriyor. Bu reform, otomatik olarak Suriye’ye de Irak’a da İran’a da yansıyacaktır. Çünkü Türkiye’de uygulanacak model ne ise Suriye’de de aynısı olacak.”

‘HERKES ELİNİ VİCDANINA KOYMALI’

ADK Sultangazi Pir Sultan Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş ise HTŞ’nin uluslararası bir terörist çete olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Alevilere yönelik saldırılar, HTŞ denilen barbar ve geçmişte uluslararası terörist olarak tanımlanan bir çetenin saldırılarıdır. Bunlar bir katil ordusudur. Suriye’de savaşın bedeli; oradaki Alevilere, Dürzilere ve seküler düşünen herkese yönelik bir katliam ve yağmalamadır. Bunun asıl nedenleri Türkiye’nin, ABD’nin ve İsrail’in oradaki politikalarının devamı ile işlenen insanlık suçlarına karşı sessiz kalmalarıdır.

Bu saldırılar, kendileri gibi düşünmeyen herkese yöneliktir. ‘İnsanım’ diyen, insanca bir arada yaşamak isteyen herkes elini vicdanına koymalı. Oradaki katliama sessiz kalanlar, kıyımlara ve yağmalamalara sessiz kalanlar bu işe ortak olanlardır. Zamanında Êzidîlere karşı da katliam yapıldı. Ancak orada örgütlü bir güç ve direnç olduğu için ayakta kalabildiler. Esad da her ne kadar kendini Alevi olarak gösterse de bu katliamların yaşanmasına neden olan biriydi. Onun yerine gelen çete de Esad’ı aratmayacak bir anlayıştadır.

Suriye’deki Alevilerin, Dürzilerin, Süryanilerin inanç ve ibadet yerlerine saldıranların sadece simaları değişti; zihniyetleri değişmedi. Bugün oradaki katliama sessiz kalanlar, tarihte bu olayların sorumluları olacaklardır.”

‘SDG ORADAKİ MAZLUM HALKLARA SAHİP ÇIKMALI’

SDG’nin Suriye’deki mazlum halklara sahip çıkması gerektiğini söyleyen Odabaş, 10 Mart Mutabakatının uygulanmasının önemine dikkat çekerek şöyle devam etti: “Aleviler olarak talebimiz, SDG’nin oradaki mazlum haklara sahip çıkması ve mutabakat kapsamında yer alan maddelere uyum sağlanmasıdır. Biz, o mutabakatın içinde herkesin haklarının olduğunu düşünüyoruz. Her inancın Suriye’de kendini ifade edebileceği bir anlayışın hakim olması bizim için önemlidir.

Biz, 1400 yıl önce Kerbela’yı yaşayan bir toplum olarak bugün bu çığlıklara sessiz kalamayız. Kalıyorsak utanmamız gerekiyor. HTŞ’ye ve bu katliamcı anlayışa verilen her türlü destek, oradaki katliamlara destek verildiği anlamına geliyor.

Uluslararası bağımsız bir heyet kurulmalıdır. Koridorlar açılmalı, yardımların ulaşması sağlanmalıdır. Türkiye ve Avrupa’dan insan hakları heyetlerinin bölgeye giderek mutabakata uyuluyor mu, uyulmuyor mu incelemeli ve raporlamalıdır.”

‘ALEVİLER TARİHSEL BİR HATA YAPTI’

Suriye’de Alevilerin tarihsel bir hata yaptığını belirten HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Alevilerin kendi savunma mekanizmalarını kurmamalarının yanlışlığına değinerek şunları söyledi: “Şöyle bir şey var; Suriye’de Alevilerin durumu içler acısı bir halde. İçler acısı derken kastım, sahipsiz bir yerde duruyor olmaları. 2012’de Suriye karıştığı zaman, bütün gruplar kendi tedbirlerini aldı. Dürziler silahlandı, kuzey de SDG çatısı altında silahlandı ve kendi savunma mekanizmalarını oluşturdu.

Üçüncü büyük grup olan Aleviler çok ciddi bir hata yaptı ve Esad’a güvenmeye devam etti. En büyük hataları oydu. Esad’ın kendileri açısından bir yaşamsal güvence olacağını düşündüler. Ancak Esad bir gecede gidince Aleviler ortada kaldı ve katliam süreci de böylelikle başladı. Öncesinde yönelimler vardı, o dönemde Şam Esad’ın elindeydi; ordu vardı, koruyordu, kolluyordu. Ama daha sonra Aleviler tümüyle savunmasız kaldı.

Bu, Alevilerin çok büyük bir tarihsel hatasıdır. Bu hata, Alevilerin ve benzer toplulukların Ortadoğu coğrafyasında ders çıkarması gereken önemli bir hatadır. Çünkü devlet otoritesi ortadan kalktığında ve silah çeşitli grupların eline geçtiğinde, kendi tedbirini almadığın sürece bu tür katliamlar kaçınılmaz hale geliyor. Suriye’deki Aleviler bunu çok acı bir şekilde yaşıyor.”

‘SDG KATLİAMLARA KARŞI ÇABA SARF ETTİ’

Avrupa ve dünya kamuoyunun katliamlara sessiz kaldığını belirten Kenanoğlu, QSD’nin ise fiziki olarak müdahale edemese bile katliamları durdurmak için çabaladığını dile getirdi. Kenanoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Diğer taraftan Avrupa toplumu, Amerika gibi ülkeler bu katliamları görmezden geliyor, çünkü onlar da Alevileri Esad yanlısı olarak ele alıyor. Türkiye’deki propaganda da o şekilde; Esad yanlısı ve rejim artığı olarak gösteriyorlar. Bu da orada masum insanların katledilmesine seyirci kalınmasına sebep oluyor.

Aleviler bu açıdan yalnız ve sahipsiz durumda. Zaman zaman bize de soruyorlar: ‘SDG niye sahip çıkmıyor?’ diye. SDG’nin fiziken sahip çıkma imkanı yok çünkü orta yerde Türkiye’nin kontrol ettiği güçler var. SDG’nin orada bir geçiş koridoru yok ki sahip çıkabilsin. Kaldı ki, SDG’nin bu katliamı durdurmak için ne tür gayretler sarf ettiğini de kamuoyu biliyor zaten.

HTŞ, zihniyet olarak Alevi inancını makbul bir inanç olarak görmüyor, o nedenle bu topluluklara inançsal olarak bir saldırı söz konusu. Bunun karşısında uluslararası ve dünya kamuoyunun tepki göstermesinin dışında, Alevilerin orada çok yapabileceği bir şey yok. O kadar ki İsrail saldırısında sokağa çıkmayan HTŞ yanlıları, Aleviler sokağa çıktı diye karşıt olarak sokağa çıkıyorlar. Türkiye’de yaşayan Aleviler olarak da bundan sonra derece endişeliyiz. Hem oradaki insanlarımızın katledilmesinden kaynaklı endişe ve kaygı söz konusu hem de bu meselenin Türkiye tarafından normal olarak görülmesi bize biraz Maraş’ı ve Çorum’u hatırlatıyor. Bu, bizim de yarın benzer durumlarla karşı karşıya kalma riskimizin hâlâ canlı olduğunu gösteriyor. Bu konudaki duyarlılığı artırmaktan başka bir yol yok.”

‘10 MART MUTABAKATI ALEVİLER İÇİN KAZANIMDIR’

10 Mart Mutabakatının Aleviler için önemli olduğunu vurgulayan Kenanoğlu, mutabakata uymayan tarafın HTŞ olduğunu dile belirterek, mutabakatın bir an önce tam anlamıyla hayata geçirilmesini gerektiğini söyledi. Kenanoğlu, sözlerini şöyle sonlandırdı:

“10 Mart Mutabakatı ile şunu ifade etmek isterim: Bu mutabakat meselesinde Türkiye’de çok farklı bir algı oluşturuluyor. İktidar kanadı konuşurken ‘SDG 10 Mart Mutabakatına uysun’ diyor. Ama 10 Mart Mutabakatına uymayan SDG değil ki, tam tersine bir gün sonra mutabakatı ortadan kaldıran HTŞ oldu. Hemen şeriat ilan ettiler, Arap Devleti kurdular ve bakanlar atadılar. 10 Mart Mutabakatını tümüyle ortadan kaldıran HTŞ yönetimi oldu. SDG yönetimi o mutabakatı ortadan kaldıracak bir eylem içerisinde olmadı.

Aleviler açısından da mutabakat, Alevileri kapsayan bir mutabakattır. Orada Şam yönetiminin bütün toplumsal kesimleri kapsayan bir yönetim olacağı ve Alevilerin de bunun içinde yer alacağı öngörülüyor. Bu nedenle mutabakata uyulması, Aleviler açısından hem katliamın durmasına hem de yönetimde yer almalarının sağlanmasına ö açacak bir adımdır. Ben bir Alevi olarak 10 Mart Mutabakatını destekliyorum.”