Kadıköy’de sadece yaşam tarzı değil, emek de abluka altında

Kadıköy’de peş peşe mekanlara vurulan mühürler, dikkatleri semtteki dönüşüme çevirdi. Tartışmalar “yaşam tarzına müdahale” eksenine sıkışırken, Turizm Emekçileri Sendikası üyesi Egemen Akkaya, yüzlerce çalışanın durumunun göz ardı edildiğini belirtti.

KADIKÖY'DE OPERASYONLAR

İstanbul Kadıköy’de geçtiğimiz haftalarda eğlence mekanları ile çeşitli iş yerlerine yönelik "uyuşturucu ticareti" gerekçesiyle geniş çaplı polis operasyonları düzenlendi. Soruşturma kapsamında çok sayıda kişi hakkında adli işlem yapılırken, aralarında popüler barların da bulunduğu 12'den fazla işletme mühürlenerek 30 gün süreyle ticari faaliyetten menedildi. Kamuoyunda ve sosyal medyada bu operasyonlar ile mühürleme kararları ağırlıklı olarak "yaşam tarzına müdahale" ekseninde tartışıldı. Ancak bu süreçte, mekanların kapatılmasıyla birlikte ani bir şekilde güvencesiz ve gelirsiz kalan yüzlerce çalışanın durumu büyük oranda göz ardı edildi.

Turizm Emekçileri Sendikası üyesi Egemen Akkaya, konunun salt bir muhafazakarlık-sekülerlik ikiliğine sıkıştırılmasının eksik bir yaklaşım olduğunu belirtti. Akkaya, baskıların arkasında yalnızca kültürel bir müdahalenin bulunmadığını, aynı zamanda Kadıköy’ün büyük sermaye tekelleri ve iktidarla organik ilişkili zincir işletmeler tarafından parsellendiği derin bir dönüşüm sürecinin işlediğini vurguladı. Operasyonun esas faturasını işsiz kalan barmenlerin, mutfak çalışanlarının, güvenliğin ve ekstracıların ödediğine dikkat çeken Akkaya, iktidarın büyük sermaye odaklarıyla el ele vererek alkolün ve eğlencenin sınırlarını yeniden çizdiğini ifade etti.

'KADIKÖY’DEKİ OPERASYONLARI YAŞAM TARZI MÜDAHALESİNDEN AYRI DÜŞÜNEMEYİZ'

Kadıköy’de yürütülen mekân kapatma operasyonlarının iktidarın yaşam tarzına yönelik müdahalelerinden bağımsız ele alınamayacağını belirten Turizm Emekçileri Sendikası üyesi Egemen Akkaya, konunun salt bir muhafazakarlık-sekülerlik ikiliğine sıkıştırılmasına da karşı çıktı: “Mekanlara bir baskı uygulandı ve şu ana kadar bildiğim kadarıyla 17 mekan kapatıldı. Edindiğim bilgilere göre işletmelerin bir noktada geri açılmaya dair beklenti ve hazırlıkları sürüyor. Yaşanan bu durum, semtteki genel dönüşüm projeleriyle birlikte düşünüldüğünde ciddi bir kaygı ve soru işareti uyandırıyor. Kuşkusuz ki bu operasyonları, Kadıköy’ün yaşam tarzına, iktidarın görece özgür ve bağımsız alanlar olarak görülen bölgelere uyguladığı baskıdan ayrı düşünemeyiz. Ancak bu konunun muhafazakarlık ve sekülerlik ikiliği üzerinden tartışılmasını doğru bulmuyorum. Kapatılan mekanların hepsi gençlerin ve alternatif kitlelerin vakit geçirdiği yerler, Kadıköy’ün genel dokusu zaten bu şekilde.”

'AKP’NİN YAPTIĞI, ALKOLÜN NASIL BİR ORTAMDA İÇİLECEĞİNİ BELİRLEMEKTİR'

Meseleyi sadece alkol yasakları üzerinden okuyan popüler anlatının gerçeği tam olarak karşılamadığını dile getiren Akkaya, iktidarın büyük sermaye odaklarıyla ilişkili yeni bir eğlence modeli inşa ettiğini vurguladı: “Burada karşımıza çıkan tablo, doğrudan alkol içilen mekanlara izin verilmemesi ya da ülkenin rejim değiştirmesi gibi popüler ve kaygılı bir anlatıdan daha farklı. Karşımızda, AKP’nin ne tür bir eğlenceyi makul bulduğunu ve alkol tüketilecekse bunun nasıl bir ortamda yapılacağını belirlediği bir durum var.

Geçtiğimiz sene tamamlanan Terminal Kadıköy projesinde bunun somut örneklerini görüyoruz. Alkolün serbest olduğu ancak görece yüksek ücretli, AVM modunda, büyük sermaye gruplarının kontrolündeki yerlerin sayısı Kadıköy’de hızla artıyor. Artık ilçede tekil barlar yerine zincir barlar görmeye başladık. Bu barların sahiplerinin iktidarla organik ilişkileri olup olmadığına dair net bir bilgim olmasa da güçlü sermaye odaklarıyla ilişkili olduklarını biliyoruz. Eğlence sektöründe, diğer tüm sektörlerde olduğu gibi tekelci bir yapıya doğru ilerleniyor.”

'SERMAYE ODAKLARI VE İKTİDAR İLİŞKİSİ İÇİNDE BİR EŞİĞE GEÇİLİYOR;'

Eğlence sektöründeki dönüşümü küresel kapitalizmin tekelci eğilimleriyle kıyaslayan Turizm Emekçileri Sendikası üyesi Akkaya, özgür ve liberal piyasa iddialarının yerini büyük sermayenin tahakkümüne bıraktığını ifade etti: “Kadıköy’deki dönüşüm projelerine baktığımızda, iktidarın daima ötekileştirdiği bir kesimin kendini rahatça var edebildiği bu alana yönelik hem sembolik hem de gerçek bir saldırı olduğunu göz ardı etmemeliyiz. Fakat bu tekelci eğilim sadece eğlence ya da alkol sektörüne özgü değil, tüm sektörlerde ve dünyanın her yerinde kapitalizm artık daha dar bir grubun elinde kar biriktirebileceği bir eşiğe geçiyor.

Bu eşiğin sınırları ise sermaye odakları ile iktidar ilişkileri içerisinde belirleniyor Özgür ve serbest dünyanın giderek yok olduğu, tekelci bir sermayenin bütün alanları ele geçirdiği bir sürecin içerisindeyiz. Bu yüzden Kadıköy’deki durumu da sermaye ilişkileri üzerinden okumak gerekiyor.”

'BİR GECEDE 500’DEN FAZLA EMEKÇİ İŞSİZ KALDI'

Mekân kapatmalarının insani boyutuna ve istihdam üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çeken Egemen Akkaya, yüzlerce turizm çalışanının ani bir kararla güvencesizliğe itildiğini şu sözlerle aktardı: “Asıl bakmamız gereken yer bir gece yarısı alınan kararla aralarında ekstracılar, mutfak çalışanları, bulaşıkçılar, kapıdaki güvenlik görevlileri ve barmenlerin olduğu 300 ile 500 arasında işçinin işsiz kalması. Bu insanlar zaten borçla yaşanan ve borcun kanıksandığı bir ücret skalasında hayatta kalmaya çalışıyordu. Bir gecede kiralarını ödeyemeyecek, karınlarını doyuramayacak bir hale geldiler. Olayın yaşandığı ilk hafta, çevremdeki birçok arkadaşımdan ve sektör çalışanından çok yoğun iş başvurusu yaptığını duydum. İnsanlar, ‘Mekânım kapatıldı, bu bir ayı işsiz geçirebilecek durumum yok’ diyerek hızla yeni iş görüşmelerine girdi.”

Kamuoyundaki tartışmaların odağında turizm işçilerinin yer almamasını eleştiren Akkaya, sektördeki örgütsüzlüğün bu kriz anında daha net görünür olduğunu dile getirdi: “Kadıköy’e yapılan bu operasyon geniş çevrelerce çok tartışıldı fakat meseleye o mekanları var eden, orada servis yapan emekçi sınıfın gözünden bakılmadı, bu boyut görünmez kaldı. Biz de sendika olarak bu alanı gündemleştirmek adına kapatılan bazı mekanlarla iletişim kurduk. Bu süreç bize bir gerçeği daha gösterdi, Kadıköy ve genel olarak Türkiye genelindeki kafe, bar ve turizm çalışanları bu sürece çok örgütsüz ve güçsüz yakalandı. Operasyonun kendisi bile çok geç haberleşti ve geç gündem oldu. Hazırlıksız bir yakalanma söz konusuydu ve dayanışmanın politik zemini yeterince örülemedi. Bu eksiklik bize bir görev olarak dönmüş durumda.”

'MEKANLARA ASIL SAHİP ÇIKACAK OLANLAR ÇALIŞANLARDIR'

Kapatma kararlarına karşı gösterilen toplumsal tepkinin işçi perspektifiyle büyümesi gerektiğini savunan Akkaya, kalıcı bir direnç için çalışanların rolünü işaret etti: “Mekanların müşterileri, işletmecileri ve semt sakinleri bu durumdan rahatsız olup mağduriyetlerini dile getirdiler, mekanlarına sahip çıkacaklarını gösterdiler. Ancak buralarda çalışan ve asıl buraları var eden çok ciddi bir nüfus var. Mekanları asıl savunacak olanlar bu çalışanlardır. Küçük işletmelere yönelik baskıların uzun süreceği anlaşılan bu süreçte, işçi perspektifinin tartışmaya mutlaka dahil edilmesi gerekiyor.”

'ZİNCİR İŞLETMELER ÜCRETLERİN ALT VE ÜST SINIRINI BİRLİKTE BELİRLİYOR'

Sektördeki çalışma standartlarının düşüklüğüne ve patronların kendi aralarındaki koordinasyona değinen Akkaya, tekelci yapının ücret politikalarını nasıl baskıladığını şöyle kıyasladı: “Bu sektör zaten ücretlerin çok düşük olduğu, sigortasız ve minimum maliyetli emek gücü üzerinden bir rejim haline getirildiği bir yapıya sahip. Zincir işletmelerde ise küçük bir yüzölçümü içinde çok sayıda mekâna ya da organik ortaklıklara sahipler. Sermayenin bu şekilde tek elde toplanması, ücretlerin alt ve üst sınırını, mesai ücretlerinin ödenip ödenmemesini ve çalışma şartlarının ne kadar düşük tutulacağını belirleme gücü veriyor. Üstelik bu durum sadece zincir barlarla sınırlı değil, Kadıköy’deki işletme sahiplerinin birçoğu kendi aralarında fazlasıyla örgütlü ve dayanışma içinde hareket ediyor. Herhangi bir yerde iş aradığınızda, çok ufak farklar dışında ücretlerin, çalışma sürelerinin ve genel koşulların aşağı yukarı aynı olduğunu görürsünüz.”

'PARANIN BOYUTU BÜYÜDÜKÇE İKTİDARIN MUHAFAZAKARLIĞI ORTADAN KALKIYOR'

İktidarın büyük sermaye projelerinde muhafazakâr politikalardan tamamen saptığını örneklerle açıklayan Akkaya, sergilenen çifte standartlı yaklaşımı eleştirdi: “AKP’nin neyin makul olduğunu ve içkinin nerede içilebileceğini belirlediğine dair çok yakın zamanda hafızamızda yer eden örnekler yaşandı. Beşiktaş Stadyumu’ndaki Avrupa Ligi finali için gelen İngiliz taraftarlara Gezi Parkı açıldı, içki satan büyük sermaye grupları orada yer edindi. İşçi sınıfına ve halka yasaklanan o meydan, buraya ait bile olmayan on binlerce insana özgür bir alan olarak sunuldu. Benzer şekilde Kanye West konseri gibi büyük sermaye hacminin olduğu durumlarda iktidar hiçbir müdahalede bulunmuyor. Paranın boyutu ve söz konusu sermaye odakları büyüdükçe, muhafazakâr kaygılar ortadan kalkıyor ve tüm engeller siliniyor.”

'BASKILARA KARŞI DİRENCİ ÖRGÜTLENEREK KURABİLİRİZ'

Sektörün muhalif potansiyeline rağmen yaşadığı örgütsüzlüğü aşmayı hedeflediklerini belirten Akkaya, turizm işçilerinin örgütlü mücadelesinin Türkiye’deki geleneksel siyasi kutuplaşmaları kırabileceğini iddia etti: “Kültürel ve siyasi boyutuyla bu konuyu tartışırken meselenin halk, emekçi sınıflar, iktidar ve sermaye arasındaki üçgenle bağını kurmazsak analizimiz daima eksik kalır. Kadıköy özelinde bu sektörün çalışanı da müşterisi de iktidara karşı muhalif bir bilince sahip. Ancak buna rağmen emekçi sınıflar açısından kesin bir örgütlenme eksikliği var ve sektörün yapısı da önümüze ciddi zorluklar çıkarıyor.

Turizm Emekçileri Sendikası ile birlikte bu zorlukları aşacağız. Bu müdahalelerin devamı gelecektir fakat bütün mekanlarda barmenler, görevliler ve tüm emekçiler örgütlü olduğunda mekan kapatmanın iktidar açısından çok farklı bir maliyeti olacaktır. Bu mücadele, tıpkı madenci direnişleri gibi iktidara geri adım attırabilecek bir işçi sınıfı toplamı yaratarak Türkiye’deki o sabit kutuplaşmayı da yaracak bir potansiyele sahip. Baskılara karşı en güçlü direnç hattını, örgütlü bir kafe, bar ve turizm emekçileri hareketiyle kurabiliriz.”