Önder Apo’nun, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” kapsamında görüşmeleri “norm devlet” ile yürüttüğünü ifade ettiğini hatırlatan siyasetçi Nursel Aydoğan, TBMM’de kurulan komisyonun henüz yasal düzenlemeleri hazırlamamasının nedenini İmralı’daki görüşmelerin belirli bir olgunluğa ulaşmamış olmasına bağladı.
Gündeme ilişkin sorularımızı yanıtlayan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Milletvekili Nursel Aydoğan, toplumda tam anlamıyla bir barış iklimi oluşmasa da belirgin bir yumuşama yaşandığını belirtti. Nursel Aydoğan, buna rağmen demokratikleşme yönünde iktidar tarafından somut adımların atılmadığını söyledi.
Meclis bünyesinde çeşitli değerlendirmeler ve rapor hazırlıkları yapılmasına rağmen bugüne kadar somut bir yasal düzenleme ortaya çıkmadı. Sizce bunun temel nedeni nedir?
Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan, “Barış ve Demokratik Toplum” süreci olarak tanımladığımız süreçle ilgili görüşmeleri norm devlet ile yaptığını belirtmiştir.
Ben, Meclis’te kurulan komisyonun yasal ve hukuki düzenlemeleri hazırlayıp Meclis’e göndermemesinin nedeninin, İmralı’da Sayın Öcalan ile norm devlet arasındaki görüşmelerin belli bir olgunluğa erişmemesi olduğunu düşünüyorum. Çünkü TBMM Komisyonu, Sayın Öcalan ile norm devletin üzerinde mutabık kalmadıkları yasaları ve hukuki düzenlemeleri hazırlayıp çıkarsa bile bunun pratikte karşılığının olmayacağını bilir. Yani yasal düzenlemeler, karşılıklı taraflar mutabakata vardıktan sonra hızla yapılmalıdır. Mutabakat sağlandıktan sonra Meclis’e gelmesi ve yasaların çıkması en fazla bir hafta zaman alır.
54 gündür görüşme yapılmamasının nedeni de İmralı’da yasal ve hukuki düzenlemelerin çerçevesinin nasıl olması gerektiğine ilişkin tartışmaların sürmesi olabilir. Çünkü süreç, Sayın Öcalan’ın dediği gibi ikinci aşamaya geçmiştir ve artık söz söyleme değil, pratik adım atma zamanıdır.
İktidarın mevcut yaklaşımını, çözüm yönünde irade geliştiren bir tutum olarak mı, yoksa süreci zamana yayan kontrollü bir politika olarak mı değerlendiriyorsunuz?
Gelinen süreç itibarıyla iktidarın Kürt sorununu çözme yönünde bir yaklaşımının olduğunu söylemek mümkündür. Ancak çözüm yönünde güçlü bir irade ortaya koyma konusunda çekimser davranmaktadır. Çünkü süreç konusunda atılması gereken adımları iktidar partisinin yapması gerekirken, önemli açıklamaları ve değerlendirmeleri MHP Genel Başkanı Bahçeli yapmaktadır. Bu bir görev paylaşımı da olabilir.
Fakat AKP’nin, Ortadoğu’nun yeniden şekilleniş sürecinde Türkiye’nin bu süreçten zarar görmeden çıkmasını ve Bahçeli’nin dile getirdiği ‘devletin bekası’ ile cumhuriyetin üniter yapısının korunmasını öncelediği söylenebilir. Aynı zamanda çözüm sürecinde siyasi gücünü korumak, hatta güçlendirmek için kontrollü bir biçimde sürece müdahil olduğu da görülmektedir. Bu durum, iktidarın kendi amaçları doğrultusunda süreci kontrollü bir şekilde zamana yaymasını beraberinde getiriyor.
Ancak başta İran-ABD-İsrail geriliminin nereye evrileceğinin belli olmaması olmak üzere Ortadoğu’daki gelişmeler nedeniyle süreci zamana yaymak, iktidar açısından iyi bir sonuç doğurmayabilir.
Türkiye’de mevcut siyasal iklimin demokratik çözüm ve diyalog açısından yeterli zemini sunduğunu düşünüyor musunuz?
27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısından sonra, 5-6 Mayıs’ta PKK kongresini toplayarak kendini feshetme ve silahlı mücadeleyi bırakma kararı aldı. Aradan 15 ay geçti. 15 aydır çatışmalar durdu. Artık ne asker ne de gerilla cenazesi geliyor.
Barış sürecinin toplumsallaşması için taraflarca yeterli bir çalışma yürütülmese de Türkiye genelinde tam anlamıyla bir barış iklimi olmasa da bir yumuşamadan söz etmek mümkündür.
Ancak 15 aydır demokratikleşmeyle ilgili bir adım atılmadı; ana muhalefet partisi üzerinde ağır siyasi ve yargı baskısı var, kayyumlar hâlâ görevde, cezaevlerinde baskılar devam ediyor, hasta tutuklular ve idare gözlem kurulu kararları, en ağır insan hakları ihlalleri olarak sürece ters bir biçimde sürüyor.
Sonuç olarak sürecin ilerlemesi için en önemli şey silahların susmasıdır. Çatışmasızlık ve silahların susması iyi bir zemin sunmuştur. Önümüzdeki süreçte iktidarın siyasal iklimi yumuşatma yönünde çaba göstermesi halinde barışa ulaşmak daha da kolaylaşır.
Sürecin kalıcı ve gerçekçi bir çözüm sürecine evrilmesi için sizce öncelikli olarak hangi somut adımların atılması gerekiyor?
Kürt halkı ve barış isteyenlerin talebi, kalıcı ve onurlu bir barış ile çözümün gerçekleşmesidir. Bunun için ilk yapılması gereken şey dil değişikliğidir. Çünkü her şey öncelikle dilde başlar. İktidar cephesinde bu konuda bazı gelişmeler olsa da bunlar yeterli değildir.
Süreci yürüten taraflardan biri olan iktidar cephesine, özellikle AKP’ye karşı güvensizlik devam etmektedir. Eğer iktidar güven oluşturmak istiyorsa -ki istemesi gerekir- güven verici adımlar atmalıdır. Bu da söylem ve pratiğin birlikte olmasıyla sağlanır. Güzel sözler ve olumlu cümleler kurmak elbette önemlidir, fakat söyleneni yapmak daha önemlidir.
Bu nedenle Bahçeli’nin Sayın Öcalan’ın statüsü için önerdiği “Barış ve Siyasallaşma Süreci Koordinatörlüğü” kapsamında, Sayın Öcalan’ın “Barış ve Siyasallaşma Süreci Koordinatörü” statüsünün yasalaşması gerekir. Dünya deneyimlerinden de anlaşılacağı gibi, bu sağlandıktan sonra süreç daha hızlı ilerleyecektir.
Statü verilmesinden sonra Sayın Öcalan’ın İmralı’da gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler, sivil toplum ve demokratik toplum örgütü temsilcileri gibi çeşitli toplumsal kesimlerle yapacağı görüşmeler, sürecin toplumsallaşması ve önyargıların kırılması açısından büyük önem taşımaktadır.
Gerillanın siyasal ve toplumsal yaşama katılımını, cezaevlerindeki siyasi tutukluları, sürgündeki siyasetçileri, Mahmur’daki Kürt halkının dönüşünü ve elbette Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü içeren bütüncül bir yasanın çıkarılması gerekiyor. Yani bu sürecin başarıyla yürütülmesi ve yol kazalarına uğramaması için bir yol haritasına ihtiyaç vardır.
Kürt halkı, demokratik cumhuriyette hep birlikte eşit ve özgür yaşamaya hazırdır. Gerilla da yasalar çıktığında ülkesine dönmeye ve demokratik siyaset yapmaya hazır olduğunu pek çok kez açıkladı. Şimdi barış ve çözüm için adım atma sırası iktidardadır.
Geçen 15 ay, halklara ve sürecin diğer tarafı olan iktidara barışın ne kadar değerli olduğunu göstermiştir. Bu nedenle iktidar için amasız, fakatsız şekilde Türkiye’nin demokratik geleceği adına harekete geçme zamanıdır.