Kongo’da Ebola alarmı: Savaş, göç ve sağlık sisteminin çöküşü salgını büyütüyor

Kongo'da yeniden artış gösteren Ebola vakaları, çatışma, zorunlu göç ve çöken sağlık sistemi nedeniyle bölgesel bir sağlık krizine dönüşme riski taşıyor. DSÖ, salgında ulusal riskin “çok yüksek”, bölgesel riskin ise “yüksek” olduğunu açıkladı.

EBOLA SALGINI

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde 16 Mayıs’tan bu yana laboratuvar tarafından doğrulanan ve şüpheli Ebola vakalarında ciddi artış yaşanıyor. Salgın özellikle ülkenin doğusundaki Ituri eyaletinde yoğunlaşırken, Uganda’nın başkenti Kampala’da da Kongo ile bağlantılı olmayan vakalar tespit edildi.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre salgın büyük oranda Ituri bölgesiyle sınırlı görünse de, vakaların güvensizlik, zorunlu göç ve maden bölgelerindeki yoğun nüfus hareketliliğiyle bağlantılı olması, salgının yayılma ihtimaline dair kaygıları artırıyor.

DSÖ, 17 Mayıs itibarıyla Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Uganda’da görülen Bundibugyo virüsünün yol açtığı Ebola salgınını “uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu” olarak değerlendirdi. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri de sağlık çalışanları ve bölgeye seyahat edecek kişiler için uyarı yayımladı.

DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, 22 Mayıs’ta Cenevre’de düzenlenen Birleşmiş Milletler basın toplantısında, “Risk değerlendirmemizi ulusal düzeyde çok yüksek, bölgesel düzeyde yüksek, küresel düzeyde düşük olarak güncelliyoruz” dedi.

Açıklanan resmi verilere göre Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde 82 doğrulanmış Ebola vakası ve 7 ölüm kayda geçti. Ancak gerçek tablonun bundan çok daha ağır olabileceği belirtiliyor. Yaklaşık 750 şüpheli vaka ve 177 şüpheli ölüm bildirildi.

Uganda’da da Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nden seyahatle bağlantılı iki doğrulanmış vaka tespit edildi. Bu vakalardan biri ölümle sonuçlandı. Ayrıca iki ABD yurttaşının, uzun süreli “yüksek riskli temas” sonrası virüse yakalandıklarından şüphelenilerek Avrupa’ya sevk edildiği bildirildi.

ÇATIŞMA VE ZORUNLU GÖÇ MÜDAHALEYİ ZORLAŞTIRIYOR

Salgına müdahale çalışmaları, bölgede süren silahlı çatışmalar ve yaygın sivil göç nedeniyle ciddi biçimde sınırlanıyor. BM, 21 Mayıs’ta Ituri eyaletindeki bir hastanenin, enfekte olduğu belirtilen bir kişinin cenazesinin bulaş riski nedeniyle ailesine verilmemesinin ardından öfkeli yakınları tarafından ateşe verildiğini duyurdu.

Ebola salgınının en fazla etkili olduğu Ituri ve Kuzey Kivu eyaletleri, uzun süredir silahlı çatışmaların ve ağır insani krizin merkezinde yer alıyor. Son aylarda yalnızca bu bölgede 100 binden fazla sivilin şiddet nedeniyle yerinden edildiği bildirildi. Bu durum, sağlık ekiplerinin sahaya erişimini ve vakaları izleme çalışmalarını daha da zorlaştırıyor.

BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Tom Fletcher, bölgenin “hayat kurtarma çalışmaları için dünyanın en zor operasyon alanlarından biri” olduğunu belirterek, “Çatışma ve yüksek nüfus hareketliliğiyle karşı karşıyayız. Silahlı grupların kontrolündeki alanlar da dahil olmak üzere ön saflardaki müdahale ekipleri için güvenli ve sürekli erişimi sağlamaya çalışıyoruz. Müdahalemizin engellenmemesi hayati önem taşıyor” dedi.

Fletcher, hava, kara ve su yolları dahil olmak üzere etkilenen tüm bölgelere erişimin sağlanması gerektiğini vurguladı.

MİLYONLARCA KİŞİ İNSANİ YARDIMA MUHTAÇ

DSÖ Genel Direktörü Ghebreyesus’a göre bölgede yaklaşık 4 milyon kişi acil insani yardıma ihtiyaç duyuyor. 2 milyon kişi yerinden edilmiş durumda. 10 milyon kişi ise akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya.

Salgının kadınları daha ağır biçimde etkileyeceği belirtiliyor. Kadınların bakım emeği, ev içi emek ve ön saflardaki hizmetlerde daha fazla yer alması, enfeksiyon riskini artırıyor. Hamile kadınların özellikle kırılgan durumda olduğu, karantina uygulamalarının ise toplumsal cinsiyete dayalı şiddet riskini büyüttüğü ifade ediliyor.

Kuzey Kivu ve Ituri’de sağlık sisteminin çöküşü de salgın riskini derinleştiriyor. DSÖ, 2025 yılında bu iki eyalette 1,5 milyondan fazla kişinin temel sağlık hizmetlerine erişimini kaybettiğini bildirdi. Sağlık merkezlerinin yaklaşık yüzde 85’inde kritik ilaç eksikliği yaşanıyor.

DSÖ İnsani Operasyonlar Birimi Başkanı Teresa Zakaria, hasta kişilerin sağlık hizmetlerine ulaşamaması halinde şüpheli vakaların tespit edilemeyeceğini belirterek, “Salgına müdahale sürecinde, iki eyalette herkes için temel sağlık hizmetlerinin korunmasını sağlamamız gerekiyor. Özellikle zorla yerinden edilmiş ve son derece kırılgan durumdaki insanlar için bu hayati önemdedir” dedi.

TOPLUMSAL GÜVEN SALGININ SEYRİNİ BELİRLEYECEK

İnsani yardım uzmanları, salgının kontrol altına alınmasında yalnızca tıbbi müdahalenin değil, toplumun sağlık kurumlarına ve yardım kuruluşlarına güveninin de belirleyici olacağını vurguluyor. 2013-2016 yılları arasında Batı Afrika’da yaşanan Ebola salgınının ardından birçok toplumda derin bir travma ve insani yardım müdahalesine yönelik güvensizlik oluştuğu belirtiliyor.

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu’ndan Gabriela Arenas, bölgede bazı insanların tedavi arayışında olduğunu, bazılarının ise Ebola’nın “uydurma” olduğuna inandığını söyledi.

Arenas, “Korkuyu hatırlıyorlar. Köylere yayılan söylentileri hatırlıyorlar. Tedavi merkezlerine götürülen komşularının ortadan kaybolduğunu hatırlıyorlar. Bir Ebola salgını sırasında güven ve toplumun kabulü, salgının kontrol altına alınması ile daha geniş çaplı yayılım arasındaki farkı belirleyebilir” dedi.

BM VE DSÖ’DEN ACİL MÜDAHALE FONU

BM Acil Yardım Koordinatörü Tom Fletcher, 22 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve çevre ülkelerde salgının kontrol altına alınması, tedavi ve izleme çalışmalarının desteklenmesi için BM Merkezi Acil Müdahale Fonu’ndan 60 milyon dolara kadar kaynak ayrılacağını duyurdu.

DSÖ de sahadaki ön cephe çalışmalarına destek vermek üzere 22 uluslararası personel görevlendirdiğini ve acil durum fonundan 3,9 milyon dolar ayırdığını açıkladı. DSÖ, Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi ile birlikte kıtasal bir olay yönetim ekibi kurarak ön saflardaki müdahale ekiplerine ve kırılgan topluluklara destek vermeye başladı.

Fletcher, önceki salgınlardan çıkarılan derslerin uygulandığını belirterek, salgının kontrol altına alınmasının toplum düzeyinde hızlı ve koordineli müdahaleye bağlı olduğunu söyledi. Fletcher, hükümetlerle güçlü iletişim, erken uyarı ve erken tespit sistemlerinin güçlendirilmesi, toplumla yakın temas kurulması, ihtiyaçların doğrudan anlaşılması ve yardımların askerileştirilmeden ulaştırılmasının önemine dikkat çekti.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Ebola salgını, yalnızca bir sağlık krizi olarak değil, aynı zamanda çatışma, yoksulluk, zorunlu göç, gıda güvensizliği ve çöken sağlık altyapısının iç içe geçtiği çok boyutlu bir insani kriz olarak derinleşiyor.