Kürtçe anayasal güvenceye alınmalı

Rojava halkı, Colani’nin geçici kararnamelerle Kürtçeyi “seçmeli ders” adı altında yasaklamaya çalışmasına karşı geri adım atmıyor. Kürtçenin seçmeli değil, Kürt bölgelerinde resmi olarak kabul edilmesini ve anayasada güvenceye alınmasını talep ediyor.

KÜRT DİLİ

Kürtlerin, Rojava’da kurduğu demokratik, özgürlükçü ve eşit paradigma yıllardır sömürgeci devletlerin ve güçlerin hedefinde. “Tek dil, tek devlet ve tek millet”ten oluşan milliyetçi ideolojiyi benimseyen sömürgeci yapılar, kendilerine sunulan her fırsatta ilk önce Kürtlerin diline saldırarak varlığını inkâr etmeye ve hafızasını yok etmeye çalıştı. Baas rejiminin 49 yıl boyunca Kürtçe üzerinden yürüttüğü inkar politikalarının aynısını, 2018-2019 yıllarında Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’yi işgal eden Türk devleti ile Aralık 2024’te Şam’da yönetimi ele geçiren HTŞ rejimi yapmaya çalıştı. Dönemler ve isimler farklı olsa da düşman oldukları ortak noktaları vardı: Kürtler ve dilleri…

KÜRTÇEYİ HER YERDEN SİLDİ

Türk devleti ve Suriye Milli Ordusu (SMO) çeteleri, 2018 yılında “Zeytin Dalı Harekâtı” adını verdiği saldırılarla Efrîn’i işgal ettiğinde adeta bölgenin Kürt kimliğini ve dokusunu hedef almaya başladı. Kürt kimliğini yok etmek ve yeni nesilleri dillerinden koparıp asimile etmek için Kürtçe köylerin, ilçelerin, resmî kurumların, okulların, meydanların isimlerini tabelalardan söktü, yerine Türkçe ve Arapça tabelalar verdi. Mabeta, Cindires, Raco, Şera ve Efrîn merkezde onlarca Kürtçe ismi sildi. Efrîn merkezdeki Qada Azadîyê, Atatürk Meydanı, Çerxerêya Kawayê Hesinkar Zeytin Dalı Kavşağı oldu… Okullara Türk bayrağı asıldı, Kürtçe müfredat değiştirilip yerine Türk devletinin hazırladığı müfredat öğrencilere okutuldu.

2019 yılında Serêkaniyê ve Girê Spî’ye de “Barış Pınarı Harekâtı” adlı işgal saldırıları düzenleyen Türk devleti ve çeteleri, Efrîn’deki aynı politikaları burada da uyguladı. Kürtçe tabelalar söküldü, Kürt isimleri ve kültürel ifadeler hedef alındı. Dahası bu bölgelerde 300 binden fazla Kürt’ü göçertip yerine Türkmen ve Arapları yerleştirerek demografik yapısını değiştirdi. Bu saldırılar aynı zamanda Baas rejimin “Arap Kemeri” projesinin devamı niteliğindeydi.

BAAS VE T.C.’NİN İZİNDEN

Aralık 2024’te Suriye’de yönetimi ele geçiren HTŞ de bugün Baas rejimi ve Türk devletinin izinden gitmeye çalışarak Kürtlerin, 14 yıl boyunca elde ettiği kazanımları yok etmeye, Kürtçeyi yasaklamak istiyor. Bu kapsamda önce okullarda Kürtçeyi “seçmeli ders” yapmayı ardından tamamen sistemden çıkarmaya çalışıyor. Ancak bu durum Demokratik Suriye Güçleri (QSD) ve HTŞ arasında 29 Ocak’ta imzalanan anlaşmaya tamamen aykırı. Anlaşmanın tüm taraflar için bağlayıcı olan hükmünde yer alan, “Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi tarafından verilen tüm ilk, orta, lise ve üniversite diplomaları ile meslek yüksekokulu belgelerinin denklik ve resmi onayının sağlanması. Eğitim Bakanlığı ile birlikte Kürt toplumunun eğitim sürecinin ele alınması ve eğitsel özgünlüklerin gözetilmesi” maddesini açıkça yok saymaya çalışan HTŞ’ye tepkiler büyük.

SEÇMELİ DERS DAYATMASI

Anlaşma kapsamında Özerk Yönetim Eğitim Dairesi, Adnan Mihemmed El Beri’ni Hesekê Eğitim Müdürlüğü olarak atamıştı. Amaç Özerk Yönetim’e öğretmen ve öğrencilerin Suriye sisteminde resmi olarak tanınması, diplomalarının geçerli olması ve eğitimin devlet sisteminde de resmileşmesi. Ancak HTŞ tam da burada devreye girerek Kürtçeyi eğitimi kaldırıp yerine Kürtçe ders vermeyi planlıyor. HTŞ lideri Colani (Ahmed El Şara) çıkardığı 13 No’lu kararname kapsamında Kürtçe için haftalık 2 ila 3 saatlik “seçmeli ders” modelini uygulamaya çalışıyor. Özerk Yönetim ise aksine bu dayatmayacağı kabul etmeyeceklerini, Kürtçenin kırmızı çizgileri olduğunu belirtiyor. Nisan ayından bu yana Kürtçe eğitim ve öğretim hakkının resmi olarak tanınması için hemen her kentte eylemler düzenleniyor. Öğrenciler, öğretmenler ve aileler, Şam’ın dayatmaya çalıştığı sistemi kabul etmeyecekleri mesajını veriyor.

‘13 SAYILI KARARNAMEYİ KABUL ETMEDİK’

QSD Genel Komutanı Mazlum Ebdî, 13 Mayıs’ta ANHA’ya verdiği özel demeçte bu tartışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Eğitim dilinin tamamen Kürtçe olmasını istediklerinin altını çizen Ebdî, şunları kaydetti: “29 Ocak Anlaşması’nda sadece Cumhurbaşkanlığı’nın 13 numaralı kararnamesinde yer alan şekli kabul etmedik, sadece bu çerçevede kabul edilmesini istemedik, anlaşmaya yerleştirmedik. Bu kararname tek başına Kürt dilinin ihtiyaçlarını yerine getirmiyor. Bu yüzden anlaşmada Kürtçenin eğitim dili olması konusunda bir çözüm bulunması amacıyla Eğitim Bakanlığı ile görüşmeler yapılmasını yazdık. Bu konuda bakanlıkla görüşmeler yapıldı ve bir sonuca ulaştık, bu Kürt halkının isteğine uygundur, Kürt dili kabul edildi. Fakat hala Cumhurbaşkanlığı tarafından imzalanmadı, bunu bekliyoruz, bu yüzden bu mesele hala resmileşmemiş durumda. Bunu birkaç kez Şam görüşmelerinde de gündeme getirdik, üst düzeyde dile getirdik. Sistematik olarak reddetmiyorlar fakat hala duruyor. Bu hala sorundur ve çözülmemiş durumda. Kürtçenin eğitim dili olması bizim için en temel konudur. Bu çözülmeli. Bunun için mücadele de olacak, görüşmelerimiz de sürecek. Diğer konularda ise sorunlar çözüldü. Çocuklarımızın diplomaları kabul edilmeli. Bu konu gecikti, fakat bir ilerleme var.”

ANLAŞMADAN ÖNCE KURNAZLIK!

Şam’daki HTŞ rejimin süreci ağırdan aldığı, kararnamelerle Kürtçeye saldırmak istediği açık. Colani, QSD ile yapılan anlaşmadan önce yani 16 Ocak’ta çıkardığı sayılı kararnameyle aslında Kürtçenin garanti altına alınmasının önünü tıkamaya çalıştı. Kararnamede, “Kürtleri Suriye halkının temel ve asli bir parçasıdır. Kürt nüfusunun kayda değer oranda bulunduğu bölgelerde, devlet ve özel okullarda seçmeli ders veya eğitsel-kültürel faaliyet kapsamında öğretilmesine izin verilir” ibareleri yer alıyor. Ancak Kürtçenin güvenceye alınmasına dair hiçbir işaret yok.

KARANAME GEÇİCİ, TALEPLERİ KARŞILAMIYOR

Kürtçenin nasıl anayasal güvenceye alınması gerektiğini sorduğumuz Avukat Xalid Omer, “Ancak her şeyden önce bu kararnamenin geçici olduğunun altını çizmek gerekiyor. Bu kararname, Kürt halkının taleplerini karşılamıyor” dedi ve şunlara dikkat çekti: “Baas rejimi anayasasında tek bir resmi dil vardı o da Arapçaydı ve Suriye’deki tüm halklar ‘Arap’ olarak tanımlanıyordu. Şimdi ise 29 Ocak Anlaşması’na göre, ‘Eğitim Bakanlığı ile birlikte Kürtlerin eğitim süreci ele alınacak ve eğitsel özgünlükleri gözetilecekti.’ Ancak Şara, bu anlaşmadan önce 16 Ocak’ta bir kararname çıkardı. Eğitimin Kürtçe olacağı ya da Kürtçenin Kürt bölgelerinde resmi dil olarak tanınacağından söz edilmiyor. Sadece ‘izin verilir’ diyor. Bu sakıncalı bir tanımlama. Kürtler, Kürtçenin anayasada garanti altına alınması, Rojava’da resmi dil olması ve eğitimin de Kürtçe için mücadele etmeli. Kürtçe seçmeli değil, eğitim dili olmalı. Örneğin; şu anda Irak’ta Arapça ve Kürtçenin Sorani lehçesi resmi dil olarak kabul ediliyor. Rojava için de talebimiz bu yönde.”

Rojava halkı, büyük bedeller vererek kazandığı, 14 yıl boyunca koruduğu, yaymaya çalıştığı ve küllerinden yeniden doğurduğu Kürtçenin geçici kararnamelerle değil anayasada güvenceye alınmasını talep ediyor. Kürtçe eğitim, kültürel, sanatsal ve tarihsel üretim, Kürtlerin en doğal hakkıdır ve tüm güvencelerle korunmalıdır.