Lemkow: İlk adım olarak Abdullah Öcalan özgürlüğüne kavuşmalı

Barcelona Özerk Üniversitesi'nde Profesör Louis Lemkow, Türk hükümetinin Kürt meselesinin çözümünde samimi olduğunu göstermesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu samimiyetin ilk adımı, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşmasıdır” dedi.

LOUIS LEMKOW

Barcelona Özerk Üniversitesi’nde profesör olan Louis Lemkow, ırkçılığın, ötelemenin, yok sayılmanın hatta kimliği gerekçe gösterilerek yok edilmenin ne anlama geldiğini, İkinci Dünya Savaşı’nda ailesinden 21 kişinin katledilmesinden dolayı çok iyi biliyor. Bu hafızayı diri tutan Lemkow, bugün İsrail’in Filistin’e yönelik soykırım saldırılarının üstünü örtmek için Holokost’un hatırasını bir manipülasyon olarak kullanmasına karşı ise isyan ediyor. Gençliğinde Vietnam savaşına karşı protestolara katılan ve barışın inşasında kadınların rolünü “olmazsa olmaz” diye tarif eden Lemkow, Barış ve Demokratik Toplum Konferansı için geldiği İstanbul’da ANF’ye konuştu. Barışın inşası için Türk hükümetinin samimi olduğunu göstermesi gerektiğinin altını çizen Lemkow, “Bu samimiyetin ilk adımı, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşmasıdır” mesajını verdi.

Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik çözümüne ilişkin Türkiye’de başlatılan sürecin çok önemli olduğunu ifade eden Lemkow, özellikle de bu süreçte silahların devre dışı bırakılarak barışın konuşulmasını pozitif bir adım olarak gördüğünü vurguladı. Buna karşılık Türk hükümetinin süreçle ilgili samimi olduğunu göstermesi gerektiğini belirten Lemkow, bunun ilk adımı olarak da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğüne kavuşması ve beklenen yasal düzenlemelerin bir an önce yapılması gerektiğinin altını çizdi. Lemkow, her şeyden önce bir baş müzakereci olarak Öcalan’ın tecritte ve tutsak tutulmasının sürecin tabiatına aykırı olduğunu kaydetti.

‘BARIŞIN TOPLUMSALLAŞMASI İÇİN EĞİTİM VE KULLANILAN DİL ÖNEMLİDİR’

Barışın toplumsallaşmasının en önemli faktörlerinden birinin eğitim olduğuna işaret eden Lemkow, ama maalesef Türkiye’deki eğitimin böyle işletilmediğini hatırlattı. Küçük yaşlardan itibaren çocuklara kutuplaştırıcı değil barışçıl bir eğitim vermenin önemine değinen Lemkow, “Sonuçta her şey eğitimle başlıyor. O yüzden küçük yaştan itibaren barışçıl perspektifi çocuklara öğretmek lazım” dedi. Kullanılan dile de dikkat etmek gerektiğini vurgulayan Lewkow, ötekileştirici ve düşmanlaştırıcı dilden mutlaka kaçınmak gerektiğinin altını çizdi. Bu konuda İsrail devletini örnek gösteren Lemkow, Filistin’e soykırım uygulayan İsrail’in kendini “haklı” çıkarabilmek için Holokost’u bile bir manipülasyon malzemesi olarak kullandığını hatırlattı.

‘ARTIK ‘TERÖRİZM’ SÖYLEMİ İNSAN HAKLARI İHLALİNE GİRİYOR’

Kendisinin Yahudi olduğuna ve Holokost döneminde ailesinden 21 kişinin Auschwitz'te katledildiğine dikkat çeken Lemkow, şöyle konuştu: “Şimdi İsrail Başbakanı, ‘Biz Holokost’ta hayatta kalamadık, şimdi hayatta kalmak için Filistin’e bunu yapmak zorundayız’ şeklinde bir argümanı öne sürerek, Filistinliler başta olmak üzere, gemilerle ambargoyu kırmak isteyen barış aktivistlerini ve herkesi ‘terörist’ olarak suçluyor. Halbuki esas İsrail’in yaptığı devlet terörüdür ve Filistin halkına yönelik bir soykırım suçu işliyor. Zaten ‘terörist’ olarak yaftalamak, genelde devletlerin kullandığı bir manipülasyon tekniğidir. Örneğin Türkiye’de iktidar ve devlet, Kürt mücadelesi verenlerin avukatlarını da ‘terörist’ olarak göstermeye çalıştı. Kürt meselesini yazan gazeteciler için de aynı yaftalama yapıldı. Bu kabul edilemez. Bunun bir benzerini Rusya da yapıyor, aktivistleri, avukatları ve gazetecileri ‘ terörist’ diye yaftalıyor. Bu açıdan artık bu ‘terörizm’ söylemi insan hakları ihlaline giriyor ve bu manipülasyonların farkına varanlar var. Mesela İsrail’de Yahudi halkı da bunun farkına vardı. Başta çoğu İsrail taraftarıydı ama artık bu değişti. İsraillilerin birçoğu artık İsrail devletinin yaptıklarını doğru bulmuyor ve İsrail karşıtı bir tutum geliştirdiler bu konuda.”

‘FİLİSTİNLİLER İLE KÜRTLERİN YAŞADIKLARINDA BENZERLİK VAR’

Filistinliler ile Kürtlerin yaşadıklarında da bir benzerlik gördüğünü dile getiren Lemkow, “Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa emperyalizmi Kürtleri de Filistinlileri de benzer bir projeyle böldü. Kürtleri parçaladı, Filistin'i de İsrail siyonizmine teslim etti. Bu açıdan benzerlik var. Bugün gelinen noktada Türkiye’de Kürt meselesine ilişkin bir süreç başladı ama İsrail-Filistin açısından aynı şeyi söyleyemeyiz. Kısa sürede bir barış ihtimali yok çünkü İsrail bu olasılığın önünü kapadı ve doğal olarak da Filistinliler İsraillilerden nefret etmeye başladı. Artık düşman algısı oluştuğu için İsrailliler Filistinlilerden nefret ediyor, Filistinliler İsraillilerden nefret ediyor ve bu birbirini düşman görme durumu düzeltmek maalesef çok uzun yıllar alıyor” dedi.

‘TÜRKİYE’DE DE HÜKÜMET RİSK ALMALI’

Barışa giden yolun zorlu ve çetrefil olduğunu hatırlatan Lemkow, Katalonya’da da yıllardır uğraştıklarını, en son 2017 yılında bağımsızlık referandumu düzenlendiğini ancak polis tarafından engellenmeye çalışıldığını, o dönem Türkiye’de olduğu gibi çok sayıda Katalan siyasetçinin tutuklandığını, daha sonra da hükümetin değişmesiyle af çıktığını belirtti. Bu anlamda İspanya’da seçilen yeni hükümet için de bu adımın riskli olduğunu ama yine de bu adımı attıklarını vurgulayan Lemkow, şunları kaydetti: “Türkiye’de de hükümet risk almalı ve sürece ilişkin ciddiyetini göstermeli. Abdullah Öcalan’a Umut Hakkı uygulanmalı, özgür olmalı, Kürtlerin hakları anayasal çerçevede tanınmalı, siyasi tutsaklar serbest bırakılmalı ve gereken yasal düzenlemeler yapılmalı. Bu zor bir süreç ama ne olursa olsun barış umudunu kaybetmemek lazım.

‘KADINLARIN OLMADIĞI BARIŞ SÜREÇLERİ FELAKETLE SONUÇLANDI’

Dünyada genel olarak bir değişime ihtiyaç var. Abdullah Öcalan’ın savunduğu konfederalist ve komün odaklı bir sosyalizm fikrine ben de katılıyorum. Ama tabii ki bunlar uzun süreli tartışmalar. Biz de Katalonya'da uzun süredir özgürlük, bağımsızlık ve aslında kendi kaderinin tayin hakkı üzerinde çalışıyoruz. Ondan sonra o çalışmalar üzerinden başka yöntemlerle ilerliyoruz. O yüzden kesin bir formül veya çözüm üzerine bir şey diyemiyorum. Benim diyeceğim şu ki; barışın inşasında bir kere kadınların rolü çok önemli, hatta olmazsa olmaz. Katalonya'daki partimizde her birimde, her alanda, her seviyede çok net eşitlik kuralımız vardır. Bu da yüzde 50/ 50 kadın-erkek temsili. Her zaman söylüyorum; kadınlar olmadan barış olmaz. Mesela dünyada önceki birçok çözüm süreci hakkında yapılan çalışmalarda, kadınlar olmadan yapılan barış süreçlerinin başarısız olduğunu zaten çok net görüyoruz. Çoğu felaketle sonuçlandı. Tam da bu yüzden kadınlar barış için öncü olmalı. Sadece kadınlar da değil, aynı zamanda sanatçılar ve aydınlar da.”