Türkiye’de Kürdün ve Kürtçenin inkarı üzerine ortaya çıkan Kürt meselesinin çözümünün tartışıldığı bir atmosferde karşılanan 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı’nda Kürtçenin statüye kavuşmasının öneminin altı bir kez daha çizildi. Ülkenin dört bir yanında açıklamalar yapan Kürt kurumları, inkarın başladığı yerden meselenin çözülmesi gerektiğini hatırlatırken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri Kürtçenin önündeki engellerin kaldırılması için peşpeşe önergeler verdi. Meclis Genel Kurulu ve komisyon tutanaklarında Kürtçeye sansürün son bulması için Meclis Başkanlığı’na dilekçe veren DEM Parti Şirnex Milletvekili Newroz Uysal Aslan, ANF’ye konuştu.
Newroz Aslan, Kürtçenin yalnızca bir iletişim aracı değil, halkın varlığı, hafızası ve toplumsallığının temel unsuru olduğunu belirterek, “Kürt halkının dilinin alacağı statü, aynı zamanda sürecin de statüsünü belirleyecek öneme sahip” dedi.
‘15 MAYIS BAYRAM KUTLAMASINDAN ÖTE İNKARA KARŞI HAK MÜCADELESİNİN SEMBOLÜ!’
DEM Parti Milletvekili Newroz Uysal Aslan, Kürt Dil Bayramı’nın bir bayram günü kutlaması olmanın ötesinde, Kürt halkının varlığının ve kimliğinin temel bir unsuru olduğunu ve karşılaştığı inkar, yasak ve ayrımcı politikalara karşı verilen hak mücadelesinin bir sembolü olduğunu hatırlattı.
Newroz Aslan, Kürt meselesinin çözümüne ilişkin 1,5 yıldır devam eden süreçte, Kürt halkının varlığının, kimliğinin tanınması, güvenceye alınması tartışmalarının en temel başlıklarından birinin de dil olduğunun altını çizdi. Dilin, insanın varlığının ayrılmaz bir parçası, belleği, toplumsal temeli olduğunu vurgulayan Newroz Aslan, ”O nedenle Kürt halkının dilinin alacağı statü, aynı zamanda sürecin de statüsünü belirleyecek bir öneme sahip ve halkın en temel taleplerinden biri. Sürecin böyle görece durağanlaştığı, belirsizleştiği bir dönemde halkın süreçle alakalı anadilde eğitimin sağlanabileceği beklentisi var. Sonuçta anadilde eğitim evrensel insan hakkıdır. Böylesi hak temelli, insanlık temelli, tarih, kültür temelli meselenin yanında süreç temelli bir adım atılması talebi tabii ki yaygınlaşıyor” diye konuştu.
‘ÇOK SAYIDA ÖNERGE VERDİK’
DEM Parti olarak özellikle bu hafta Kürtçenin önündeki engellerin kaldırılması için önergeler verdiklerini hatırlatan Newroz Aslan, “Anadilde eğitim veya kamusal hizmet için belki yasal değişiklikler gerekiyor ama Kürtçe önündeki engellerin kaldırılması önünde bir engel yok aslında. Kürtçe gazete, dergi, kitapların basılması, yayınlanması, dağıtılması konusundaki engellere, Kürtçe müzik konusundaki engellere idari, yerel ya da merkezi düzeydeki engellere dikkat çekmek için biz vekiller olarak bu hafta birçok kanun teklifi verdik. Mesela hukuk alanı için de kanun teklifi verdik. Soruşturmadan kovuşturmanın son aşamasına kadar sadece şüpheli ve sanığın değil, avukatlarının da, tanıklarının da Kürtçe konuşması ve bunun devlet tarafından karşılanması konusunda bir kanun teklifi verdik. Üniversitelerdeki, hastanelerdeki, adliyelerdeki, cezaevlerindeki, kültür fonundaki engellere ve kamusal hizmet meselelerine ilişkin önergeler verdik. Yani biz 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı'nı kültürel faaliyetlerle, etkinliklerle karşıladığımız gibi statü talebiyle de görünür kılmaya, meselenin siyasal talebini de yerine getirebilecek adımlar atmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
‘YÜZYILDIR YASAK VE DİRENİŞ!’
Kürt meselesinin zaten Kürt varlığının inkarı üzerine meydana gelen bir mesele olduğunu kaydeden DEM Partili vekil, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu andan itibaren Türkleşme ve Kürtler ile Kürtçenin inkarı üzerine kurgulandığını anımsattı. Yüzyılı aşkın süredir devam eden Kürtçe üzerindeki yasaklar, cezalandırmalar, engellemeler, asimilasyon politikalarının aynı zamanda büyük bir mücadele alanı da yarattığını vurgulayan Newroz Aslan, “Kürtlerin varlık mücadelesi, Kürt dilinin statüye kavuşması mücadelesi çok eskilere dayanan ve tüm yasak, baskı ve ayrımcılığa rağmen devam eden bir mücadele. Kürtçe konuşmanın cezalandırıldığı alanlardan şu an statü talep edebilecek bir mücadele alanına kadar geldik. Ancak halen kısmi ders sayılarıyla, kısmi televizyon kanallarıyla ya da kişisel derslerle tanımlanamayacak kadar önemli bir toplumsal varlık meselesi. O nedenle sürecin de temel bir talebi ve artık dil talebi aynı zamanda süreçteki statü talebiyle aynı önemde” dedi.
‘LÜTUF DEĞİL TEMEL HAK!’
Burada esas sorunun AKP’nin kazanılan birçok hakkı lütufmuş gibi sunması olduğunu belirten Newroz Aslan, 14 Mayıs 2026 tarihinde Kürtçenin önündeki engellerin kaldırılması konusunda meclise verdikleri önergede aynı yaklaşımla karşılaştıklarına dikkat çekti. Newroz Aslan, yaşananları şöyle anlattı:
“14 Mayıs’ta DEM Parti olarak Kürtçe üzerinde uygulanan inkar, yasak ve ayrımcı politikaların tarihsel ve toplumsal sonuçlarının araştırılması talebinde bulunduk. MHP ve İYİ Parti bu konuda konuşmaktan imtina ederken, AKP ise TRT Kürdi (Şeş) ve üniversitelerde Kürtçe ders verilmesi üzerinden Kürtçe üzerindeki yasağın kendileri tarafından kaldırıldığını öne sürdü. Ben de verdiğim önergede, meclis tutanaklarında Kürtçenin hala 3 nokta olarak yer aldığını ve Türkçe dışında bir dil denerek Kürtçeyi yazmaktan, onu görünür kılmaktan imtina eden bir asimilasyoncu, inkarcı aklın hala devrede olduğunu, anadilde eğitim olmadığı ve Kürtçenin bir statüye kavuşmadığı sürece bir dili korumanın, onu geliştirecek mekanizmaları kurmanın gerçekten mümkün olmadığını belirttim. Manipülasyona gerek olmadığını, esas olarak Kürtçenin ayakta kalmasının tek nedeninin Kürt halkının mücadelesi ve direnişi olduğunu hatırlattım. TRT Kürdi’nin de, okullardaki iki saatlik Kürtçe derslerin de devletin ve iktidarın bize bir lütfu değil, en temel hakkımızın aslında kısıtlanarak, manipüle ederek bizlere sunulması olduğunu vurguladım.”
‘AKP, KÜRTÇEYE KENDİ ÇIKARINA GÖRE YAKLAŞIYOR’
AKP'nin Kürtçe konusundaki politikasının her zaman siyasete göre, döneme göre, kendi çıkarlarına göre kurgulanan bir mesele olduğunu dile getiren Newroz Aslan, bunun son örneğinin meclis komisyon raporunda da görüldüğünü belirtti. Meclis komisyonunun nihai raporunda anadilde eğitim talebinin de sansürlendiğine işaret eden Aslan, “Nihai raporda anadil talebine bile yer vermekten imtina eden bir akıl ile karşı karşıya kaldık. Raporda anadilde eğitim hakkını, doğuştan devredilemez haklar kavramı üzerinden tariflemeye çalıştılar. Uluslararası sözleşmelerin birçoğunda anadilde eğitim hakkına ilişkin, özellikle çocuk hakları sözleşmesi başta olmak üzere şerhi kaldırmayarak aslında anadilde eğitimin önünü sadece kendi anayasasında değil, uluslararası sözleşmelerde de engelleyen bir AKP var karşımızda. TRT Şeş’i açıyorsan, o zaman niye Kürtçe kanalları yasaklıyorsun, Kürtçe ajansları yasaklıyorsun, cezaevlerinde Kürtçeyi yasaklıyorsun? Madem Kürtçe serbest ve özgür, neden Kürtçe konser veren sanatçıların konserlerini engellemeye çalışıp yasaklamalar getiriyorsun? Mesele burada Kürtçenin sadece kullanım dili, günlük toplumsal dil olması değil. Bu kadar eski, kadim, zengin bir dili güçsüzleştirmeye çalışan bir aklın olmasıdır esas mesele. Biz TRT Şeş kapansın ya da o üniversitelerdeki kürsüler kapansın demiyoruz. Tam tersine artsın ama güvenceye de kavuşsun. Burada AKP'nin sürece dönük yaklaşım biçimiyle bu konudaki yaklaşım biçimi çok açık. Sadece AKP'nin de değil. Yüz yıllık bir inkar hali var ortada. Bu inkar halini de işte TRT Şeş’i açtık, bunu şunu yaptık diyerek daha ince örmeye çalışan bir akıl var karşımızda. Mesela bir AKP'li milletvekili, ‘Biz Kürtçe eğitim versek Kürtler bile çocuklarını göndermeyecek’ diyebilecek kadar pervasızlaşabiliyor. İşte bu asimilasyonun bir yönüdür. Algıdır, manipülasyondur” vurgusunda bulundu.
‘KÜRTÇEYE KARŞI TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜN BİR BOYUTU DA CEZASIZLIK!’
Newroz Aslan, Kürtçe müzik dinleme veya konuşma gibi günlük yaşamdaki olaylara gerek kolluk tarafından uygulanan işkence ve şiddetin gerekse yaşanan linç olaylarına dönük cezasızlık politikasının da meselenin devletin bir politikası olduğunu gösterdiğini kaydetti. 13 Temmuz 2025’te İstanbul Bayrampaşa’da bir araçta Kürtçe müzik dinledikleri için polis tarafından darp edilen ailenin uğradığı bu işkencenin birkaç gün önce bilirkişi raporuyla örtbas edilmesi örneğini gösteren Aslan, “Telefonda Kürtçe konuştuğu için darp edilen, Kürtçe şarkı seslendiren bir sanatçıya zorla Türkçe söylettirmeye çalışıp söylemediği için bıçaklanması gibi çok sayıda örnek var. Bunun bir boyutu Kürtçeye karşı tahammülsüzlük ve ırkçılıkken, bir boyutu da cezasızlık. Eğer Kürtçeye dönük tahammülsüzlük, birkaç kişinin ya da birkaç polisin kişisel refleksi olsaydı cezalanırdı ama soruşturmalarda, bilirkişi raporlarında delilleri karartmaya ve olayı çarpıtmaya gidiyorsanız ve benzer ırkçı olayların hepsinde aynı cezasızlığı işletiyorsanız, bu durum bunun devletin merkezi bir politikası olduğunu gösterir. Dolayısıyla Kürtçeyi inkar ettiğiniz ya da Kürtçeyi tanımadığınız sürece, Kürdü de inkar etmiş, Kürde de statüsüzlüğü dayatmış olacaksınız. O nedenle Sayın Öcalan Kürtçeyi ekmek kadar, su kadar bu sürecin olmazsa olmaz temel gerekçelerinden ve taleplerinden biri olarak tarifledi” dedi.
‘KÜRTLERLE BARIŞMAK ANADİLİNİ TANIMAKTAN GEÇİYOR!’
Newroz Aslan, Kürtlerle barışmanın en önemli parçasının anadillerini tanımaktan geçtiğini vurguladı. Çözüm için yasal düzenlemeler yapılması, uluslararası sözleşmelerdeki şerhlerin kaldırılması ve fiili yasaklamaların son bulması gerektiğinin altını çizen Newroz Aslan, şunları kaydetti: “Mesela Anayasa'nın 42. maddesi gibi anadilde eğitimi engelleyen maddelerin değiştirilmesi gerekiyor. Çok dilli belediyecilik, Kürtçe ders veren dernekler ve yayın evleri üzerindeki baskının azaltılması, Kültür Bakanlığı'nın Kürtçeye diğer diller kadar destek vermesi gerekiyor. Mesela Cizre’de bir belediyemiz, Arapça tabela assa hiçbir sıkıntı yok. Ama Kürtçe tabela astığında müdahale eden bir politik akıl var. Kürtçe yaşamın her alanında kriminalize edilerek yok sayılmaya çalışılıyor. Bugün Kürtlerle barışmaktan, bir Kürt-Türk kardeşliğinden söz edilecekse, Kürtlerin anadili de bu barışmanın bir parçası, bu güvencenin bir parçası sayılmalı. Kürtçenin varlığının saygı görmesi, yasal güvencelere kavuşması ve söylemsel destekten öte somut adımlar atılması lazım.”