Uzun yıllar Önder Apo’nun avukatlığını yapan DEM Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal, Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Önder Apo’nun umut hakkı ve statüsü ile Meclis’in sürece ilişkin alması gereken tutum hakkında ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.
27 Şubat 2025’te Önder Apo’nun yaptığı çağrının önemli bir eşik olduğunu söyleyen Newroz Uysal, aradan geçen sürede Kürt Özgürlük Hareketi ile Önder Apo’nun sürecin ağırlığına uygun şekilde hızlı adımlar attığını dile getirerek şunları belirtti:
“Hükümetin ya da devletin bu çağrıya ve bu adımlara denk somut, gerçekçi ve planlanmış hukuki ya da siyasi adımlar atmadığı konusundaki bir gerçeklik önümüzde duruyor ve bu karşılıklı güveni de etkiliyor. Adım atma meselesinin ortaya çıkması konusunda birçok soru ve şaibe yaratıyor. Ama şu açık ki, devletin atılan bu tarihi adımlara karşı adım atmamasının belki de birçok nedeni var; ama en önemli nedeni Sayın Öcalan'ın ortaya koymuş olduğu Barış ve Demokratik Toplum’un değişim ve dönüşümüne denk düşecek bir siyasal iradenin olmaması ya da kendini yaratamaması meselesidir.
Çünkü bu süreci bir yönüyle devlet yürütüyor, bir yönüyle de iktidarın kendisi yürütüyor. Özellikle atılacak adımlar, yasal süreçler, idari pratikler hepsi iktidar tarafından gerçekleşir ve bu gerçekleşmeme nedeni, bir siyasal iradenin bunu bekleme halidir. Yani Sayın Öcalan'ın ifade ettiği ‘ortak akılla bu süreç yürür’ meselesinde, bir ortak aklın yaratılamadığını aslında bizlere gösteriyor.
‘DEVLET HALA ‘TEYİT VE TESPİT’ MEKANİZMASINI GEREKÇE GÖSTERİYOR’
Devletin hala “teyit ve tespit mekanizması” söylemini gerekçe yaptığını aktaran Newroz Uysal, silahların yakılması ve geri çekilmenin bu mekanizmanın kendisi olduğunu işaret ederek şunları kaydetti:
“Bugün, şu an devlet ısrarla silah ve güvenlik, teyit-tespit mekanizması kavramı üzerinden bir öncelik-sonralık tarifi yapıyor ve bu öncelik-sonralık tarifinin ne hazırlanan komisyon raporunda ne dünyadaki örneklerden ne de şu an içerisinde bulunduğumuz süreçten doğrudan bir bağlantısı kurulamayacağı bizce net. Çünkü silahların yakılma töreni, geri çekilme süreci ve bununla ilgili açıklamalar, tam da teyit-tespit mekanizmasının kendisiydi. Ancak buna rağmen bunu görmeyip hâlâ teyit-tespit mekanizmasının gerekçe yapılması, bir algı yaratımı ve devletteki bu değişim ve iradenin yokluğunu gösterir. Sayın Öcalan'ın tarif ettiği ortak akıl, ortak irade ve gerekirse eş zamanlı, paralel adımların atılması gerekir.”
‘SAYIN ÖCALAN’IN KOŞULLARI SÜRECİN MERKEZİNDE’
Önder Apo’nun sürecin baş müzakerecisi olduğunu vurgulayan Newroz Uysal, İmralı’daki mevcut koşulların sürecin ilerlemesini zorlaştırdığını dile getirerek sözlerine şöyle devam etti:
“Sayın Öcalan'ın koşulları, geçmiş dönemde de şu anki süreçte de sürecin kendisinde çok belirleyici ve etkili oldu. Çünkü Sayın Öcalan, Kürt halkının lideri olarak kabul ettiği, tarif ettiği siyasal irade olarak işaret ettiği ve bu sürecin de baş müzakerecisi. Bulunduğu konum ve süreci yürütme biçimiyle dar, kontrollü, sınırlı, bazen belirsiz zaman aralıklarındaki temas halinin süreci büyütmeyeceği; aksine, gerilimleri artıracağı, süreçte sadece güven üzerinden değil, sağlıklı ilerlemesi konusunda da zarar vereceği çokça işaret edildi.
Sayın Öcalan'ın doğrudan kendisinin hitap edemeyeceği, cevap veremeyeceği algı manipülasyonları, saldırılar oldu ve maalesef ki Sayın Öcalan'ın bu baş müzakereci pozisyonuna dönük yoğun bir saldırı gerçekleşti. Sürecin geldiği aşama itibarıyla sürecin kendisinin yasal güvencesi, aynı zamanda süreci yürütenlerin de güvencesi ile paralel işler.”
‘TARTIŞILAN SİYASAL DEĞİL HUKUKSAL STATÜDÜR’
Önder Apo’nun özgür çalışabileceği, iletişim kurabileceği koşulların yaratılması gerektiğini belirten Newroz Uysal, tartışılan durumun hukuksal statü olduğunu ifade ederek şunları ifade etti:
“Sayın Öcalan'ın statüsü derken, biz Sayın Öcalan'ın siyasal, politik olarak bir statüsünden bahsetmiyoruz. Sayın Öcalan'ın Kürt halkının lideri olduğu, Ortadoğu'da yaratılan değişimlerde demokratik toplumun öncüsü ve fikir babası olduğu, dünyada bugün en çok konuşulan, tartışılan ve öncülük pozisyonu yürütülen kişilerden biri olduğu zaten politik ve siyasal olarak tartışmasız.
Bizim statüden kastımız ve son aylarda tartışılan mesele, geçmiş dönemlerde de ifade edildiği gibi siyasal statü değil, hukuksal statüdür. Yani Sayın Öcalan'ın şu an ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası var, öte yandan bir süreç yürütülüyor. Bu süreç sadece Türkiye'nin değil, bölgenin ve dünyanın da barış atmosferine etki edebilecek kadar önemli bir dönemeçte gerçekleşiyor. Ve bu dönemeçte Sayın Öcalan'ın hukuksal durumu çok çok önemlidir. DEM Parti olarak bizlerin, Sayın Öcalan’ın özgürlüğü dışında bir statü tarif etmesi mümkün değil.”
‘BU SÜRECİN ERTELENEMEYECEK KONULARININ BAŞINDA UMUT HAKKI GELİYOR’
Önder Apo’nun “Umut hakkı”na ve Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’ye bu hakkın uygulanması için verdiği süreye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Newroz Uysal, şunları dile getirdi:
“Bu sürecin ya da bizlerin ertelenmeyecek konularının başında umut hakkı geliyor. Umut hakkı meselesi sadece şu an için değil, belki hukuksal olarak 12 yıldır; ama Sayın Öcalan'ın özgürlük koşulları ya da tutukluluk koşulları 27 yıldır aralıksız bir biçimde bizlerin gündeminde. AİHM kararının içeriği, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının karakteri ve infaz rejimi itibarıyla bir değerlendirme mekanizmasını şart koşuyor ve işkence olarak tarifliyor. Türkiye'de de Anayasa’nın 90. maddesi çok açık; AİHM kararlarının Türkiye'deki yasal ve var olan mevzuatların da üstünde olduğu ve uygulanması gerektiğini tarifliyor.
Ancak 12 yılın sonunda, yakın zamana gelirsem, 17 Mayıs 2025 tarihli Bakanlar Komitesi kararında en son umut hakkı gündeme gelmişti ve belki de komitenin en şeffaf, sürecin siyasallığına atıf yapan bir ara karar vermişti komite. Hem yasal mekanizmanın olması gerektiğini, Türkiye'nin bu konuda bir çerçeve çizmesi ve hem kendilerine hem de kamuoyuna açıklaması gerektiğini ifade etmiş; süreçle bağlantılı olarak açıkçası süreç komisyonuna da bir atıf ve işarette bulunmuştu. Ve yine Haziran 2026'da yapılacak toplantıda, İnsan Hakları Komitesi toplantısında tekrar gündeme alacağını ifade etmişti.”
‘12 YILDIR HİÇBİR YASAL DÜZENLEME YAPILMADI’
Bakanlar Komitesi ve AİHM kararlarına rağmen hâlâ Türkiye tarafından yıllardır bir hukuksal adım atılmadığını söyleyen Newroz Uysal, “Aradan o kadar zaman geçti. Komisyon raporu çıktı. Ama umut hakkı meselesine girmedi, girmeyi tercih etmedi. Yasal hiçbir öneride bulunmadı. Bizlerin bu süreçte vermiş olduğu birçok kanun teklifi ne Adalet Komisyonu'nda ne de Meclis Genel Kurulu işleyişinde gündeme alındı.
Bu süre aralığında Bakanlar Komitesi, Türkiye'de ne oldu ne bitti, neden anayasa değişikliği için yasal değişiklik yapılmadı konusunda Türkiye'ye herhangi bir soru ya da bir baskı da oluşturmadı. Ve bu süreç içerisinde halen Türkiye'de ağırlaştırılmış müebbetin gözden geçirilebilir bir mekanizması yok. Sayın Öcalan'ın umut hakkı meselesi çözülmeden bugün bir hukuksal sözleşme tartışması çok tali kalır, yani bir ara formül olarak kalabilir” diye konuştu.
‘İHLAL PROSEDÜRÜ İŞLETİLMELİ’
Haziran 2026’da yapılacak toplantıya dikkat çeken Newroz Uysal, komitenin artık Türkiye’ye karşı bağlayıcı bir tutum alması gerektiğini vurgulayarak, şunları belirtti:
“Bakanlar Komitesi maalesef politik davranarak yine topu Türkiye'nin ayağına attı ve haziran ayına doğru gidiyoruz. Halen Türkiye’nin bir değişiklik formülasyonu ve önerisi bulunmuş değil. Komite’den bu haziran ayında yapılacak toplantıda bir ihlal prosedürünün çıkması gerekir. Bugün kendilerini barış, demokrasi timsali sayan ve bunun için mücadele eden kurumların Türkiye'deki demokrasi mücadelesine, barış mücadelesine de aynı zamanda bir katkı sorumluluğudur.
O nedenle Komit’enin alacağı tutum kadar bizlerin burada yürüteceği mücadele de devam ediyor. Çünkü Sayın Öcalan’ın özgürlük koşulları, bir yönüyle umut hakkı, halen bizlerin en temel gündemi. Sokakta, eylemlerde, Meclis’te bunun gerçekleşmesi için her boyutta gerekliliğini, zorunluluğunu ve olmazsa olmaz yönünü açıklamaya, işaret etmeye çalışıyoruz.”
‘MECLİS İZLEYEN DEĞİL, TUTUM ALAN BİR YERDE OLMALI’
Parlamentoda kurulan komisyonun önemli bir zemin olduğunu belirten Newroz Uysal, komisyon raporunun demokratikleşme ve yasal güvence konusunda önemli başlıklar içerdiğini dile getirerek şunları ifade etti:
“Geçmiş dönemlerde de, şu an içerisinde bulunulan bir buçuk yıllık süreçte de özellikle süreci desteklemeyenler ya da Sayın Öcalan'ın üzerindeki tartışmayı yürütenler, hep şunu sordu: ‘Bu sürecin tarafı kim? Meşruiyeti nerede? Temsilci olarak Meclis bunun neresinde?’ Hepsi sorular sordu ve sanki Sayın Öcalan Meclis’in dahil olmasına karşıymış gibi bir tablo çizilmeye çalışıldı.
Oysaki geçmişte de bugün de Meclis’in sorumluluk alması gerektiğini hem meşruiyet hem konsensüs hem de siyasal temsiliyet itibarıyla işaret eden Sayın Öcalan’ın kendisiydi ve bu komisyonun kurulması konusundaki ısrarlı talebini birçok defa bizler de kamuoyuna açıkladık. Ancak hâlâ tersi yönde bir algı yaratılmaya çalışılıyor.”
‘KOMİSYON, MECLİSİN ATACAĞI YASAL ADIMLAR KONUSUNDA ÇOK ÖNEMLİ’
Kurulan komisyonun atılacak yasal ve hukuki adımlar için önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Newroz Uysal şunları belirtti:
“Komisyonun kurulması, sürecin siyasal temsiliyet boyutuyla Meclis’in atacağı yasal adımlar konusundaki sorumluluk açısından çok önemliydi. Halen de önemini koruyor açıkçası. Her ne kadar bu zemin, iktidarın Komisyon Başkanı Numan Kurtulmuş’un komisyonun çalışma biçimiyle ya da ortaya koymuş olduğu ‘adaya gitme, gitmedi’ tartışması üzerinden birçok konuda gölgelenmiş olsa da çok önemli bir zemindi.
Ortaya koymuş olduğu rapor da Meclis açısından bağlayıcı, önemli ve halen sorumluluk yükleyen bir rapor. Her ne kadar birçok yönüyle tartışsak da 6. ve 7. başlıklar, yasal güvence ve demokratikleşme adımları konusunda bir yol haritası ya da kısa vadeli yol temizliği işaret ediyordu. Meclis’in yasaları değiştirme sorumluluğu kadar, var olan bu komisyon raporundaki iradenin takibi de bir o kadar önemli.”
‘HUKUKTAN KOPUŞ SÜRECİ DERİNLEŞTİRDİ’
Kayyum uygulamalarından siyasi tutsaklara kadar birçok konuda hukukun işletilmediğine dikkat çeken Newroz Uysal, Türkiye’nin yaşadığı krizin temel nedenlerinden birinin hukuk devleti ilkesinden uzaklaşılması olduğunu vurgulayarak şunları dile getirdi:
“Türkiye’nin bu koşulda olmasının, Kürt sorununun bu durumda olmasının en önemli nedeni hukuktan kopuştur. Adalet Bakanı Akın Gürlek çıkıp bu sürecin yasal adımları konusunda ‘Meclis görev alsın’ dedi. Meclis görev alsın, yasal adımlar için evet; ama yürütmenin başı olarak, yerine getirmeyen kararların başı olarak, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun başı olarak, AKP’li bir bakan olarak, bu sürecin yürütücüsü olan bir partinin bakanı olarak; hasta mahpuslarla ilgili, tahliyeler konusunda, kayyum kararlarının iki ayda bir uzatılmasında bu konudaki sorumluluğunu görmeyen idarenin topu Meclis’e atması gibi bir yaklaşım biçimi var.”
‘MECLİS CESUR DAVRANMALI’
“Meclis yalnızca iktidarın getireceği teklifleri beklememeli. Kendi raporuna sahip çıkarak demokratikleşme adımlarını hayata geçirmeli” diyen Newroz Uysal, şöyle konuştu:
“Ancak Meclis’in çalışma pratiği olarak, özellikle başkanlık sisteminden sonra, tüm yasa tekliflerinin komisyonlarda bekletildiği, iktidarın istediği zaman gündeme aldığı bir mekanizma var maalesef. Bu nedenle siyasal irade aynı zamanda yasaların çıkması konusunda çok büyük bir etkide bulunuyor. Bugün Meclis’te bir yönüyle dil olarak çok şey değişmedi. Belki eski güvenlikçi, ezberci, kutuplaştırıcı, inkarcı dil kadar sert değil ama hâlâ görmeyen, inkarı ve oyalamayı sürdüren bir yaklaşım içeriyor.
Meclis tam da iktidarın, siyasal iktidarın ve devletin bu dilini, bu yaklaşımını ortadan kaldıracak bir sorumluluk almalı; cesur davranabilmeli açıkçası. Bu Meclis’in, iktidar partilerinin getireceği yasal teklifleri beklemeden cesur bir biçimde kendi komisyon raporuna da sahip çıkarak demokratikleşme pratikleşme adımlarını, yani kararların uygulanması meselesini izleyen değil, tutum alan bir pozisyon alması gerekir.”
‘SÜRECİN EN BÜYÜK GÜCÜ HALKTIR’
Newroz Uysal, çözüm sürecinin yalnızca siyasi aktörlerle sınırlı olmadığını, halkın desteğinin belirleyici olduğunu vurgulayarak şunları dile getirdi:
“Sayın Öcalan'ın süreç başladığında ilk yazılı açıklaması Aralık 2024’tü. Ve orada yeni dönem, yeni paradigma tarifini yaptığında Türk halkı ve Kürt halkı için kader belirleyici önem ve aciliyet olarak tariflemişti. Hiçbir siyasi partinin kendi takvimine ya da kendi geleceğine hapsetmeyeceği kadar tarihsel bir sorumluluğu var demişti. Halen bu önem, halen bu sorumluluk, halen bu aciliyet duruyor.
Ancak şu açık ki, bu meselenin en itici gücü halkın bu sürece sahip çıkması, halkın bu sürecin müzakere boyutu kadar mücadele boyutunu da görerek bu mücadeleyi sokaklarda, sahalarda güçlendirmesiyle mümkündür. Bu sürecin bir tarafı Sayın Öcalan, Kürt Özgürlük Hareketi ve devletin ilgili muhataplarıysa; en büyük gücü, muhatabı ve itici gücü de halkın kendisinin barış gücü olacaktır. Meclis’i de bir yönüyle harekete geçirecek olan da budur.
Bu durum, birbiriyle bağlantılı ve birbirini dengeleyen güçler açığa çıkarsa ancak süreç ilerleyebilir. Meclisin alacağı sorumluluk da bu yönüyle çok önemlidir.”