Okullardaki şiddet ve iktidarın sorumluluğu
Riha ve Mereş’te yaşanan okul saldırıları, çocuk yaştaki failler üzerinden eğitim sistemindeki çürümeyi ve iktidarın çocuk koruma politikalarındaki derin boşluğu bir kez daha gözler önüne serdi.
Riha ve Mereş’te yaşanan okul saldırıları, çocuk yaştaki failler üzerinden eğitim sistemindeki çürümeyi ve iktidarın çocuk koruma politikalarındaki derin boşluğu bir kez daha gözler önüne serdi.
Türkiye, eğitim kurumlarının birer şiddet arenasına dönüştüğü karanlık bir haftadan geçiyor. Riha’nın Sêwereg ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde 16 kişinin yaralanmasıyla sarsılan kamuoyu, Mereş’ten gelen 9 can kaybı haberiyle derin bir yasa ve öfkeye boğuldu. Her iki saldırının da en sarsıcı ortak paydası, tetiği çeken ellerin çocuk yaşta olmasıydı.
GÜVENLİKÇİ POLİTİKALARIN İFLASI VE ŞİDDETİN NORMALLEŞMESİ
İktidarın, okulları sadece beton binalar ve güvenlik kameralarından ibaret gören anlayışı, Mereş ve Sêwereg’deki kurşunlarla bir kez daha iflas etti. Yıllardır okullara kolluk kuvveti yığarak, duvarları yükselterek ve "bekçi" modeliyle güvenlik sağladığını iddia eden anlayış, şiddetin okulun kapısında değil, toplumun zihninde ve sistemin boşluklarında başladığını görmezden geliyor.
Sokaktaki şiddet dilinin siyasetin merkezine yerleşmesi, televizyon dizilerinden dijital mecralara kadar her alanda "mafyatik" yaşam tarzının ve silahın bir güç gösterisi olarak kutsanması, çocukların dünyasında şiddeti tek çözüm yöntemi haline getirdi.
İktidarın bu kültürel çürümeye karşı önleyici hiçbir politika geliştirmemesi, aksine, kutuplaştırıcı bir dil ile toplumsal gerilimi diri tutması, çocuk yaştaki faillerin yetiştiği bataklığı her geçen gün besledi.
EĞİTİMDE REHBERLİKTEN VAZGEÇİLMESİNİN BEDELİ
Eğitim sistemi, çocukların ruhsal ve sosyal gelişimini destekleyen bir yapı olmaktan çıkıp, tamamen sınav ve başarı odaklı bir "eleme mekanizmasına" dönüştürüldü. Okullarda psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin kadro yetersizliği nedeniyle işlevsiz bırakılması, suça sürüklenme riski taşıyan çocukların sistem tarafından fark edilmesini engelliyor.
Sêwereg’deki meslek lisesi örneğinde olduğu gibi, akademik olarak sistemin dışına itilen gençlerin yoğunlaştığı okullar, adeta kaderine terk ediliyor. İktidarın "her mahalleye okul" vaadi, içleri boşaltılmış, sosyal donatılardan yoksun ve öğrenciyi sadece bir istatistik olarak gören kurumlar yarattı.
Çocukların yaşadığı travmalar, gelecek kaygısı ve aidiyet sorunu, rehberlik masalarında değil, şiddet sarmalında karşılık buluyor.
ARTAN BİREYSEL SİLAHLANMA VE CEZASIZLIK POLİTİKASI
Saldırıların çocuk yaştaki failler tarafından ateşli silahlarla gerçekleştirilmesi, iktidarın bireysel silahlanma konusundaki denetimsizliğini ve "cezasızlık" politikasını da tartışmaya açıyor. Bugün bir çocuğun internetten veya yasadışı ağlardan silaha erişiminin bu kadar kolay olması, devletin denetim mekanizmalarındaki devasa boşluğunu işaret ediyor.
Öte yandan, suça sürüklenen çocuklara yönelik rehabilitasyon merkezlerinin yetersizliği ve çocuk koruma kanunlarının etkin uygulanmaması, suçun tekrarlanmasına zemin hazırlıyor. İktidar, silahlanmayı zorlaştıracak radikal yasal düzenlemeler yapmak yerine, meseleyi sadece "polisiye bir vakaya" indirgeyerek asıl sorumlu olan denetim mekanizmalarını korunaklı bir alanda tutuyor.
ŞİDDET ÜRETEN SOKAKLAR VE DENETİMSİZ ÇEVRELER
Mereş’te yitirilen 9 can ve Sêwereg’de yaralanan 16 kişi, iktidarın çocuk politikalarındaki stratejik hatalarının bir sonucu olarak karşımıza çıktı. Çocukları "korunması gereken özneler" olarak değil, "terbiye edilmesi gereken nesneler" veya "potansiyel suçlu" olarak kodlayan bu anlayış, çocuk hakları temelli bir yaklaşımı tamamen dışladı. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun ruhuna aykırı olarak yürütülen uygulamalar, çocukları şiddetten uzaklaştıracak sosyal alanlar yaratmak yerine, onları şiddetin üretildiği sokaklara ve denetimsiz çevrelerin insafına bıraktı.
Riha ve Mereş’te patlayan silahlar, iktidarın sadece güvenlik politikalarının değil, toplumsal barışı ve çocuk gelişimini esas almayan tüm yönetim pratiğinin bir aynası oldu. Okulların yeniden güvenli alanlar olabilmesi, metal dedektörlerinden değil; şiddeti besleyen bu sistemsel boşlukların kapatılmasından ve çocuk odaklı, demokratik bir eğitim modelinden geçiyor.