Özgür Basın emekçilerine yönelik gözaltı, tutuklama ve yargı baskıları sürerken, gazeteci Reyhan Hacıoğlu hakkında yürütülen davada hapis cezası verildi.
İstanbul merkezli bir soruşturma kapsamında 17 Ocak 2025’te gözaltına alınarak tutuklanan Reyhan Hacıoğlu, aylar süren tutukluluğunun ardından 13 Haziran’da görülen ilk duruşmada tahliye edilmişti. Ancak mahkeme, karar duruşmasında Reyhan Hacıoğlu’na “örgüte yardım” iddiasıyla 4 yıl 2 ay hapis cezası verdi.
Gazetecilik faaliyetleri gerekçe gösterilerek hapis cezası verilen Reyhan Hacıoğlu, Özgür Basın çalışanlarına yönelik baskılar ile “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nde gazetecilerin rolüne ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.
‘BARIŞTAN SÖZ EDİLİYOR AMA ORTADA HALA EŞİT BİR ZEMİN YOK’
Türkiye’de yıllardır çözülemeyen temel meselenin Kürt sorunu olduğunu belirten Reyhan Hacıoğlu, bugün yürütülen tartışmaların da bu gerçeklikten bağımsız ele alınamayacağını ifade etti. Devletin meseleyi köklü bir demokratik çözüm yerine daha geçici ve kontrollü bir çerçevede ele aldığını söyleyen Reyhan Hacıoğlu, şunları kaydetti:
“Bugün adına süreç deniliyor, barış deniliyor ya da başka kavramlar kullanılıyor ama ortada hâlâ eşit ve demokratik bir zemin kurulmuş değil. Eğer gerçekten yüz yıllık bir sorundan bahsediyorsak bunun anayasal güvenceyle, toplumsal yüzleşmeyle ve gerçek bir demokratikleşmeyle ele alınması gerekiyor. Ama baktığımızda devlet hâlâ meseleyi güvenlikçi bir bakışla ele alıyor. Milyonlarca insanının iradesi olarak gördüğü bir kişiye hâlâ yasal statü tanınmıyor. Dünyadaki örneklere baktığımızda barış süreçlerinde taraflar eşit koşullarda masaya oturur, birbirini tanır ve birbirinin varlığını kabul eder. Burada ise bir yandan süreç söylemi kurulurken diğer yandan hâlâ tecrit tartışılıyor. Biz gazeteciler de tam olarak bunu sorguladığımız için hedef haline getiriliyoruz.”
‘30 YIL ÖNCE SÖYLENENLER BUGÜN YENİDEN KONUŞULUYOR’
Bugün tartışılan birçok başlığın aslında yıllar önce de dile getirildiğini ve geçmişte bu gerçekleri yazan gazetecilerin ağır baskılarla karşı karşıya kaldığını belirten Reyhan Hacıoğlu, şöyle devam etti: “Hatırlarsanız Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan, ‘1993’te söylediğim sözlerin arkasındayım’ dedi. Aslında bu ülkede yıllardır aynı noktaya dönülüyor. O dönem ateşkes çağrıları vardı, çözüm çağrıları vardı, insanlar artık gençlerin ölmemesi gerektiğini söylüyordu. Ama bunları yazan gazeteciler cezaevine atıldı, gazeteler kapatıldı, çalışanları katledildi. Bugün ise aynı noktaya yeniden gelinmiş durumda. O zaman insan şunu soruyor: Madem bugün yine aynı yerdeyiz, neden 30 yıl kaybedildi? İşte özgür basın tam da bunu söylediği için hedef oldu. Çünkü biz o dönem de halkın yaşadığı acıları görünür kılmaya çalışıyorduk.”
‘BARIŞ GAZETECİLİĞİ SADECE HABER YAZMAK DEĞİLDİR’
Gazeteciliğin yalnızca teknik bir meslek olmadığını söyleyen Reyhan Hacıoğlu, özellikle çatışmalı süreçlerde gazetecilerin toplumsal bir sorumluluk taşıdığını belirtti. Reyhan Hacıoğlu, “Barış gazeteciliği dediğimiz şey yalnızca gelişmeleri aktarmak değildir. Elbette gazeteciliğin temel ilkeleri vardır ama bazen toplumun hakikati için sorumluluk almak gerekir. Çünkü bu ülkede çok ağır acılar yaşandı. İnsanlar çocuklarını kaybetti, cenazeler günlerce sokakta kaldı, faili meçhuller yaşandı. Şimdi siz bütün bunlar yaşanmışken sadece teknik bir habercilik yapamazsınız. Hakikatin ortaya çıkması gerekiyor. Yüzleşmenin olması gerekiyor. Bizler de tam olarak bunu yapmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
‘ÖZGÜR BASIN YILLARDIR AYNI BASKILARLA KARŞI KARŞIYA’
Süreç tartışmaları başladığında birçok kişinin özgür basına yönelik baskıların azalacağını düşündüğüne, ancak baskıların devam ettiğine dikkat çeken Reyhan Hacıoğlu, şunları söyledi.
“İnsanlar süreç başlayınca artık özgür basına yönelik baskıların azalacağını düşündü. Hatta bir gazeteci bana ‘Artık size ceza verilmez herhalde’ demişti. O gün Yeni Yaşam’ın internet sitesine erişim engeli getirildi. Yani ortada çok ciddi bir manipülasyon var. Bir yandan barış söylemleri kuruluyor ama diğer yandan o sürecin gerçeklerini yazan gazeteciler cezalandırılıyor. Biz yaptığımız yayınlar nedeniyle gözaltına alındık. Programlarımızda neyi tartışıyorduk? Tecridi, cezaevlerindeki hak ihlallerini, Kürdistan demeyi. Ama bugün sürecin merkezinde zaten bunlar var. Demek ki mesele gazetecilik değil, toplumun gerçekleri öğrenmesini engellemek.”
‘BİZ HALKIN YAŞADIĞI ACILARI YAZMAKLA SORUMLUYUZ’
Gazeteciliği yalnızca bir meslek olarak görmediklerini ifade eden Reyhan Hacıoğlu, Özgür Basın çalışanlarının toplumsal bir sorumluluk duygusuyla hareket ettiğini belirterek şunları vurguladı: “Biz her gün ölüm haberleri yapmak isteyen insanlar değiliz. Kimse savaşın, acının, cezaevlerinin haberini yapmaktan mutluluk duymaz. Ama halk bunları yaşarken bizim de bunu görünür kılma sorumluluğumuz var.
Özgür basının yıllardır söylediği bir söz var: ‘Tek kişi kalsak bile hakikati yazacağız.’ Gerçekten de biz bunu yaşadık. Arkadaşlarımız tutuklandı, gazetelerimiz kapatıldı ama ertesi gün yine o haberlerin peşine düşüldü. Çünkü mesele sadece bir kurum meselesi değil, halkın hakikati meselesidir.”
‘DAYANIŞMA PARÇALI OLDUĞU SÜRECE BASKILAR SÜRER’
Özgür Basın’ın yıllarca yalnız bırakıldığını ekleyen Reyhan Hacıoğlu, “Yıllardır bize yönelik ‘Bunlar gazeteci değil’ algısı yaratıldı. Bu yüzden çoğu zaman dayanışma da gösterilmedi. Bugün onlarca gazeteci cezaevinde ama hâlâ ayrım yapılıyor. Oysa gazetecilik kimliği devletin verdiği kartla belirlenmez. Bir insan gazetecilik yapıyorsa gazetecidir. Basın örgütlerinin artık bu parçalı yaklaşımı bırakması gerekiyor. Çünkü mesele sadece Özgür Basın’ın meselesi değil.
Bugün Kürt halkına yönelik uygulanan baskılar yarın toplumun tamamına yöneliyor. Kayyum politikalarında bunu gördük. Yıllarca Kürt kentlerinde uygulanan yöntemler bugün ülkenin başka yerlerinde de uygulanıyor” dedi.
‘DEMOKRATİK TOPLUM OLMADAN ÖZGÜR BASIN OLMAZ’
Demokratik bir toplum olmadan özgür gazeteciliğin mümkün olmadığını söyleyen Reyhan Hacıoğlu, mücadele ve dayanışmanın büyütülmesi gerektiğine işaret ederek sözlerini şöyle tamamladı: “Bizler de herkes gibi demokratik bir ülkede yaşamak istiyoruz. Haber yaptığımız için gözaltına alınmadığımız, seyahat özgürlüğümüzün engellenmediği, gerçekleri yazdığımız için yargılanmadığımız bir ülkede yaşamak istiyoruz. Ama bunun yolu demokratikleşmeden geçiyor. O yüzden gazetecilerin de toplumun da bu noktada ortak bir mücadele yürütmesi gerekiyor.
Çünkü hakikat mücadelesi yalnızca gazetecilerin değil, toplumun tamamının mücadelesidir.”