Sakık: Barış cesaret ister; risk alan tek tarafın Kürtler olması sürdürülebilir değil

Sırrı Sakık, sürecin tek taraflı hassasiyetler üzerinden dizayn edilemeyeceğini ve Kürt halkının hassasiyetlerinin dikkate alınması gerektiğini belirterek, “Barış cesaret ister; risk alan tek tarafın Kürtler olması sürdürülebilir değildir" dedi.

SIRRI SAKIK

DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık, “Demokratik Toplum ve Barış” sürecini değerlendirerek, Önder Apo’nun aldığı inisiyatifin tarihi bir dönüşümü ve bir barışı başlatabileceğini belirtti.  Sakık, Önder Apo’ya yönelik statü talebinin kişisel bir konumlama değil, Kürt sorununun çözümü için şart olan ana muhataplık mekanizmasının devreye girmesi anlamına geldiğini ifade etti.

Önder Apo’nun çağrısı üzerine başlayan “Demokratik Toplum ve Barış” sürecinin başlamasından bu yana geçen zaman dilimini değerlendiren Sakık, şunları söyledi:  “Bir asrı aşan Kürt meselesinde bugün çok kritik bir eşikteyiz. Sayın Öcalan’ın aldığı inisiyatif tarihi bir dönüşümü başlatabilir. Tıkanmış, kör düğüme dönüşmüş, kanlı bir ölüm dairesi içine hapsolmuş bir meseleyi siyasi ve sivil alana taşıyacak olan bu yeni yönelim, ülkedeki herkes için bir kazan kazan dönemi olabilir. Fakat Sayın Öcalan’ın birçok risk alarak önünü açtığı bu sürecin başından beri bazı muhatapları tarafından tam anlaşılmadığını görüyorum.

Güncel zamanı aşan, tarihsel bir kırılma anına işaret eden bu inisiyatif bizzat bazı iktidar odaklarınca küçültülmek, değersizleştirilmek isteniyor. Eğer ki gerekli ihtimam gösterilseydi şimdi çok fazla yol almış olurduk; ama burada belli ki devletin içinde bu sürece tam rıza göstermeyen ya da gereken önemi vermeyen odaklar var. Barış cesaret ister; risk alan tek tarafın Kürtler olması sürdürülebilir değildir.” 

‘İSMİ KONULMAYAN BİR SORUN ÇÖZÜME DEĞİL, İNKARA HİZMET EDER’  

Sürecin sürekli ‘terörsüz Türkiye’ söylemi üzerinden tartışılmasını, Kürt meselesinin siyasal ve demokratik boyutunu görünmez kılmaya yönelik olduğunu ifade eden Sakık, şunları söyledi: “Başta isimlendirme olmak üzere bu sürece yaklaşım, ne yazık ki gerektiği ciddiyetle ele alınmıyor. Yüzyılı deviren devasa bir sorunu ‘terör’ parantezine sıkıştırarak zaten başta büyük bir hata yapıldı. Şimdi diyorlar, ‘Türklerin hassasiyeti var’ falan, peki ya Kürtlerin hassasiyetleri? Gözetilecekse bütün hassasiyetler beraber gözetilmelidir. Çok büyük acılara sebep olmuş, maddi manevi büyük kayıplar yaratmış, küresel ölçekte bir meseleyi çözerken bu sığlıkta yaklaşamazsınız; ama maalesef sığ ve yüzeysel yaklaşımlar görüyoruz.

Dünyada onlarca örneği olan başarılı barış süreçleri var, bu örnekler de ele alınarak yol yürünmelidir. Yoksa sonuç alıcı bir süreç yönetilemez. İsmi konulmayan bir sorun, çözüme değil inkara hizmet eder.”

‘KÜRT HALKI OLARAK GASP EDİLEN HAKLARIMIZI İSTİYORUZ’

Somut olarak Kürtlerin çözüm noktasındaki taleplerine değinen Sakık, şöyle devam etti: “Kürt halkı en başından beri ilke olarak eşit, özgür, demokratik ve adil bir ülke isteğini ortaya koymuştur. Bu ilkeye bağlı olarak kamusal alanda kendi diliyle hizmet almayı, kendi diliyle çocuğunu eğitim öğretime katmayı, kimliğinin yasal ve anayasal olarak tanınmasını, tarihinin ve kültürünün yaşatılmasını, geliştirilmesini istiyor. İradesine saygı istiyor, yaşadığı katliam ve acılarla yüzleşilmesini istiyor. Adalet talep ediyor, halk olmaktan kaynaklı bütün haklarını istiyor. Bu talepler gasp edilmiş ve yasaklanmış haklarımızdır. Biz ayrıcalık değil, gasp edilen hakkımızın iadesini istiyoruz.

‘BARIŞ ERTELENDİKÇE GÜVENSİZLİK ARTAR’

Sürecin zamana yayılmasının risklerine de değinen Sakık, şu hususlara dikkat çekti: “Görünen tablo bize çözümün geciktirildiğini gösteriyor. Burada belli ki bir ağırdan alma, ayak direme söz konusu. 20 aya yakındır bu süreç devam ediyor; PKK üzerine düşeni yaptı, fesih, geri çekilme, silah bırakma hepsi gerçekleşti. Ama somut yasal adımlar olmadığı gibi Demirtaş, Yüksekdağ, Mızraklı gibi birçok seçilmiş siyasetçi bile serbest bırakılmadı.

Bu kadar riskli bir coğrafyada, bu kadar riskli bir zamanda hala Kürtlerle barışmaya ayak diretilmesi akıl alır gibi değil. Kim ne hesap yapıyorsa ve ayak diriyorsa ülkeye çok büyük kötülük yapıyor. Barış ertelendikçe maliyeti büyür; geciktirilen her gün yeni bir güvensizlik üretir.”

‘ÖCALAN’IN KONUMU KİŞİSEL BİR TARTIŞMA DEĞİL’

Bahçeli’nin Önder Apo’nun “statüsü” ve “konumu”na dair çıkışını da değerlendiren Sakık, “Bahçeli’nin yaptığı açıklamalar Türkiye siyasetinde alışılmış kalıpların dışındadır ve elbette dikkatle izlenmektedir. Ancak biz kişiler üzerinden değil, ilke ve somut adımlar üzerinden konuşuruz. Eğer gerçekten yeni bir formül arayışı varsa bunun göstergesi söylem değil, hukuki ve siyasi zeminde atılacak açık adımlardır. Sayın Öcalan’ın konumu meselesi kişisel bir tartışma değil, meselenin demokratik ve siyasal çözümünün hangi zeminde yürütüleceğiyle ilgilidir. Samimiyet ölçüsü atılan somut adımlardır, açıklamalar değil. Eğer bu çıkış süreci ilerletmeye dönükse destekleriz; ama zaman kazanmaya yönelik bir manevraysa toplum bunu da görür” dedi.

‘SÜREÇ, İKTİDARIN ‘ÖMRÜ UZATIR’ YAKLAŞIMIYLA YÜRÜTÜLMEZ’

Barış süreçleri iç siyasetin dar hesaplarına kurban edilirse başarı şansı kalmaz” diyen Sakık, “Eğer bir yandan ‘çözüm’ deyip diğer yandan muhalefeti baskı altına alıyor, belediyelere kayyum atıyor, seçilmişleri cezaevinde tutuyorsanız bu çelişki güven üretmez. Barış toplumsal mutabakat ister; korku iklimiyle barış inşa edilmez.

Sürecin iktidarın ömrünü uzatacak bir araç gibi kullanılması hem ahlaki değildir hem de çözüm ihtimalini zayıflatır. Barış bir taktik değil, stratejik bir devlet aklı gerektirir. Eğer mesele gerçekten ülkenin geleceğiyse, herkes için demokrasi ve hukuk zemini güçlendirilmelidir” diye konuştu.