Lübnan’da tutuklandı, MİT’e teslim edildi. Üç ay boyunca bilinmeyen bir yerde, hiçbir kayıt tutulmadan yoğun ve sistematik işkenceden geçirildi. Sonrasında bir mizansenle Mûş’ta bir yol kontrolünde jandarmalar tarafından ‘tesadüfen’ yakalandığı dosyalara geçse de İçişleri Bakanlığı MİT operasyonu ile yurt dışında yakalandığını açıkladı.
Savaş Çelik adlı yurttaş, ailesiyle birlikte Lübnan’dayken Lübnanlı yetkililer tarafından gözaltına alınıp MİT’e teslim edildiğinde tarih Nisan 2022’ydi. Ancak MİT’in Anadolu Ajansı aracılığıyla duyurduğu haberde, Çelik’in temmuz ayında Mûş’ta bir yol kontrolü sırasında yakalandığı açıklandı. Aradan geçen üç aylık süre içerisinde Çelik’e ne olduğu ve yaşanan hukuksuzluklar ise Çelik’in mahkeme süreci başladığında ortaya çıktı.
Savaş Çelik’in hayatı, 27 Temmuz 2015 tarihinde Mûş’ta görev yapan Jandarma Binbaşı Arslan Kulaksız’a yönelik eylemin ardından değişti. Eylem sonrası yapılan ilk operasyonlarda gözaltına alınanlardan biri olan Savaş Çelik, yürütülen soruşturmanın ardından serbest bırakıldı; ancak askerlerin kendisine yönelik tacizleri devam etti.
Asker ve korucuların baskıları nedeniyle ailesiyle birlikte Suriye’ye geçen Çelik, bir süre sonra buradan Avrupa’ya gitmek amacıyla yine ailesiyle birlikte Lübnan’a geçti. Lübnan’da bulunduğu süre içinde ise ‘hırsızlık’ suçlamasıyla Lübnan polisi tarafından gözaltına alındı.
Lübnan’da ‘hırsızlık’ iddiasıyla gözaltına alınan Çelik için ailesine, bir süre sonra serbest bırakılacağı söylendi. Ancak bırakılmak yerine, Lübnanlı yetkililer tarafından MİT üyelerine teslim edildiği sonradan ortaya çıktı. Nisan 2022’de gerçekleşen bu teslim edilme olayından üç ay sonra ise MİT, basına ‘Binbaşı Kulaksız olayının son faili yakalandı’ başlıklı haberi yayımlattı.
Peki, Çelik’ten haber alınamayan o üç ayda neler oldu?
LÜBNAN’DA BAŞLAYAN, TÜRKİYE’DE DEVAM EDEN İŞKENCELİ AYLAR
Savaş Çelik’e yönelik işkenceler Lübnan’da başladı. Lübnanlı polisler, Çelik’e kaba dayak ve psikolojik işkencenin yanı sıra, onu manipüle de etti. Lübnan’da kaldığı 24 gün boyunca Çelik, sistematik olarak fiziksel şiddete maruz kaldı.
24 Nisan’da ise Lübnan Havalimanı’nda, elleri ve gözleri bağlı bir şekilde MİT üyelerine teslim edildi.
İşkence seansları Türkiye’de artarak devam etti. MİT tarafından Türkiye’de bilinmeyen bir yere götürülen Çelik, burada ilk başlarda itirafçı olma baskısına maruz kaldı; ancak itirafçılığı kabul etmedi.
Bundan sonrasını Çelik, avukatlarına şöyle anlattı: ‘İtirafçılığı kabul etmem için baskı uyguladılar. İtirafçı olmazsam beş kademeli bir işkence sürecini başlatacaklarını söylediler.’
MİT tarafından “beş kademeli” olarak tanımlanan işkence süreci ise üç ay sürdü. Kaba dayakla başlayan işkencenin şiddeti, her geçen artırılarak devam etti.
Üç aylık süreç içerisinde Çelik, kendi anlatımlarına göre çok ağır fiziksel ve psikolojik işkencelere uğradı.
Anlatımına göre, uçakta, gözleri bağlı bir şekilde yere yatırıldı; MİT üyeleri üstüne basarak fiziksel şiddet uyguladı. Elleri ve gözleri bağlı bir şekilde hücrede tutuldu, uzun süre aç bırakıldı. Hijyen ve tuvalet ihtiyaçlarını karşılamasına izin verilmedi; tuvalet ihtiyacını tutulduğu hücrede gidermek zorunda bırakıldı.
Bu süreçte onur kırıcı ve insanlık dışı muamelelere maruz kaldığını, ailesine yönelik tecavüz tehdidi yapıldığını, vücudunun birçok uzvuna elektrik verme ve tazyikli suyla işkence gibi uygulamalara uğradığını anlattı. Ayrıca, sorgulama sırasında zincirle bağlandığını da ekledi.
Üç aylık süre içerisinde, belli aralıklarla doktorların kontrole geldiğini belirten Çelik, doktorların da kendisine işkence yaptığını, dövdüğünü ve hakaret ettiğini ifade etti.
Çelik’e yönelik işkenceler, MİT sorgusundan sonra da devam etti. MİT tarafından bir ‘müsamere’ ile Mûş’ta jandarmaya teslim edilen Çelik, mahkeme ve hastaneye götürülürken ring aracında askerlerin fiziksel şiddetine ve hakaretlerine maruz kaldı.
Avukatları, Çelik’e yönelik işkenceye dair ısrarla rapor almak için uğraşsalar da yetkililer, Çelik’te işkence izleri kaybolana kadar tedavi edilmesine engel oldu. Adli Tıp Kurumu’na gönderildiğinde ise işkence izleri neredeyse silinmişti. Ancak ATK raporu, yine de ‘İşkence izleri yoktur; ancak olayın üzerinden geçen süre dikkate alınmalıdır’ ibaresini kullanmak kaldı.
HERKESİN SUÇLADIĞI, KİMSENİN TANIMADIĞI KİŞİ
Çelik hakkında, Binbaşı Kulaksız’ı öldürmekten ayrı, örgüt adına adam kaçırmaktan ayrı ve telefon görüşmelerinden dolayı ayrı iddianameler düzenlendi. Bu iddianamelerde adı geçen onlarca kişi tanık veya sanık olarak dinlendi. Ancak mahkeme sürecine kadar Çelik hakkında ifade verenlerin neredeyse tamamı mahkemede ifadelerini değiştirdi.
Ana dava olan Binbaşı Kulaksız’ın öldürülmesi davası da dahil olmak üzere üç iddianamede de ifade verenler, Çelik’i tanımadıklarını açıkça belirtti. Tanıdığını belirten birkaç kişi ise Çelik’e atfedilen suçlara yönelik net bir delil sunamadı.
Binbaşı Kulaksız davasında, saldırıda binbaşının yanında bulunan eşi Sibel Kulaksız da ilk ifadelerinde Çelik’i teşhis etmedi. Israrla yapılan teşhislerde de Çelik’i teşhis etmeyen Sibel Kulaksız’ın ifadesi, avukatların ısrarına rağmen mahkeme tarafından halen alınmadı.
İddianamede suçlananların neredeyse tamamı, olayın gerçekleştiği gün başka yerlerde olduklarını kanıtladı.
Çelik hakkında hazırlanan ikinci iddianame ise ‘örgüt adına kaçırma ve darp’ suçlamasını içeriyordu. Burada da ilk iddianamede yaşananlar tekrarlandı. İfade verenlerin çoğu, ilk ifadelerinin baskı altında alındığını belirtti. Suçlamaya konu olan olaylarda, Çelik aleyhine ifade verenlerin ifadelerindeki çelişkiler giderilemedi ve yine ilk iddianamede olduğu gibi, çoğu Çelik’i tanımadıklarını beyan etti.
Üçüncü olarak hazırlanan iddianame ise telefon görüşmeleri üzerinden hazırlandı. Burada, Çelik’in yaptığı telefon görüşmeleri örgüt üyeliğine delil olarak gösterilse de görüşme yaptığı kişilerin gelip ifade vermeleri ve ifadelerinde konuşmaların gündelik sorunlarla ilgili olduğunu belirtmeleri, iddianamenin boşluğunu gösterdi.
HERKESİN HERKESİ TANIDIĞI VE BİLDİĞİ ‘İLLEGAL ÖRGÜT’
İddianamede dikkat çeken bir diğer husus ise, her üç iddianame de ‘örgüt üyesi’ ya da ‘örgüte yardım ediyor’ denilen kişilerin herkes tarafından tanınıyor olması oldu. Her üç iddianamede de suçlanan bütün örgüt üyelerini neredeyse köylüler dahil herkes tanıyor. İlk iddianameye göre, Binbaşı Kulaksız’a yönelik suikast eylemini neredeyse bütün Mûş biliyor; ancak herkes, sadece kulak misafiri olduğunu ya da basından duyduğunu belirtiyor.
ÜÇ YILDA ÜÇ İDDİANAME, 78 DURUŞMA
Çelik hakkında, 2022 yılı Temmuz ayından bugüne kadar üç ayrı iddianame oluşturuldu. Bu iddianamelere yönelik toplam 78 duruşma yapıldı. Duruşmalarda savunma avukatları ısrarla suçlamaları çürütürken, her seferinde yeni suçlamalar eklendi. Neredeyse 2014-2015 yılları arasındaki bütün eylemler Savaş Çelik’in üstüne yıkılmaya çalışılıyor. Binbaşı Kulaksız davasında ise aralarında korucular, korucubaşı ve bir askerin de bulunduğu 12 kişi sanık olarak yargılanıyor.