Sokak, MHP liderliğinin söylemiyle AKP iktidarının tavrını ayrıştırıyor

Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (SAMER) Koordinatörü Yüksel Genç’e göre, Bahçeli’nin grup konuşmaları ve Mehmet Uçum’un yazıları, iktidarın pozisyonunu belirleyen iki temel referans olarak sokakta dikkatle okunuyor.

Çözüm sürecine dair kamuoyunun nabzını tutan SAMER Koordinatörü Yüksel Genç, son saha araştırmalarına da dayanarak iktidarın sürece yaklaşımının toplumda nasıl karşılık bulduğunu değerlendirdi. Yüksel Genç’e göre, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis grup konuşmalarında iktidara yönelttiği örtük eleştiriler ve Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Mehmet Uçum’un “tasfiye” vurgulu yazıları, AKP’nin sürece dair pozisyonunu belirleyen iki temel referans olarak sokakta dikkatle okunuyor. Bu iki hattın oluşturduğu çerçevede, iktidarın süreci sahiplenmek yerine ortaklık sorumluluğundan kaçınan bir tutum sergilediği algısı güçleniyor. Yüksel Genç, bu algının, çözüm sürecine dair umutları zayıflattığını ve sokakta AKP’ye yönelik güvensizliği derinleştirdiğini vurguluyor.

AKP’YE OLAN İNANÇ ZAYIF

Siyasal ve Sosyal Araştırma Merkezi (SAMER) Koordinatörü Yüksel Genç, Kürt meselesine dair kamuoyunun sürece yaklaşımını değerlendirirken, iktidarın tutumunun toplumda nasıl algılandığını şöyle aktarıyor: “Bizim sürecinin başından bu yana yaptığımız bütün araştırmalarda ve en son bir ay önce yaptığımız araştırmada, iktidarı sürece uyumlu bulmayanların çoğunlukta olduğunu görüyoruz. Dört bölge insanından sadece biri süreci uyumlu buluyor; onun dışında kalan kitleler süreci uyumlu bulmuyor. Burada şu mevzu var: İktidar süreci başından beri bir “terör” süreci olarak okuyor. PKK'nin attığı tüm pozitif ve çatışma çözümüne yönelik adımları bir tür teslimiyet tavrı gibi sunuyor ve buna karşılık hiçbir adım atmıyor, kıpırdamıyor. Bu bağlam içinde olması insanları bunaltıyor ve iktidara karşı bir güvenin oluşmamasına, iktidarın bu süreçteki rolünün pozitif olarak yorumlanmamasına neden oluyor ne yazık ki.

Aslına bakarsanız, sokak hâlâ Kürt meselesinde AKP iktidarının konumlandığı yeri çözüm sunan bir yer değil; sorunları ve süreçleri araçsallaştırarak kullanan, siyaset yapan ve partisel çıkarlarını düşünen bir yerde okuyor. Bu okumanın da şimdiye kadar değişmediğini ifade etmek gerekiyor. Sokağın önemli bir kısmı, MHP liderliğinin söylemiyle AKP iktidarının tavrını ayrıştırıyor. AKP iktidarının tavrı, MHP öncülüğünde başlayan sürece dönük bir tür direnç; buradan bir tür çıkar sağlama, az zarar görme çabası olarak okunuyor. Böyle bir durumda da bu kadar devasa bir sorun, kırk yıllık çatışma, yüz yıllık bir problemin çözülebileceğine dair siyasi iradenin doğacağına inanılmıyor. Ve bu durum şimdiye kadar da çok değişmiş değil.”

AKP’DE BEN SADECE KÂRINA ORTAĞIM TAVRI VAR

Yüksel Genç, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin grup konuşmalarının iktidarın sürece dair tutumunu nasıl etkilediğini yorumlarken, kamuoyunun bu söylemleri nasıl okuduğunu şöyle ifade ediyor: “Bahçeli'nin mayıs ayında yaptığı meclis grup konuşmasında da, Eylül ayında yaptığı konuşmasında da belli açılardan iktidarın bu tutumuna dönük serzeniş, eleştiri ve talepler içeren bir yan var. Aslında iktidar, pek çok grup toplantısında nezaket çerçevesinde ve ortaklıklar bağlamında bu söylemleri dile getiriyor; toplum en azından bunu böyle okuyor ve böyle görünüyor. Buna rağmen iktidarın tutumu biraz şu: Hani iki ortak bir işe kalkışır ama biri der ki ‘Ben sadece kârına ortağım, zararına değil.’ AKP'nin tutumu biraz böyle gelişiyor gibi. Toplumun bu anlamda AKP’yi konumlandırdığı yer süreç nezdinde yeterince sorumluluk mevki değil şu aşamada. Böyle olunca da yasama ve yürütme gücünü yönlendirebilen bir icra organı olan iktidarın harekete geçmemesi, sürecin adımlarıyla uyumlu süreçler kurmaması, dil geliştirmemesi, gerekli yasal düzenlemeleri yapmaması, mevcut yasal düzenlemelerin pozitif demokratik yorumlarına kapalı görünmesi, pek çok yargısal durumda rol oynadığına dair sokakta derin bir kanaat oluşturuyor. Sokağın mevcut iktidara yüklediği anlam açısından büyük oranda güvensizlik içeriyor. İktidar olan bir güç bunu yapmazsa, bu sürecin de bir yere varmayacağını düşünüyorum. Aslında bunu söylerken bir yandan mevcut iktidarı yeni sürecin birinci motor gücü olarak bir yere konumlandıramıyor ama esasında motor olması gerektiğini de düşünüp sürece güvenmiyor. Yoksa sürecin mantalitesiyle ilgili, barışın gelişimiyle ilgili atılan adımların desteklenerek iktidarın adım atmasına zorlanmasıyla ilgili sokağın bir sorunu yok; sokak bunları anlıyor.”

KOMİSYONA ATFEDİLEN DEĞER AŞINDI

SAMER Koordinatörü Yüksel Genç, sokaktaki güvensizliğin nedenlerini değerlendirirken, iktidarın adım atmamasının sürece olan inancı nasıl etkilediğini şöyle açıklıyor:  “Devlet adına iktidarın atacağı adımların niteliğine bağlı olarak tabii ki sokak süreci kaldırabilir. Sokak, adımlar atılmadığı için güvensiz, adımların atılma ihtimali yüzünden değil. Dolayısıyla adımların atılması, sokağın süreci sahiplenmesi ve sürecin ilerletilmesindeki sorumluluk duygusunun daha fazla benimsenmesine yol açar. Komisyonun sadece bu iki haftadır değil, Eylül’ün sonundan bu yana İmralı’ya gitmesiyle ilgili sergilediği tutum, çok ciddi ve bariz bir ayak sürüme olarak görülüyor ve aslında AKP iktidarının bir tutumu olarak okunuyor. Sokak tarafından böyle okunuyor. Artık komisyonun İmralı’ya gitmesinin değeri, İmralı’ya gittikten sonra ortaya çıkacak sonuca göre sokakta şekillenecek. Yani bir şey zamanında olmadığında ve ayak diretildiğinde, sırf olmuş olsun diye yapılacak olanın kendisi zaten değerini zorlamış oluyor. O olduktan sonra bir ziyaret gerçekleşirse, bu ziyaretin sokakta pozitif bir duygu yaratabilmesi, ziyaretin niteliği ve ardından komisyonun sunacağı raporlarla çok ilişkili olacak.

Komisyonun kuruluşundaki sokağın ona yüklediği değer ve önem atfetme biçimiyle bugünkü değer ve önem atfetme biçimi arasında bir aşınma yaşandı. Komisyon, iktidara oldukça bağımlı, inisiyatif alamayan, iktidar ‘yap’ derse yapan, ‘yapma’ derse hiçbir sorumluluk üstlenmeyen, iktidarın çerçeveleyebileceği biçimde soyut ve yuvarlak bir çerçevesi olan rapor sunma olasılığını göz ardı etmeyen bir intiba yarattı sokak nezdinde. Dolayısıyla Meclis Komisyonu’nun İmralı’ya gitmesi çok önemli. Ama Meclis Komisyonu, kuruluşu zamanında sokakta yarattığı değer atfından belli aşınmalar yaşadığını bilmeli.”

FAZLASINI BİLE YAPTILAR DİYENLERİN ORANI YÜKSEK

Yüksel Genç, saha araştırmalarına dayanarak PKK’nin sürece yaklaşımını ve sokaktaki algıyı ise şöyle özetliyor:  “Son araştırmayı yaptığımızda Türkiye hattında bölgedeki gerillaların sınır dışına çekilmesi mevzu bahis değildi. Sokak henüz o pratik sonuçlara dönük bir yönelim belirlememişti. Bir süre sonra kuzeyden gerillaların çekilmeye başladığına dair haberler geldi. Dün de Zap’tan çekilindi. Çatışma olasılığını minimize etmeye dönük PKK’nin bütün sorumluluklarını yerine getirme çabası içinde olduğunu gösteren gelişmeler yaşanıyor. Dolayısıyla bütün bu gelişmelerle birlikte, PKK ve Öcalan’ın süreç karşısındaki rol ve misyonunu yeterince oynadığına dair o soruyu tekrarlasak oran epey yükselecek.

Ama iktidar nezdinde ise oranların şu aşamada değişmediğini söylemek gerek. Ha iktidar oturur, MHP liderinin bugün hem içeriden hem ana muhalefet hem iktidar içerisinden yaptığı bu güçlü muhalefetin gereğini yerine getirir; Erdoğan’ın Meclis açılışında ‘süreci hızlandıracağız’ söyleminin sadece bir retorik olmaktan çıktığını görür, o zaman belki durum değişir. Bundan bir ay önce yaptığımız çalışmada da görüleceği üzere bugün de PKK ve Öcalan’ın süreç karşısındaki rol ve sorumluluklarını oynadığına dair sokakta güçlü bir kanaat var. Hatta sokakta ‘fazlasını yaptılar’ diyenlerin oranı çok yüksek. Ama iktidarın henüz rol ve misyonun gereğini yaptığına dair kanal henüz güçlenmiş değil.”

KÜRT SOKAĞI SÖZLERE DEĞİL PRATİĞE BAKIYOR

Yüksel Genç, son olarak Kürt kamuoyunun geçmiş deneyimlerinden hareketle iktidarın söylemleri yerine eylemlerine odaklandığını vurguluyor: “Bir de şunu unutmamak lazım: Kürt sokağı özellikle, Türkiye sokağı da öyledir ama Kürtlerin çok önemli bir kısmı, geçmiş deneyimlerin bir sonucu olarak sözlere değil, pratiklere bakıyor. Ve şimdiye kadar iktidar nezdinde atılmamış adımlar onlara güvensizlik olarak dönüyor. Bunun da altını çizmek lazım. Bu durumun değişmesinin tek koşulu, iktidarın sürecin gerektirdiği sağlıklı adımları atması.

Mehmet Uçum’un pazar yazısında bahsettiği gibi, Şeyh Said İsyanı sonrası bir tür tasfiye harekâtı, bir tür bastırma ve aslında Şark Islahat Planı'nı güçlü biçimde uygulama alanı bulduğu koşulların oluşturduğu bir Türkiye’yi değil; 1920’lerin ortak kurulmuş, çoğulcu Türkiye’sine uygun düzenlemeler bekleyen bir Kürt sokağının varlığını unutmamak gerekiyor. İktidarın yapacaklarının adresi illa bir tarih olacaksa, bu 1925’ler sonrası değil; 1920’deki dönemdir. Bunun da altını çizmek gerekiyor.”