Soykırım tehdidi devam ediyor

Hakan Fidan ve Yaşar Güler, yanlarına aldıkları Şabani ile birlikte Kürt ve demokrasi düşmanı bir tutumla ortalıkta gezip duruyor. HTŞ ve Colani yönetiminin işbaşına geldiği bu birinci yılda da Kürtler ve diğer halklar için soykırım tehdidi devam ediyor.

ZEKİ BEDRAN

Bölgede önemli gelişmeler ve değişimler yaşanıyor. Bu gelişim ve değişim sürecinde İsrail, İran ve TC’nin yerine bölgenin en etkin gücü olma rolüne soyunuyor. HAMAS, Hizbullah ve İran’a saldırılar, bu amaca ulaşmanın temel eylem biçimleri olarak öne çıkıyor. Suriye’de Colani ve HTŞ öncülüğünde yaşanan restorasyon süreci de İsrail’in bu göreve hazırlanmasının yol temizliği oluyor. ABD ve İngiltere başta olmak üzere Batı, bu sürece destek veriyor. Trump’ın iş başına gelmesi de küresel hegomonik güçlerin bu yeni süreci yapılandırılmasında bir hamle oluyor. Bu hamle ile başta Batı Asya ve Ortadoğu olmak üzere dünyadaki güç dengeleri yeniden düzenlenmeye çalışılıyor.

Bu düzenleme içinde Kürtlerin de yer bulma ihtimali güçlendikçe işgalci Türk devleti, Önder Apo’yu muhatap almak zorunda kaldı.

Önder Apo, olası gelişmelerin seyrini önceden fark edip her türden ideolojik ve örgütsel tedbirleri alarak gelişmeleri Kürtlerin ve bölge halklarının lehine çevirmek için bir hamle yaptı. Kürtleri, yaşanacak değişim sürecinin aktif bir gücü haline getirmeyi başardı. Bu nedenle de 2025 yılı neredeyse baştan başa ‘Önderlik Yılı’ olarak geçti.

Önder Apo, en imkansız koşullarda beklenmedik bir çıkışla sadece Kürtler açısından değil, başta Türkler ve Araplar olmak üzere tüm bölge halkları için yeni bir doğuşu ilan etti. Bu doğuşun adı da ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ olarak tarihe geçti.

HESABI BOZULAN GÜÇLER

İşte böylesi tarihsel dönüm noktasında Kuzey ve Doğu Suriye ile genel olarak Suriye, bölge için kilit nokta haline geldi. Bu anlamda Suriye ve Demokratik Özerk Yönetim alanları, bölgenin yeniden dizaynında Apocu geleneğin de sembolü olarak rol üslenebileceğini gösterdi. Apocu geleneğin bu şekilde temel dinamik haline gelmesi, bölge ve küresel güçlerin birçok hesabını bozdu.

Şimdi özellikle küresel güçler, bölgenin yeniden dizaynında Kürtlere verilmek istenen rolün Apocu çizgi dışında bir alternatifi olabilir mi sorusu üzerinde yoğunlaşıyor. Kuzey’de ve Türkiye’de Önderlik tarafından derinleştirilen sürecin halen ağır aksak bir şekilde ilerlemesinin önemli nedenlerinden biri de bu olabilir. Elbette TC’nin kuruluşundan beri yaşanan Kürt inkarına dayalı soykırım politikaları, bu oyalama ve sürece yayma politikalarının esasını oluşturuyor.

MGK TOPLANTISI VE ‘ÖZET’

En son Meclis Komisyonu’nun İmralı ziyareti ve tutanaklarına yaklaşım, bunun açık bir ifadesidir. Önder Apo ile İmralı’da yapılan görüşmenin önemli bir bölümü Suriye ile Kuzey ve Doğu Suriye üzerine geçmiştir. Özet halinde açıklanan tutanaklara da bu durum kısmen yansımıştır.

Görüşmeden birkaç gün önce Türk Milli Güvenlik Konseyi’nin yaptığı yılın son toplantısında Kuzey ve Doğu Suriye, QSD, YPG ve Özerk Yönetim yine tehdit olarak gösterilmişti. Kuzey ve Doğu Suriye’nin bir statü kazanmasından tehdit olarak bahsedilmişti. Bu nedenle Kürtler ve başta Araplar olmak üzere dostlarından oluşan tüm bu oluşumların ortadan kaldırılması politikası alınan kararlara bir biçimde yansıtılmıştı.

İşte bu nedenle açıklanan özette, Önderliğin Colani yönetiminin kurumlaşmış bir faşizme dönüşme tehlikesinden ve QSD’nin entegrasyonu ile asayiş güçlerinin nasıl konumlanması gerektiğine dair görüşlerinden bahsedilmemiştir. Önderlik, Özerk Yönetim temsilcileri ile yapacağı görüşmelerde bu konunun netleştirilebileceğini söylemesine ragmen Îlham Ehmed’in DEM Parti’nin İstanbul’da düzenlenen konferansına katılması kabul edilmemiştir.

Önderlik, Kuzey ve Doğu Suriye sorununun çözümü için Şam ile değil de Özerk Yönetim temsilcileri ile TC yetkililerinin görüşmesi gerektiğinden bahsetmiştir.

Bir yandan Aleviler-Dürziler katledilirken, diğer yandan Halep örneğinde görüldüğü gibi Kürtler de katledilmek istenirken, Efrîn başta olmak üzere tüm işgal bölgelerinde başta Kürtler olmak üzere tüm farklı kimlikler soykırım tehdidi altındayken Önderliğin esas olarak meşru savunma ve öz savunma örgüt ile araçları üzerinde durması elbette kaçınılmazdır. Sunulan özette ise bu yer almamaktadır.

KÜRT VE DEMOKRASİ DÜŞMANLIĞI

Bu gelişmeler de gösteriyor ki Türk devleti, HTŞ’nin iktidara gelişinin birinci yılında bile işgalci ve katliamcı politikalarını terk etmiş değil. Elbette bu politikalarını geçmişte olduğu gibi rahatlıkla uygulayamıyor. Bu nedenle tüm diplomatik görüşmelerinde ve yaptıkları ekonomik, siyasi anlaşmalarında Özerk Yönetim’in feshedilmesini, QSD’nin dağıtılmasını gündeme getiriyor.

Hakan Fidan ve Yaşar Güler, yanlarına aldıkları Şabani ile birlikte Kürt ve demokrasi düşmanı bir tutumla ortalıkta gezip duruyor. HTŞ ve Colani yönetiminin işbaşına geldiği bu birinci yılda da Kürtler ve diğer halklar için soykırım tehdidi devam ediyor. Bu konuda, BAAS’ın dinci-faşist yorumu olan HTŞ ve onun en temel destekçisi olan, hatta onun adeta sahibiymiş gibi hareket eden TC, tüm Suriye halklarını meşru savunma çizgisinde kalmak zorunda bırakıyor.