Suzan Akipa: ‘Umut Hakkı’ için gerekli yasal düzenlemeler derhal yapılmalı

Asrın Hukuk Bürosu'ndan Suzan Akipa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen Türkiye’nin ‘umut hakkı’ konusunda adım atmadığını belirterek, “Bu durum açık ve sistematik bir hukuksuzluktur; gerekli yasal düzenlemeler derhal yapılmalıdır" dedi.

SUZAN AKIPA

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Önder Apo hakkında gündeme aldığı “umut hakkı” başlığında Türkiye’ye tanıdığı sürenin dolmasına kısa bir zaman kaldı. 15–17 Eylül 2025 tarihli toplantısında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması kapsamında dosyayı yeniden ele alan Komite, Türkiye’den ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına ilişkin mevcut infaz rejimini gözden geçirmesini, tutsaklara koşullu tahliye ihtimali tanıyacak bir düzenleme oluşturmasını ve “umut hakkı”nı güvence altına alacak adımlar atmasını istemişti. Haziran ayına kadar verilen süre işlerken, devletin bu süreçte söz konusu düzenlemelere ilişkin adım atılması bekleniyor.

Konuya ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulunan Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Suzan Akipa, Türkiye’nin bugüne kadar bu alanda herhangi bir ilerleme kaydetmediğini belirterek sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal sonuçlar doğurduğunu ifade etti.

‘2014’TEN BU YANA TEK BİR ADIM YOK’

Umut hakkına ilişkin ihlal kararının üzerinden geçen uzun süreye vurgu yapan Suzan Akipa, şunları söyledi:

“Türkiye’nin umut hakkı konusunda adım atmaması yeni ya da geçici bir durum değil; aksine, süreklilik kazanmış, kalıcı hale gelmiş bir tutumdur. Sayın Öcalan hakkında Mart 2014 tarihinde verilen umut hakkı ihlali kararından bugüne kadar geçen süreçte, aradan geçen on yılı aşkın zamana rağmen tek bir somut yasal ya da idari adım atılmadı.

Bu yalnızca bir ihmal ya da gecikme olarak açıklanamaz; artık sistematik, yapısal ve bilinçli bir politikanın sonucu olarak değerlendirilmesi gereken bir durumla karşı karşıyayız. Türkiye’nin hem kendi iç hukukunda yer alan temel ilkeler hem de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler açık biçimde bu tür bir infaz rejimini yasaklamaktadır.

Buna rağmen mevcut uygulamanın sürdürülmesi, hukuki temelden yoksun, keyfi bir yaklaşımın göstergesidir. Üstelik uluslararası denetim mekanizmalarının, özellikle de Avrupa Konseyi organlarının yeterince etkili ve kararlı bir denetim ortaya koymaması da bu hukuksuzluğun devam etmesine dolaylı olarak zemin hazırlamaktadır. Bu durum yalnızca mevcut ihlali derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda benzer uygulamaların önünü açabilecek tehlikeli bir emsal de oluşturuyor.”

‘UMUT HAKKI İHLALİ DERİNLEŞEREK DEVAM EDİYOR’

Önder Apo’nun cezaevinde geçirdiği süreye dikkat çeken Suzan Akipa Akipa, umut hakkının temel mantığının ortadan kaldırıldığını belirterek şöyle devam etti:

“Sayın Öcalan yaklaşık 27 yılı aşkın bir süredir hapishanede tutuluyor. Oysa umut hakkı dediğimiz ilke, mahpusun belirli bir süre sonra özgürlüğüne kavuşma ihtimalinin hukuken tanınmasını ifade eder. Avrupa insan hakları standartlarına göre bu sürenin azami 25 yıl olarak kabul edildiğini biliyoruz. Bu sürenin aşılmasına rağmen herhangi bir gözden geçirme mekanizmasının işletilmemesi, kişinin özgürlüğüne kavuşma ihtimalinin tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelir. Bu yalnızca teknik bir hukuk ihlali değildir; aynı zamanda insan onuruyla bağdaşmayan bir durumdur.

Çünkü cezanın amacı intikam değil, topluma yeniden kazandırma ve rehabilitasyondur. Eğer bir kişiye hiçbir koşulda özgürlük ihtimali tanınmıyorsa, bu durum cezanın amacını aşar ve ikinci bir cezalandırmaya dönüşür. Dolayısıyla bugün gelinen noktada yalnızca bir ihlalin devam ettiğini değil, aynı ihlalin derinleşerek sürdüğünü ve ağırlaştığını söylemek gerekir.”

‘BARIŞ SÜRECİ AÇISINDAN DA KRİTİK BİR DURUM’

Suzan Akipa, umut hakkı tartışmalarının yalnızca hukuki bir mesele olmadığını, aynı zamanda Türkiye’de yürütüldüğü ifade edilen süreçlerle de doğrudan bağlantılı olduğuna işaret ederek şunları belirtti:

“Bugün Türkiye’de kamuoyuna yansıyan şekliyle bir ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin yürütüldüğü ifade ediliyor. Bu süreçte Sayın Öcalan’ın önemli bir rol üstlendiği, karar alma ve müzakere yürütme kapasitesine sahip olduğu da dile getiriliyor. Ancak bu tabloyla mevcut hukuki statü arasında ciddi bir çelişki var. Bir yandan aktif bir müzakere sürecinden söz edilirken, diğer yandan bu sürecin aktörlerinden biri ağır tecrit koşulları altında, ‘hükümlü’ statüsüyle cezaevinde tutulmaya devam ediyor. Bu çelişki yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasal açıdan da sürdürülemez bir durum yaratır.

Umut hakkının tanınması ve buna uygun yasal düzenlemelerin yapılması, sadece hukukun gereğini yerine getirmek anlamına gelmez; aynı zamanda diyalog, müzakere ve toplumsal barışın inşası açısından da zorunlu bir adımdır. Türkiye’nin buna rağmen en asgari düzeyde dahi bir irade ortaya koymaması, çözüm ve barış konusunda henüz güçlü bir politik kararlılığın oluşmadığını gösteriyor.”

‘YAPILMASI GEREKEN MEVCUT HUKUKU UYGULAMAK’

Türkiye’nin yükümlülüklerine değinen Suzan Akipa, mevcut hukuki çerçevenin aslında oldukça net olduğunu vurgulayarak şunları aktardı:

“Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere birçok uluslararası sözleşmeye taraf bir devlettir ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamakla yükümlüdür. Bunun yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da uluslararası sözleşmelerin iç hukuktan üstün olduğunu açıkça düzenler. Dolayısıyla aslında yapılması gereken yeni bir hukuk yaratmak değil; mevcut hukuku uygulamaktır. Ancak burada önemli bir nokta var: Eğer uluslararası hukuk iç hukukta değişiklik yapılmasını gerektiriyorsa, devletin bu değişiklikleri yapma yükümlülüğü vardır.

Türkiye’de infaz ve ceza kanunlarında yer alan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını fiilen ömür boyu süren, şartla tahliyeye imkan tanımayan düzenlemeler açıkça insan hakları standartlarına aykırıdır. Bu nedenle bu düzenlemelerin kaldırılması ve yerine insan onurunu esas alan, eşitlikçi ve evrensel hukuk ilkelerine uygun bir sistemin inşa edilmesi gerekiyor.”

‘MECLİS’TE BEKLEYEN TEKLİFLER VAR AMA SİYASİ İRADE YOK’

Suzan Akipa, çözüm için gerekli yasal araçların aslında hazır olduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Bu konuda yıllardır çeşitli yasa teklifleri hazırlanmış durumda. Özellikle DEM Parti tarafından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infaz rejiminin değiştirilmesi ve umut hakkının tanınmasına yönelik birçok kanun teklifi Meclis’e sunuldu. Bu teklifler hâlâ Meclis raflarında bekliyor. Eğer Parlamento gerçekten hukuktan, demokrasiden ve barıştan yana bir tutum sergilemek istiyorsa, bu teklifleri gündemine almalı ve tartışmalıdır.

Nitekim Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de Eylül 2025 tarihli toplantısında benzer bir çağrı yaptı. Ancak bugüne kadar bu yönde hiçbir somut adım atılmış değil. Bu da meselenin teknik değil, esas olarak siyasi bir irade meselesi olduğunu açıkça ortaya koyuyor.”

‘TÜRKİYE YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE GETİRMİYOR’

Yürüttükleri hukuki girişimlere de değinen Suzan Akipa, şunları aktardı:

“Asrın Hukuk Bürosu olarak Sayın Öcalan adına hukuki ve diplomatik girişimlerimizi sürdürüyoruz. Kısa süre önce Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne, İç Tüzük Kuralı 9.1 kapsamında kapsamlı bir başvuru yaptık. Bu başvuruda Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, ihlalin süreklilik kazandığını ve Komite’nin daha etkili bir denetim ve yaptırım mekanizması işletmesi gerektiğini ayrıntılı şekilde ifade ettik.

Önümüzdeki süreçte yalnızca bizim değil, baroların, insan hakları örgütlerinin ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarının da benzer başvurular yapacağını düşünüyoruz. Buradan açık bir çağrı yapmak isterim: Bu mesele yalnızca bireysel bir hak ihlali değildir; aynı zamanda Türkiye’nin hukuk sistemi, demokratikleşme süreci ve toplumsal barışıyla doğrudan bağlantılı yapısal bir meseledir.

Bu nedenle tüm ilgili kurum ve örgütlerin sürece aktif şekilde dahil olması, Bakanlar Komitesi nezdinde girişimlerde bulunması büyük önem taşıyor.”