'Temel adımlarda bile ayak sürünüyor'
DEMOS ve University of Derby Öğretim Görevlisi Dr. Nisan Alıcı, sürecin yasal bir statüye oturması ve siyasi tutsakların serbest bırakılması gibi en temel adımlarda bile ilerleme sağlanmadığına dikkat çekti.
DEMOS ve University of Derby Öğretim Görevlisi Dr. Nisan Alıcı, sürecin yasal bir statüye oturması ve siyasi tutsakların serbest bırakılması gibi en temel adımlarda bile ilerleme sağlanmadığına dikkat çekti.
University of Derby Öğretim Görevlisi ve Araştırmacı olan DEMOS’tan Dr.Nisan Alıcı, Kürt sorununda barış inşası ve geçiş dönemi adaleti bağlamında yürütülen güncel yasal statü ve meclis komisyonu tartışmalarını değerlendirdi. Dünya genelindeki çatışma çözümü pratikleri ile Türkiye'deki mevcut dinamikleri kıyaslayan Alıcı, Meclis bünyesinde kurulan komisyonun aylarca çalışmasına rağmen hazırlanan raporda eksikliklere işaret ederek hala somut yasal adımların atılmadığını vurguladı.
İktidarın siyasi tutsakların serbest bırakılması ve yasal güvencelerin sağlanması gibi en temel adımlarda bile ayak süründüğünü ifade eden Alıcı, meclisin kapanma sürecine yaklaşıldığı bu dönemde ardı ardına alınan büyük yargısal ve siyasi kararların, yasal düzenleme beklentilerini yeniden sekteye uğratma riski taşıdığını vurguladı.
"DÜNYADA GEÇİŞ DÖNEMİ ADALETİNE DUYULAN GÜVEN DEĞİŞTİ"
Dünya genelindeki çatışma çözümü süreçlerinde geçiş dönemi adaletinin eski popülerliğini kaybettiğini belirten Dr. Alıcı, uluslararası insan hakları normlarına olan inancın sarsıldığı bir dönemden geçildiğini dile getirdi: “Türkiye’de farklı bir dinamik işliyor kesinlikle ama zaten son yıllarda kaç ülkede çatışma çözümü süreci başlayıp böyle kapsamlı bir barış inşası süreci gerçekleştiğini görüyoruz ki? Zaten bu çok sıkı ve çok yaygın olan bir şey değil. Geçiş döneminde adaleti de ortaya ilk çıktığı ve çok yoğun kullanıldığı, popüler olduğu zamanları maalesef geride bıraktık. Zaten o şekilde yaklaşılmıyor artık çatışmalara.
Güneş Daşlı’nın yaklaşık bir buçuk sene önce yazdığı, DEMOS’ta yayınlanan otoriter çatışma yönetimi hakkındaki yazısı, bu çatışmadan barışa geçiş süreçlerinin var olan dünya düzeninde geçmişten ne kadar farklı bir şekilde ilerlediğini bayağı ayrıntılı bir şekilde anlatıyordu. Dolayısıyla şimdi biz dünyadan barış ve geçiş dönemi adaletinin birlikte uygulandığı Kolombiya gibi yakın örneklere baksak bile onun üzerinden 10 sene geçti ve 10 senede dünya ve uluslararası düzen bambaşka bir yere geldi. Türkiye’de de öyle ama bu durum Türkiye’ye has bir şey değil. Dolayısıyla zaten böyle geçiş dönemi adaletinin yeri, bağlamı, ona duyulan ihtiyaç ve güven de çok değişti. Ya da bütün uluslararası insan hakları açısından düşündüğümüzde de soykırımlarla beraber zaten insan hakları normlarına olan inanç ve güven sarsıldı. Onların ne kadar kırılgan bir düzende olduğu iyice ortaya çıktı. Bunlardan bağımsız düşünmemek lazım. O yüzden başka örneklere baktığımızda artık o karşılaştırma çok anlamlı değil bence.”
Uluslararası mekanizmalar eksik kalsa dahi geçmişteki örneklerin bugüne tam bir reçete sunamadığını vurgulayan Alıcı, Kuzey İrlanda deneyimini şu şekilde kıyasladı: “Dönüp Kuzey İrlanda’ya baksak, 30 yıl önce bambaşka bir dünya düzeninde olmuş örneğin. Tabii ki şu var başka örneklerde de bu adalet, hakikatin ortaya çıkarılması ve hesaplaşma gibi meselelerin eksik bırakıldığı ya da sonradan onlara dair adımların atıldığı durumlar var ama bunlar da çok umut verici değil. Kuzey İrlanda’da çatışmanın bitmesi ve barış anlaşmasının imzalanmasının üzerinden on yıllar geçti. Ama hala yargısız infaz ya da faili meçhul diyebileceğimiz cinayetlerle ilgili olarak insan hakları savunucuları, avukatlar ve o dönemde öldürülen kişilerin davalarında faillerin yargılanması için ancak bu senelerde, ailelerin ve kurumların mücadelesiyle yeni yeni adımlar atılıyor. Orada da böyle hiç kapsamlı bir geçiş dönemi adaleti mekanizması kurulmamış mesela ama parça parça bir şeyler olmuş. Örneğin zorla kaybedilenlerin hakikatinin ortaya çıkarılması ve cenazelerinin bulunup geri getirilmesi için Kuzey İrlanda'da bağımsız bir komisyon kurulmuştu. Bu, barış anlaşmasıyla paralel gibi ya da ondan hemen sonra devam eden bir süreçti. Böyle daha parçalı şeyler olabilmiş ama ortada hiç bütüncül bir yaklaşım yok. Adalet ve hakikat meselelerinin çok kenarda bırakıldığı hala tartışılan bir şey. Ama çatışma bitmiş mi? Bitmiş. Fakat dediğim gibi, o kadar farklı bir siyasi atmosfer ve insan hakları rejimi söz konusuydu ki dönüp başka örneklerle kıyaslamak da bize şu an maalesef çok bir şey sunmuyor.”
"RAPORDA GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEYE DAİR TALEPLER YANSITILMAMIŞ"
Türkiye’de yürütülen güncel yasal statü tartışmalarını ve kurulan komisyonun işlevini değerlendiren akademisyen Nisan Alıcı, meclis komisyonu raporunda kayıp yakınlarının ve hak savunucularının taleplerine yer verilmemesini eleştirdi: “Geçiş dönemi adaleti özelinde bakacak olursak, komisyonun çalışması ve bir rapor çıkması evet olumlu ama o komisyon raporunda geçmişle yüzleşmeye dair talepler yok, onlar yansıtılmamış. Oysaki o komisyona gidip Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri, kayıp yakınları ve pek çok insan hakları kurumu, ayrıca çatışma çözümleri çalışan akademisyenler doğrudan adalet ve hakikat taleplerini iletti. Yani o komisyonda dinlendiklerine biz tanık olduğumuz halde raporda bile bir barış sürecinin ya da Kürt meselesinin çözümünün bu taleplerin karşılanmasını da gerektirdiğinden bahsedilmiyor. Bu çok büyük bir eksiklik.
O zaman bu komisyon aylarca çalıştı ama bunun somut çıktısı ne oldu? Evet, komisyon devam ederken de biraz ‘Komisyonun amacı ne bunun sonucunda ne çıkacak?’ buralar tartışmalıydı. Komisyona katılan milletvekillerinin bile bu duruma dair eleştirileri zaman zaman rapora yansımış gibi. Eğer böyle olacaktıysa bunca insan gidip orada neden beklentilerini, taleplerini ve kendi görüşlerini anlattı? Bunlar neden dikkate alınmıyor?”
“TEMEL ADIMLAR BİLE AYAK SÜRÜNEREK ATILIYOR”
Temel adımların dahi atılmamasının toplumsal beklentileri asgari bir düzeye çektiğini ifade eden Dr. Nisan Alıcı, mevcut tabloyu böyle değerlendirdi: “Öyle bir yerdeyiz ki beklenen temel adımlar bile ayak sürünerek atılıyor, sürecin yasal bir statüye oturması, yasa ve statü meselesi ya da artık geri dönüşlere dair somut bir şey görmek; siyasi tutsakların serbest bırakılmasıyla ilgili adımları görebilmek, haksız yere içeride olan bir sürü insanın ailelerine ve normal hayatlarına dönebilmesi gibi çok temel olması gereken bir sürü adımda bile bir ilerleme sağlanmıyor.
Dolayısıyla ne yazık ki şunu hisseder hale geliyoruz: Tüm bu geçmişle hesaplaşma ve adalet talepleri bir yana, ‘Bu kısımlar bari hallolsun, yani negatif barış dediğimiz hal en azından sağlansın, sonra bunlar için mücadele ederiz’ gibi bir his ve beklenti var bence pek çok kişide. Gerçekçi konuşmak gerekirse ne yazık ki böyle bir yerdeyiz.”
"BİRBİRİNE BAĞLANTI KARARLAR SÜRECİN SEKTEYE UĞRAYACAĞI SORUSUNU DOĞURUYOR"
Meclisin yasama dönemi kapanmadan önce yasal düzenlemelerin geçmesine dair beklentilerin ardı ardına gelen yargısal ve siyasi kararlarla gölgelendiğini belirten Alıcı, siyasi atmosferin öngörülemezliğini vurguladı: “Belki iki gün önce konuşsak başka bir şey öngörürdük ama şimdi biz bunu konuşurken daha yeni CHP'ye yönelik mutlak butlan kararı geldi, Bilgi Üniversitesi kapatıldı, çok büyük kararlar ardı ardına veriliyor. Meclisin kapanmasına bu kadar kısa zaman kalmışken nasıl bir plan var ve ne olacak, bunu görmek çok zor. Halbuki son birkaç gündür aslında sanki artık yasal düzenlemelerin hızlanacağı, mümkünse meclis kapanmadan geçirileceğine dair açıklamalar görmeye başlamıştık. Tam bunun üzerine gelen bu kararlar, tabii ki bu sürecin de tekrardan bir sekteye mi uğrayacağını ya da yine biraz geri alınma süreci mi olacağını sorusunu doğuruyor. Çünkü kararların birbirine çok bağlantılı olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla maalesef önümüzü görmek hiç kolay değil.”
Geçen yılın yasama dönemi kapanışında yaşanan tıkanıklıkların bu yıl da benzer endişeler yarattığının altını çizen Dr. Nisan Alıcı, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Şu durum tabii ki çok kötü, geçen sene de bu zamanlar pek çok umut vardı. Meclisin yasama dönemi kapanmadan bazı değişikliklerin olacağına dair bir beklenti vardı, en azından cezaevindekiler için bir şeyler yapılacak gibi görünüyordu ve olmadı. Önce ‘Meclis kapandı, tamam sonbahara kalacak, komisyonda tartışılacak’ dendi ve biz bir sene sonrasındayız. Yine meclisin kapanmasına, yasama döneminin bitmesine çok yaklaştık ve bu risklerin hepsi hala ortada. Bu durum da tabii ki çok ciddi kuşkular ve endişeler doğuruyor.”