‘Toplumsal yozlaşma ve kriminalizasyon bilinçli bir projedir’

Kürdistan’da derinleşen toplumsal yozlaşma ve kriminalize etme stratejisini ‘bilinçli bir yok etme projesi’ olarak tanımlayan Pir Süleyman Deprem, bu kuşatmaya karşı örgütlü mücadele ve ‘ahlaki barikat’ çağrısı yaptı.

SÜLEYMAN DEPREM
   

Kürdistan’da son yıllarda artan cinsel saldırı, uyuşturucu ve haraç gibi olaylar, basit bir suç dalgasının ötesinde; toplumu kendi değerlerinden koparma siyaseti ve kriminalize etme stratejisi olarak değerlendiriliyor. Gülistan Doku vakasında somutlaşan, “cezasızlık ve örtbas” refleksi, sosyal hayatın yozlaştırılmasıyla birleşirken, bu tabloya karşı sadece siyaset alanında değil, toplum dinamiklerini kapsayacak bir örgütlenme ve “ahlaki barikat” yöntemi Kürt toplumu tarafından tartışılıyor.

Kürdistan şehirlerinde artan bu tür vakaları değerlendiren Sinemili Ocağı Piri Süleyman Deprem, Kürt toplumunun örf ve adetlerine yönelik sinsice işlevselleştirilen bu tür değersizleştirme siyasetine karşı toplumun tüm dinamiklerinin etkin bir şekilde mücadele etmesi gerektiğini söyledi. 

“Varma Yezid'in yanına kokusu siner canına” şeklindeki Alevilerin meşhur deyimini hatırlatarak, devletin kuruluşundan bu yana Kürt illerinde sosyal yaşamı, inancı ve gelenekleri ters yüz etme siyaseti güttüğünü belirten Pir Süleyman Deprem, şunları söyledi:

“Pirlerimiz bize sürekli bu sözü hatırlatırdı. Yezid derken sistemi, devleti kastederlerdi. Bu devlet Türk-İslam sentezi üzerine kurulu bir devlettir. Bütün kadrolarıyla Kürtleri ve Sünni olmayan, Şafi de olsa Sünni olmayan Alevileri özellikle yok sayan ve yok etmek için her türlü yola başvuran bir devlet yapısı var karşımızda. Bunun karşısında eskiden mesela Aleviler gelenek olarak Sünnilere kız vermezdi, Sünniler de Alevilere kız vermezdi.

Yanlış anlaşılmasın; şimdi bizzat seni, beni, Alevi ve Kürt olarak yok etmeye çalışan devletin kadrolarıyla ilişkide bulunan Kürt ve Alevi gençlerini, erkek olsun kız olsun fark etmez, bizim bunlar adına aynaya bakmamız gerekmiyor mu? Devlet devletliğini yapıyor da sen Aleviliğini, Kürtlüğünü yapıyor musun? Biz gençlerimize, kızlarımıza onların bu devlet kadroları, görevlileri ile ilişkilerinin sonuçlarını hatırlatıyor muyuz? Bilmiyor musun ki bu devlet kadrolarının en masumu, seni beni kullanmak veya yok etmek için yemin etmiştir.

Dersim'e bakıyoruz, Maraş'a bakıyoruz. Varto'da bugün Alevi köylerine cami kuruluyor. İkincisi yetmiyor; oradaki Cemevi Başkanlığı, Ali Haydar Gök denilen bir asimilasyoncu sahtekar orada Kuran okutuyor. Yakında namaz kıldıracak. Dersim'in 1938'den bu yana katliama tabi tutulan o projesi hala Dersim'de ve Maraş'ta yürürlükteyken, Dersimlilerin şu anda kendilerini yok sayan AKP'nin kuruluşuna bu kadar tolerans tanımaları, AKP'ye üye olan Aleviler... Bu yozlaşmayı Aleviler adına kurulan cemevlerinde de gözlemliyoruz.” 

Kürt ailelere de bu anlamda büyük görevler düştüğüne, çocuklarını eğitmeleri ve örf adetlerine uygun yetiştirmeleri açısından sorumluluğun genel olarak zayıfladığına dikkat çeken Deprem, şöyle dedi:

“Kiminde sisteme entegrasyon ve teslimiyet anlamında toplumda herhangi bir aile içerisinde bile Alevilik adına, geçmişten gelen demokrat devrimci anlayışımız adına şu anda hiçbir ailede çocuklarına yönelik bir örgütlenme ve bilgilendirme ne yazık ki yok.

Kızım, kesinlikle sizden olmayanlara karşı inançlı davranın ve fazla yaklaşmayın. Rojwelat Kızmaz olsun, Gülistan Doku olsun, bugüne kadar katledilen Alevi ve Kürt kızlarımızın çoğu, sistemin yalakası ve sistemle bağlantılı olan memurlar tarafından mağdur edildi. Kızlarımızı ve kadınlarımızı kullanıp bir paçavra gibi kenara atmak ya da katletmeyi gayet normal gören bu kadrolara karşı bir tavrımız olmamalı mı?” 

KRİMİNALİZE ETME ARAÇLARI: UYUŞTURUCU, DİZİLER VE SANAL MEDYA KANALLARI

Gençlerin uyuşturucu ve kriminal suçlara özendirildiğini belirten Deprem, şöyle devam etti: “Özellikle devlet kadroları eliyle Kürt gençleri mücadeleye katılmasın diye uyuşturucuya bulaştırılıyorlar. Televizyonlarda, sinemada ve sanal medyada sürekli katliam oyunları, mafya dizileri; özellikle gençlerin beynini yıkamak için çocuklara bile şu anda cinayet işletecek türde motivasyonlar uygulanıyor. Bunlar asla kişisel olaylar değildir.

Şu anda Türkiye'de satılmamış bir fabrika, üretim aracı ve köprü kalmadı. Sadece insanlar değil, ağaçlar ve doğa da katlediliyor. Şu an bilinçli bir şekilde Türkiye'yi yok etme projesi devrede. Hiç kimse bunu beceriksiz bir iktidar olarak değerlendirmemeli; burada bilinçli bir yok etme projesi uygulanmaktadır.

Maden işçileri maaşları ödenmediği için eylem yapıyor, devlet üzerlerine polisi, jandarmayı gönderiyor. Halklarımızın inançları, kültürleri ve gelecekleri adına mutlaka ortak demokratik değerlerde buluşma zorunluluğu vardır. Gençler uyuşturucu bulamayınca intihar ediyor. Hiçbir gencin gelecek güvencesi yok, kendi yeteneğiyle iş bulamıyor, ya birilerine yamanacak ya da sicilinde Kürt ve Alevi yazıyorsa yok sayılacak.” 

‘BİZ NEYİMİZDEN KORKUYORUZ?’ 

Günlük yaşamdan örneklerle durumu özetleyen Deprem, şunları aktardı: “Diyarbakır'daydım. Sokaktan geçen geliyor, sigara dileniyor. Yaşlı başlı insanlar sokak başında dileniyor. Yazıklar olsun. Biz bu ülkede 68-78 kuşağını yaşadık. Hiçbir dönemde insanlarımız bu kadar ayak altına düşmemişti, bu kadar umutsuz değildi. Bugün ne oluyor bize? Biz neyimizden korkuyoruz? Aç kalmaktan mı korkuyoruz? Zaten açız. Emekli maaşı alım gücünü kaybetmiş. Canımızdan mı korkuyoruz? Her gün canımız gidiyor.

Mücadelenin yöntemleri vardır. Bilimsel mücadele vardır. Bireysel mücadeleyi doğru bulmuyorum ama örgütlü mücadele şarttır. Seni yok etmeye çalışan bir güce karşı onun yöntemiyle ona karşılık vermediğin sürece yok olmaya mahkumsun. Bedrettinler, Pir Sultanlar, Hallac-ı Mansurlar bu uğurda bedel ödemeye göğüslerini açarak gittiler.

Gençlere önerim şudur: Dünyayı sorgulayacaklar, ülkelerini sorgulayacaklar, sistemi sorgulayacaklar. Bu sistemin karşısında ne yapılması gerektiğini sorgulayacaklar. Kendi özlerini yoklayıp kendilerini sorgulayacaklar ve ‘ben ne yapabilirim?’ diyecekler. Her şeyin başı sorgulamadır. Sorgulamayan cahildir, sorgulatmayan canidir. Bizim felsefemizin bu temel düsturu üzerinden bütün gençleri her alanda sorgulamaya davet ediyoruz.”