Türk devletinin NATO Zirvesi’nde güç arayışı
NATO üyeliğini yıllardır Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı baskı aracı olarak kullanan Türk devleti, ABD ile Avrupa arasındaki gerilimden faydalanarak ittifak içindeki konumunu “merkeze” çekmeye çalışıyor.
NATO üyeliğini yıllardır Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı baskı aracı olarak kullanan Türk devleti, ABD ile Avrupa arasındaki gerilimden faydalanarak ittifak içindeki konumunu “merkeze” çekmeye çalışıyor.
NATO Zirvesi bugün başladı. 7-8 Temmuz tarihleri arasında Ankara’da sürecek zirve için adeta olağanüstü hâl eden Türk devleti hem nüfuzunu arttırmaya çalışıyor hem de “NATO içindeki ağırlığını” göstermeye çalışıyor. Ancak bu yıl ki zirvenin öncekilere göre daha gergin geçmesi bekleniyor. Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük silahlanma sürecini yaşayan Avrupa, ABD’nin baskısı altında zirveye giderken, ABD Başkanı Donald Trump ise İran savaşı üzerinden ittifak üyelerini tehditler yağdırıyor. NATO nasıl kuruldu, Avrupa neden daha fazla silahlanıyor, ABD neden kesinti şantajını masaya koyuyor ve Türkiye NATO’yu Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı nasıl kullanıyor? Tüm bu soruların cevabı haberimizde.
NATO NEDİR VE NE ZAMAN KURULDU?
Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinden oluşan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), 4 Nisan 1949'da aralarında ABD, İngiltere, Kanada ve Fransa'nın da bulunduğu 12 ülke tarafından kuruldu. NATO'nun kurulmasına öncülük eden anlaşma Washington'da imzalandı. İlk yıllarda hedefi, “Rusya'nın da aralarında olduğu bir grup eski komünist cumhuriyetin oluşturduğu Sovyetler Birliği'nin Avrupa'da genişlemesini engellemek amacıyla bir blok oluşturmaktı.” Türkiye 1952'de NATO'ya katıldı.
NATO, üye ülkelerden birinin saldırıya uğraması halinde diğerlerinin ona savunması için yardım etmesi kuralına dayanıyor. Kendine ait bir ordusu bulunmuyor ancak üye ülkeler “ortak askeri tatbikatlar” düzenleyebiliyor veya krizlere yanıt olarak “toplu askeri operasyonlar” gerçekleştirebiliyor. Örneğin,1992-2004 yılları arasında eski Yugoslavya'da süren savaşa müdahale ederek Birleşmiş Milletler'e (BM) destek verdi. NATO, Şubat 2022'de Rusya-Ukrayna savaşının başlamasıyla, Rusya'nın "müttefiklerin güvenliğine yönelik en kayda değer ve doğrudan tehdit" olduğunu söyledi.
ÜYE ÜLKELER
ABD, Almanya, Arnavutluk, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsveç, İtalya, İzlanda, Kanada, Karadağ, Kuzey Makedonya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya, Türkiye ve Yunanistan, NATO’ya üye ülkeler.
İsveç ve Finlandiya, Rusya-Ukrayna savaşının ardından Mayıs 2022'de katılmak için başvuruda bulunmuştu. İki ülke bundan önce tarafsızlık politikası uyguluyordu. Rusya ile 1340 kilometrelik kara sınırı olan Finlandiya, NATO'ya Nisan 2023'te katıldı.
Ancak İsveç'in üyeliği, Türkiye ve Macaristan'ın şantajları nedeniyle ertelenmişti. Türkiye, İsveç’in “PKK ile mücadelede yeterli adım atmadığı” gerekçesiyle başvurusunu onaylamamıştı. Ancak pazarlıklarında ardından Ocak 2024'te başvuruyu kabul etti. İsveç, 7 Mart 2024'te Washington'da katılım sürecinin tamamlanmasının ardından resmen NATO üyesi oldu. Böylece NATO'nun saflarına yaklaşık 300 bin aktif ve yedek asker eklendi. Öte yandan, Ukrayna, Bosna Hersek ve Gürcistan da NATO'ya katılma talebinde bulundu.
NATO, üye ülkelerden milli gelirlerinin en az yüzde 2'sini savunmaya harcamalarını talep ediyor. Ancak Trump’ın baskısıyla İspanya hariç Lahey'de düzenlenen 2025 NATO Zirvesi'nde müttefikler, 2035 yılına kadar gelirlerinin yüzde 5'ini yıllık olarak savunmaya yatırma taahhüdünde bulundu.
TRUMP’IN TEHDİTLERİ
Trump’ın özellikle ikinci başkanlık döneminde NATO üyesi Avrupalı ülkelere yönelik sert tepkileri dikkat çekiyor. Trump'ın Rusya ile yürüttüğü Ukrayna müzakerelerinden Avrupalı müttefiklerini dışlaması, Grönland krizi ve son olarak da ABD'nin İsrail ile başlattığı ve küresel ekonomiyi sarsan İran savaşı, ilişkilerde art arda krizler yaşanmasına yol açtı.
NATO ittifakını "kâğıttan kaplan" olarak nitelendiren Trump, defalarca Avrupa'nın artık kendi güvenliğinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda olduğunu ve Amerikan askerlerini Avrupa'dan çekeceklerini söyledi.
Daha çok "Önce Amerika" anlayışıyla hareket eden, NATO'yu Soğuk Savaş'tan kalma "miadı dolmuş" ve bütçesel olarak ABD'ye zarar veren bir yük olarak gören Trump, ittifak üyesi ülkelerle ilişkilerini de ortak değerler yerine "NATO bütçesine ne kadar katkıda bulunursan, güvenliğin de o kadar olur" tehdidiyle yürütüyor. Bu kapsamda Avrupa ülkelerinden taahhütte bulundukları gibi NATO’ya gelirlerinin yüzde 5’ini ayırmalarını istiyor. Tehditlerini sahaya da yansıtan Trump, Almanya ve Doğu Avrupa'daki bazı ABD birliklerini çekmeye başladı, NATO'dan çekilme sinyalleri dahi verdi.
ABD’NİN ROLÜ
ABD ordusu Avrupa'daki müttefikleriyle sık sık, taktikleri geliştirmeye ve müşterek çalışabilirliği (askeri güçlerin birlikte çalışabilme kapasitesi) artırmaya yardımcı olan ikili ve çok taraflı tatbikatlar düzenliyor. ABD ordusu NATO üyesi olmaları sayesinde Avrupa'daki birçok üsse sorunsuz erişim sağlıyor. ABD, örgüt içinde savunma harcamalarının ve ileri düzey askeri teknolojinin büyük bölümünü karşılıyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'ne (SIPRI) göre, 2024'te NATO ülkelerinin toplam savunma harcamalarının yüzde 66'sı ABD tarafından yapıldı.
ABD, en çok harcamayı yaptığını iddia edip özellikle İran savaşı üzerinden zayıflatmak istediği müttefiklerini şu kesintileri yapacağı konusunda uyarıyor: Savaş uçağı sayısını üçte bir oranında azaltmak, stratejik bombardıman uçaklarının sayısı yarıya indirmek, muhrip, denizaltı, yakıt ikmal uçakları ve SİHA tedariki desteğini kesmek.
AVRUPA HIZLA SİLAHLANIYOR
NATO’nun Avrupalı ülkeleri, 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte gelişen süreçle daha fazla silahlanıyor. Bunun temel nedenleri arasında Rusya’nın NATO ülkelerine olası saldırıları, sürekli çekilme tehditleri yapan ABD’ye bağımlılığı azaltmak ve savunma bütçesi sorunları. İsveç merkezli Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (Stockholm International Peace Research Institute/SIPRI) 2025 yılı küresel askeri harcamalara ilişkin raporuna göre, dünyada askeri harcamalar yüzde 2,9 artarak 2 trilyon 887 milyar dolara çıktı. Avrupa’da askeri harcamalar ise 2025 yılında 864 milyar dolara ulaşarak SIPRI verilerine göre en yüksek seviyesine çıktı. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 14 artışa ve 2016–2025 döneminde toplamda yüzde 102’lik bir büyümeye işaret ediyor. Avrupa’nın küresel askeri harcamalar içindeki payı ise 2016’daki yüzde 19 seviyesinden 2025’te yüzde 30’a yükseldi.
TÜRKİYE VE NATO’NUN ‘STRATEJİK ORTAKLIĞI’
Türk devleti, ABD ve Avrupa arasındaki gerilimi fırsat bilerek bu zirveyle İttifak içindeki konumunu daha da sağlamlaştırmayı amaçlıyor. NATO Zirvesi, Türkiye'nin Avrupa'da şekillenen yeni güvenlik planlarında daha etkin bir rol alma arayışını ve ürettiği silahları ittifaka daha somut biçimde sunup kullanma niyetini ortaya koyuyor.
Türkiye, 1949 yılında kurulan NATO’ya üç yıl sonra yani 1952’de katıldı. Türkiye 1950'de başlayan ve üç yıl süren Kore Savaşı boyunca cepheye toplam dört tugay asker gönderdi. Bu, NATO'ya katılım için güçlü bir siyasi mesajdı. 18 Şubat 1952'de NATO ilk kez genişledi. Türkiye ve Yunanistan ittifaka katıldı.
NATO'nun güvenlik haritasının sadece Batı Avrupa merkezli değil, Güney ve Doğu Avrupa, Karadeniz ve Ortadoğu bağlantılı düşünülmesini sağlamaya çalışan Türk devleti, artık ittifakın güneydoğu hattında bir “cephe ülkesi” olarak değil “merkezi” konumda olmak istiyor. Bu kapsamda her kriz çıktığında “arabulucu bir aktör” olarak sahneye çıkıyor.
İTTİFAKIN ÜSLERİ
Türkiye, NATO'ya katılmadan bir yıl önce, oradaki konumunu sağlamlaştırmak için İncirlik Üssü planını devreye soktu. 1951'de ABD ile güvenlik anlaşması imzaladıktan sonra üssün inşasına başladı ve yıl sonunda ortak kullanıma açtı. Yani 1952'de NATO'ya katılınca, üs ittifakın savunma planları ve amaçları doğrultusunda yapılandırılmış oldu.
Üs, Batı ittifakı için hayati önem taşıyordu. Soğuk Savaş boyunca NATO'nun Ortadoğu'da Sovyet Birliği'ni çevreleme stratejisinin merkezlerinden biri oldu. 1 Mayıs 1960'ta Sovyetler Birliği tarafından düşürülen ABD'ye ait U-2 casus uçağı üsten kalkmıştı.
NATO ve ABD, nükleer silahların konuşlandırıldığı üslerin konumlarını “güvenlik gerekçesiyle” hiçbir zaman açıklamıyor. Üste nükleer silah bulunduğu belirtiliyor. Türkiye, İncirlik, Konya ve Erhaç Hava Üsleri, Kürecik ve Kisecik radar tesisleri, İzmir'deki NATO Müttefik Kara Komutanlığı, Çeşitli illerdeki Birleştirilmiş Hava Harekât Merkezleri, Aksaz Deniz Üssü ve gerektiğinde askeri amaçlarla kullanılan Taşucu ile İskenderun limanları üzerinden ittifakın operasyonel altyapısında kritik bir rol oynuyor.
Almanya, geçtiğimiz Mayıs ayında ait bir adet Patriot hava savunma sistemini Malatya’nın Kürecik bölgesine, İtalya'ya da Haziran’da bir adet SAMP/T Hava Savunma Sistemi'ni Konya'ya konuşlandırmıştı.
KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİNE BASKI ARACI
SIPRI raporuna göre, silaha en çok para harcayan ülkelerden biri de Türkiye. 2025 yılı askeri harcamaları bir önceki yıla göre reelde yüzde 7,2 artarak 30 milyar dolara ulaşan Türkiye bu harcama düzeyiyle dünyada 18. sırada yer aldı. Bu da halkın cebinden yüzde 1,9 oranında paranın çalındığı anlamına geliyor. Türkiye’nin rekor harcamaları Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı kullandığı apaçık ortada.
Ancak bu karşı kullanma sadece silahlı saldırılarla sınırlı değil. NATO üyeliğini özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’ni zayıflatmak ve teslim almak için uzun vadeli bir stratejik araç olarak kullandı. Örneğin, Avrupa ülkelerini “PKK yasağı” üzerinden baskı altına alıyor, uluslararası meşruiyet sağlamaya çalışıyor ve Kürdistan’daki saldırılarında teçhizat desteğini kullanıyor. Amerikan yapımı M-60 tankları, M-113 zırhlı personel taşıyıcıları ve Huey helikopterleri, İHA-SİHA’lar ve kimyasal silahlar NATO ülkelerinden sağlanan veya onaylanan stoklardan geldi.
Öte yandan, NATO’nun genişleme süreçlerini de Kürt hareketine karşı baskı aracı haline getirdi. 2022’de İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği başvurularında bu iki ülkeyi “PKK ve YPG’ye destek verdikleri” gerekçesiyle uzun süre engelledi. Üyelik için Türkiye’nin onayı şart olduğu için Stockholm ve Helsinki’den somut tavizler koparıldı. “PKK üyesi olduğu” iddia edilen kişilere yönelik baskılar, Kürt kurumlarının basılması, ekonomik engeller ve iade şartı söz konusu tavizler arasında sıralanabilir. Bu plan, Avrupa’daki Kürt diasporasını ve siyasi faaliyetleri baskı altına almanın bir yoluydu. En çok da ülkelere “PKK yasağı” baskısı yaptı.
Ayrıca NATO üyeliği Türkiye’ye, saldırılarını “NATO müttefiki olarak terörle mücadele” adı altında gerekçelendirmeye fırsat tanıdı. Böylece Kürtlere karşı gerçekleştirilen her katliam ve işlenen her suça karşı uluslararası tepkiler susturuldu. Rojava’ya yönelik saldırılar bunun somut örneklerinden biri.