2014 yılında ağır bir katliama uğrayan Şengal ve Êzidi toplumunun durumu yeniden gündemde. Hem Êzidi toplumunda hem kamuoyunda ferman hafızası oldukça canlı ve herkes bölgenin yeniden dizayn edildiği bu süreçte Êzidilerin yeni bir ferman tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceğini görüyor ve hissediyor.
Nasıl ki 2014 Haziran ayında Ürdün’ün başkenti Amman’da gerçekleşen toplantıyla DAİŞ sahaya sürülmüş ve bölge büyük bir vahşetle dizayn edilmeye çalışılmışsa, buna benzer toplantı ve anlaşmaların yeniden gündemde olduğu; Suriye sahasının HTŞ’ye teslim edildiği, Irak ve İran’a dönük müdahale planlarının gündemde olduğu bu süreçte Şengal’in ve Êzidi toplumunun durumu oldukça hassas ve kritik bir düzeyde seyrediyor.
Mevcut gelişmeler kuşkusuz ki bölgesel gelişmelerle bağlantılı. “İkinci 15 Şubat Komplosu” olarak tanımlanan Rojava’ya dönük plan ve oyunların, soykırım girişimlerinin Şengal sahasında devam ettirilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla Şengal’deki durum lokal veya geçici değil; bölgesel planlara dayanan stratejik bir programın başlangıç durumunu ifade ediyor.
AMAÇ, ŞENGAL HALKINI SAVUNMASIZ BIRAKMAK
Basına da yansıdığı üzere, özellikle Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarından sonra Irak ordusunun Şengal alanındaki hareketliliği oldukça artmış durumda. Bu hareketlilik kısmen Suriye-Irak sınırını koruma temelinde gelişse de esas itibarıyla Şengal’i tümüyle kuşatan askeri bir pozisyonu da açığa çıkarmış oluyor.
Şengal’in iç kesimlerinde yeni askeri kontrol noktaları oluşturmaya çalışmak ve tam da Şengal’e dönük tehlikelerin arttığı bir dönemde Şengal’de silahsızlanma kampanyası başlatmak, kuşkusuz Şengal’i ve Êzidi toplumunu korumakla ilgili değil; tam tersine, Şengal halkını savunmasız bırakmaktır.
Nitekim Şengal halkı da bu politikayı ve açığa çıkaracağı tehlikeleri gördüğü için öz savunmasını kimseye teslim etmeyeceğini ifade ediyor.
Êzidi toplumunun tarihsel belleği oldukça canlıdır. 1973-74’te Saddam Hüseyin döneminde Êzidiler silahsızlandırılmış, akabinde Êzidiler dağ köylerinden koparılarak ovada ‘mucemmeh’ denilen toplama kamplarına yerleştirilmişti. 2014 fermanından önce de PDK ve Irak ordusu eliyle Êzidi toplumunun savunma araçları elinden alınmış, ardından DAİŞ saldırıları başlamıştı.
Şimdi tüm Suriye ve Irak sahası kaynarken, on binlerce selefi grup örgütlendirilirken ve Suriye-Irak sınırının en stratejik noktalarından biri olan Şengal Dağı’nın savunmadan mahrum bırakılmak istenirken, bunun yol açacağı sonuçların oldukça ağır olacağını görmek gerekiyor.
Türk devletinin dayattığı, Irak’ın da belli ölçüde kabul ettiği ve bir planlama çerçevesinde uygulamaya koyduğu adımların, özü itibariyle Şengal’in öz savunma güçlerinin (YBŞ-YJŞ ve Asayiş) silahsızlandırılması; Şengal savunma güçlerinin farklı yol ve yöntemlerle dağıtılması, Şengal’in ve Êzidi toplumunun savunmasız bırakılmasıdır. Bunun gerçekleşmesi halinde, Êzidi toplumunun ferman sonrası büyük emek ve bedellerle oluşturduğu demokratik kurumların da bir şekilde dağıtılmasının önünün açılacağı da hesaplanıyor.
Dolayısıyla temel hedef, Şengal’in öz savunmasız ve yönetimsiz bırakılarak yeni soykırım saldırılarına açık hale getirilmesidir. Basına, ‘Irak ordusunun evlere baskın yapması ve silah toplaması’ biçiminde yansıyan haberler ise bireysel silahların toplanması meselesi değildir. Şengal öz savunma güçlerine dönük silahsızlandırma ve öz savunma yapısını dağıtma planının toplumsal zemininin oluşturulması, temel amacın gizlenerek “sanki evlerde kayıtsız silahlar var, Irak ordusu da bunları toplayıp kayıt altına alıyor” biçiminde meşrulaştırılmaya çalışılmasıdır.
IRAK DEVLETİ, ŞENGAL’İ KİRLİ PAZARLIKLARA KURBAN ETMEK İSTEMEKTEDİR
Suriye-Irak sınırında bu kadar yoğun çete faaliyeti varken; Irak içerisinde eski Baas yapısından Sünni selefi çetelere kadar, önümüzdeki dönemde harekete geçmek için örgütlendirilen on binlerce güç bulunurken; Şengal’in öz savunma güçlerini dağıtmaya çalışmak, açıkça 2014 fermanını tamamlamaya çalışmak anlamına geliyor.
2014 fermanından sorumlu olan ve halen soykırımı kabul etmeyen Irak devleti, Şengal toplumuna bunun hesabını vermek yerine yeni saldırılara zemin yaratmakta, mevcut Irak hükümeti ve ordu içindeki bazı güçler ise Şengal’i kirli hesap ve pazarlıklara kurban etmek istemektedir.
Mevcut durumda Şengal hem on binlerce Sünni selefi çetenin olası tehdidi altındadır hem de Irak ordusu eliyle kuşatılmaktadır. Irak ordusunun Şengal’deki mevcut konumlanması kesinlikle Êzidi toplumunu, Şengal halkını koruma hedefli değildir. Eğer böyle olsaydı, Şengal’i bu denli ablukaya almaz; fermandan günümüze kadar büyük bedellerle Şengal’i koruyan öz savunma güçlerini dağıtmaya çalışmazdı.
Irak’ın kendisi bu kadar tehdit altındayken, Bağdat kuşatılmışken Şengal’i kuşatmaya çalışmanın anlamı nedir? Irak’ın, Şengal’in özsavunma güçleri olan YBŞ-YJŞ ve Asayiş güçleriyle ortaklaşması, bu güçlerin varlığını kabul etmesi ve tüm tehditlere karşı ortak hareket emesi gerekirken; Şengal’i kuşatmasının tehlikeli bir plana hizmet ettiği açıktır.
Irak devletinin tamamı bu planı onaylamış mıdır? Hükümet ve ordu içindeki bazı çevreler, Türk devletiyle iş tutarak mı bu planı uygulamaya çalışıyor? Bu soruların yanıtı yakın zamanda daha da netleşecektir.
Yine alanda yoğunlaşan MİT faaliyetleri var, Irak devletinin Türk devleti ile ortaklaşarak sahada yürüttüğü faaliyetler var. Son dönemde MİT’in, merkez üssü Başiqa olan Musul sahasındaki faaliyetleri yoğunlaşmıştır. MİT üyeleri, Şengal’de bulunan bazı kişilere, özellikle Özerk Yönetim kurumlarında ve demokratik kurumlarda çalışanlara telefon yoluyla ulaşarak çeşitli teklifler sunmakta ve bu kişilere ajanlık dayatmaktadır.
Ayrıca özel savaş medyası aracılığıyla, halkı psikolojik olarak hedef alan bazı çalışmalar yürütülmektedir. Örneğin, Şengal Dağı’nda Türk ordusunun askeri bir üs kuracağına dair yapay zeka marifetiyle üretilen görüntüler dolaşıma koyulmaktadır. Yani, askeri ve istihbari faaliyetlerin yanı sıra Şengal’e yönelik özel savaş araçları da devreye konulmuştur.
‘ÊZİDÎ SOYKIRIMINDAN ÊZİDÎ RÖNESANSINA’
Tüm bu tehdit ve oyunlara karşı Êzidi toplumu ise direniş tutumunu ve kararlığını her fırsatta dile getiriyor. 2014 yılı tekrar edilmek istenirken, Êzidiler de “Biz Êzidiler artık o dönemin savunmasız ve örgütsüz Êzidileri değiliz’ diyor. Yani Êzidi toplumu, bu oyun ve komplolara karşı duracak belli bir bilinç, tutum ve kararlılığa sahip olduğunu vurguluyor. Toprağını, inancını, kültürünü ve kurumlarını savunma iradesi Êzidiler’de güçlüdür. Şengal halkı, mevcut planları kabul etmeyeceğini; toprağını savunacağını ve eskisi gibi savunmasız, örgütsüz kalmayacağını dile getiriyor.
Öte yandan Şengal Özerk Yönetimi de Türk devletinin planını boşa çıkarma temelinde, Irak devleti ve hükümeti ile diyalog ve çözüm müzakerelerini geliştirmek istediğini deklare etti; bu temelde bazı girişimler de sürmektedir. Şengal Êzidi toplumu, Irak Anayasası çerçevesinde mevcut idari, siyasi ve askeri konuların çözümüne hazırken, Şengal’i hukuk dışı bırakan ve Êzidi haklarını teslim etmeyen Irak devletidir.
2014 yılında Şengal’i DAİŞ çetelerine terk eden Irak, Êzidi toplumunu yeniden soykırım saldırılarına açık hale mi getirecek, yoksa Êzidi toplumunun başta öz savunma olmak üzere temel haklarını teslim mi edecek; bunları önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Fakat ne olursa olsun, Êzidi toplumu tüm kurum ve yapılarıyla her türlü soykırım planına karşı çıkacak; yeniden soykırım kıskacına alınmaya izin vermeyecek. Önder Apo’nun da dediği gibi, ‘Êzidi soykırımdan, Ezidi rönesansına doğru akacaktır.’